Trabzon’un Araklı ilçesinde maden çalışması yapılmasına yönelik tepkiler sürerken, konu Trabzon Büyükşehir Belediye Meclisi’nde de gündeme geldi. CHP’li Meclis Üyesi Mustafa Çankaya, “Trabzon’un yüzde 77’si maden sahası ilan edilmiş durumda. Araklı’da da bunun uygulamaları yapılmaya çalışılıyor. Bu teknikle yapılacak maden faaliyetlerine karşıyız. Yabancı firmalara yer tahsis ederek oradan kazanımların yurt dışına çıktığı, altın ve madenlerin vatandaşın kullanımına sunulmadığı bu sistem yanlıştır, bir zulümdür.” dedi.
Çankaya’nın sözlerine yanıt veren Başkan Ahmet Metin Genç, bölgede maden faaliyetlerine karşı olduklarını belirterek, “Maden konusundaki hassasiyetinize katılıyorum. Bize Araklı ile ilgili prosedürel anlamda bir şey gelmedi. Orası turizm bölgesi… Bize geldiği zaman da olumsuz görüşümüzü belirteceğiz. Düzköy Honefter Yaylası’nda da maden konusu gündeme gelmişti, ona da olumsuz görüş verdik. Burada da aynı yanıtı vereceğiz.” diye konuştu. (Trabzon 360 Haber)
Okurlarımızdan Tamer Aşut ise mesajında, “Bir hükümet, seçim öncesi, millet ekonomik nedenlerle burnundan solurken neden yüzbinlerce maden ruhsatı verip, oy kaybetmeye razı olur?
Acaba bu maden olaylarında asıl sebep emperyalistlerin böyle istemesi olabilir mi” diye sordu.
Tam da bu konuda, işadamı arkadaşım Yaşar Canca, yıllar önce bana gönderdiği mesajda, meselenin dünyanın tapusunu ele geçirmek olduğunu yazmıştı:
“Şimdi savaş, dünyanın tapusunu ele geçirmek için sürüyor. Dünyada her yıl Fransa ekonomisinin millî geliri (2.34 trilyon dolar) kadar gelir, sadece faiz yoluyla elde edilmektedir. Bu parayla rekabet etmek neredeyse imkânsızdır. Ülkemizdeki doğal kaynaklar önce bir yerlere adreslenecek sonra da Anayasa değişikliği ile birlikte işletenlere tapulanacak! Bir kere verin, bakalım bir daha alabilecek misiniz? Orman alanlarında şimdiden birçok yer ve amaç için ruhsatlar alınmaya başlanmıştır. Eğer bu değişiklikler planlandığı gibi gerçekleşirse deniz ve göl kıyılarındaki tesisler, limanlar, turizm bölgeleri, hidroelektrik santrallerinin su toplama havzaları, şu anda kullananların olacaktır. Millî-muhafazakâr yapının neyi koruduğunu bilmesi lazım. Bunu yapamaz isek içinde yaşadığımız coğrafyadaki dağları, ovaları, göl ve nehirleri elimizden alırlar. Coğrafya elimizden gittiğinde yaşayacak yer aramaya başlarız.”
AKP, ormanların ve su kaynaklarının satılması için gereken yasal değişikliği yaptı! Canca’nın bahsettiği devletin tapusundaki millî servetler “Varlık Fonu”na adreslendi ve başlangıçta “işletme devri” denilerek elden çıkarılıyor.
İlahiyatçı Cemil Kılıç ise “Mülkiyeti ve üretim araçlarını ele geçirmeden insanlar üzerinde egemenlik kurmak mümkün değildir. Şirk dediğimiz şey yani tanrılık/tanrısallık iddiası, mülkiyete el koyma yoluyla olmaktadır.” diye konunun tarihi ve dini boyutunu açıklamıştı.
Peki neden bir iktidar, ülkesinin kaynaklarını mirasyedi gibi harcamaya kalkışır?
Söze Trabzon’dan başladık, Trabzon ile bitirelim. İtalya’nın Bologna şehrinde “Trebisonda” adlı bir sokak var. Cenevizli ve Venedikli tüccarların, 15 ve 16. yüzyıllarda, Trabzon’da yoğun ticaret yapması sırasında, İtalya’da birçok sokağa Trabzon adı verilmiştir. Bologna’daki sokak, onlardan biridir.
Venedik ve Cenevizli tüccarlar, bozuk havada Trabzon’a gemilerle yanaşmaya çalışırken, bazen rotayı şaşırır, uzak kıyılara çıkarmış. Bu tür olaylar sık sık yaşanınca, kendi aralarında “Perdere la Trebisonda”, yani “Trabzon’u kaybetmek” diye bir deyim üretmişler. Deyim, bugünkü İtalyancada “yönünü şaşırmak” veya “kontrolü kaybetmek” anlamında kullanılıyor. “Pusulayı şaşırmak” gibi…
Siyasi kıblesi, Brüksel ve Washington olanlar, “Ankara’nın şerrinden Brüjksel’in şefaatine sığındık” diyenler ve Trump’ın “meşruiyet verelim” dediği siyasiler, meşruiyetlerini alenen bu iki merkezden alanlar, Trabzon’u da kaybeder, Türkiye’yi de…
14 Mayıs 2026
Arslan BULUT
KAYNAK: https://yenicaggazetesi.com/
