MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan’a statü olarak “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü” unvanı verilmesini önerdi.
Bahçeli, “Terörsüz Türkiye” sürecini anlatırken, “Kan analizlerine, kemik yapılarına, kafatası boyutlarına göre değil; Türk’ün, Kürt’ün, Alevi’nin, Sünni’nin, Arap’ın, Süryani’nin doğulunun, batılının aynı bayrak altında, aynı vatan üzerinde, aynı devlet çatısı altında, aynı kader ve istikamet birliğinde kenetlendiği bir Türkiye için çabalıyoruz. Şayet MHP’yi vatana ihanetin merkezine koymaya cüret edenler varsa; Türk milliyetçiliğinin komuta merkezini terörle aynı terazide tartmaya kalkışıyorlarsa gaflet zindanlarına düşmüşlerdir, Hiç kimse MHP’nin adını terörle yan yana getiremez.” diye konuştu.

Görüldüğü gibi Bahçeli, partisini “Türk Milliyetçiliğinin komuta merkezi” olarak sunuyor. Bu bakış açısı, Anayasa’ya aykırıdır. Hiçbir sivil Türk vatandaşı, silahlı kuvvetler gibi herhangi bir emir komuta zinciri içinde değildir.


Bahçeli’nin önerisine ilk destek DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’dan geldi. Bakırhan, “Bahçeli’nin sözlerinin altına imza atıyoruz. Sayın Erdoğan, gelin tarihi birlikte yazalım” dedi.

Bakırhan, “Devlet ‘silah bıraksınlar biz adım atarız’ diyor aylardır, PKK ‘yasal zemin olsun biz bırakırız’ diyor. Her ikisinin de kaygısını anlıyoruz. Biz DEM Parti olarak şunu teklif ediyoruz; Sayın Kurtulmuş, komisyondaki partilerin koordinatörlerini önce bir çağırın. Elimizde müşterek bir belge var, komisyonun hazırlamış olduğu rapor var, özel yasayı hemen Meclis’e sunalım.” diye konuştu.


Bir defa “Terörsüz Türkiye” projesi, Erdoğan ve Bahçeli tarafından gündeme getirilmiş olsa da Birinci ve ikinci açılım süreçlerindeki “Akil Adamlar Heyeti” gibi, “Meclis’te resmi olmayan Milli Birlik, Dayanışma ve Kardeşlik Komisyonu kurulması” gibi uygulamalar, öncelikle Graham Fuller ve Henri Barkey tarafından “Türkiye’nin Kürt Meselesi” adlı kitapta, 1998 yılında önerilmiştir!

Yine Müyesser Yıldız’ın ortaya çıkardığı David Phillips’in 2007 raporunda, “TSK’nın etkisizleştirilmesi, PKK’lılara kademeli bir şekilde ‘eve dönüş veya dağdan iniş’ imkânı sağlanması, PKK üst yönetimin üçüncü bir ülkeye gönderilmesi, reform paketleri açılması, Meclis’te komisyonlar kurulması, ‘Barzanistan’ın tanınması. Türkiye’nin Kerkük’ten vazgeçmesi, Fırat-Dicle sularını paylaşması” önerilmişti.

Raporun başlığı, “Kürdistan İşçi Partisi’nin Silahsızlandırılması, Dağıtılması ve Yeniden Entegre Edilmesi (Disarming, Demobilizing and Reintegrating the Kurdistan Worker’s Party)” şeklindeydi.

Burada akla gelmesi gereken soru şudur: Terörsüz Türkiye Projesi’nin emir-komuta merkezi neresidir?

Terörsüz Türkiye, yerli ve milli midir yoksa Graham Fuller, Henri Barkey ve nihayet David Phillips’in projesi midir?

Yerli ve milli ise, “Milli Birlik, Dayanışma ve Kardeşlik Komisyonu”nda konuşan SETA’nın Dış Politika Araştırmaları Direktörü Prof. Dr. Murat Yeşiltaş neden terör örgütünün silah bırakmasının ilk adımlardan biri olduğunu belirterek bunun kalıcı olabilmesi için “DDR” olarak ifade edilen “silahsızlanma, terhis ve yeniden entegrasyon” süreçlerinin dikkate alınması gerektiğini söyledi?

Müyesser Yıldız, o yazısında “DDR, ‘Disarming, Demobilizing and Reintegrating’ başlığındaki kelimelerin birinci harflerinden oluşuyor. Yani ‘silahsızlanma, terhis, yeniden entegrasyon’ kavramlarının İngilizcesinin ilk harfleri…” demişti.

Ben de “Durum buysa, yeni açılım sürecinin mimarı kim oluyor? David Phillips değil mi? Dolayısıyla sürecin mimarı, iddia edildiği gibi Türk devlet aklı değil Amerikan devlet aklı olmuyor mu?” diye sormuş ve cevap alamamıştım.

Şimdi aynı soruyu tekrar soruyorum.


Bir de Bahçeli’nin “mutlak butlan” yorumu var. Bahçeli, Cumhuriyet Halk Partisine atanacağı konuşulan kayyumla ilgili görüş belirirken, “Cumhuriyet Halk Partisi, cumhuriyetin kurulduğu günden bu yana var olan önemli bir siyasi kurumdur. Bu kurumun içinin karıştırılması, parçalanması, hukuki yönden zedelenmesi veyahut başka amaçlarla kullanılmasına müsaade edilmemesini temenni ederiz. Umarız ki CHP milletle buluşmayı tercih etsin ve üzerine düşen tarihi sorumluluğu üstlenmiş olsun.” dedi.

Peki ama haksız tutuklamalar yaparak CHP’yi karıştırmaya çalışan doğrudan iktidar değil midir?

Aslında sorun, CHP’nin “Terörsüz Türkiye” projesine ikna edilmek istenmesinden de kaynaklanıyor. Bakınız, TKP Genel Başkanı Kemal Okuyan, “Bizim HDP ve DEM çizgisiyle mesafelenmemiz yeni bir şey değil.” derken, CHP, komisyon üzerinden, “Türk Milleti” yerine “Türk-Kürt-Arap İttifakı”nı kabul etmeye zorlanıyor. Bu, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yıkılması, yerine milliyetsiz bir federasyon kurulması demektir.

CHP’nin yapması gereken, bir an önce bu komisyondan çekilmektir.

05 Mayıs 2026

Arslan BULUT

KAYNAK: https://yenicaggazetesi.com/


Yorum bırakın