Hukukun otorite tarafından hasımlara hatta rakiplere karşı “silah” veya “alet” gibi kullanılması…
Bütün milletlerin tarihleri bunun örnekleriyle doludur, hem de çok acı…
Bu acılardan ders alındığı içindir ki insanlık “kuvvetler ayrılığı” ve “yargı bağımsızlığı” kavramlarını geliştirdi. Bu kavramların arkasında büyük ahlak ve adalet felsefeleri var.
Bu sayededir ki hukuk, otorite sahiplerinin elinde “silah” veya “alet” olmaktan çıkar, aksine, otoriteyi denetleyecek ve dengeleyecek bir üstünlük kazanır.
Biz bunu başaramadık.
Kısa süreli istisnai dönemler olsa da yargı bizde el değiştirdi, “bizden” oldu, “onlardan” oldu ama yeterince bağımsız olamadı. CB sisteminde sorun daha da ağırlaştı.
İşte, iktidarın yargı eliyle muhaliflerini “silkeleme” politikası İstanbul’un ardından Ankara’ya yöneldi. Hukuku silah gibi, alet gibi kullanmak bu işte.
‘LAWFARE’ SORUNU
İBB davasında Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan’ın mahkemedeki savunmasını okurken avukatlık günlerimi hatırladım. Uzun meslek hayatım boyunca her devirde yargı bağımsızlığını savunmak zorunda kaldığımı hatırladım.
Av. Pehlivan, zengin hukuk kültürüyle donanmış savunmasında hukukun silah gibi yahut alet gibi kullanılması sorununu anlatıyor.
Orta Çağ ceza hukukunda temel kavramlardan biri “itiraf”tır. İtirafın anlamı, işlendiği iddia edilen suçu, dini veya dünyevi “iktidarın kurduğu anlatıyla uyumlu hale getirmek”tir.
Cadı olduğunu, içine şeytan girdiğini, büyü yaptığını, kiliseyi inkar (küfr) ettiğini “itiraf” edersen otoritelerin “kurduğu anlatıyı” doğrulamış olurdun.
Bunu sağlamak için hukuk, silah gibi kullanılırdı. Yani “lawfare.”
Modern totaliter sistemlerde de “itiraf” çok kullanılışlı bir araçtı. “İtiraf” yoluyla otoriteyi takviye etmek ve başkalarını suçlamak bir “lawfare” metodu olarak kullanıldı.
Oysa, insan haklarını esas alan modern ceza hukukunda “lawfare”, yargı bağımsızlığının kökten tahribi demektir.
YARGI BAĞIMSIZLIĞI
Pehlivan savunmasında şöyle diyor:
“Siyasi muhaliflerini yargı yoluyla tasfiye etmek isteyen her iktidar Lawfare yöntemini ithal etti. Lawfare nedir, önce onu söylemek isterim. Lawfare ile kastedilen şey, yargının muhalif liderlere karşı bir silah olarak kullanılmasıdır…”
Muhalif belediyeler hakkındaki soruşturma-yargılama kampanyasının siyasi olduğu apaçık ortada, uluslararası belgelerde de belirtiliyor.
Av. Pehlivan bu sebeple “lawfare” kavramını kullanıyor. Brezilya’da, Lula da Silva’nın 2018 seçimlerinde aday olmasını engellemek için yargı eliyle “lawfare” yöntemleriyle tutuklanıp mahkûm edilmesini örnek gösteriyor. Lula’nın avukatı da tutuklanıp mahkûm edilmişti. Bir kısım sanıklar “itiraf”ta bulunarak Lula’ya suç yıkmışlardı. Yüksek Mahkeme bu mahkumiyetleri bozacak, Lula 2022’de devlet başkanı seçilecektir.
Lula olayı hukuk tarihine geçecek bir öneme sahiptir: Brezilya’da “Adil yargılanma hakkı”nın ihlaliyle, yani “lawfare” yöntemleriyle siyaseten mahkûmiyet… Fakat bağımsızlığını kaybetmemiş Yüksek Yargı kararıyla beraat…
Bizde de siyasetin yakından ilgilendiği konularda yerel mahkemelerle AİHM ve AYM kararları arasındaki akıl almaz farkları ve yerel mahkemelerin AİHM ve AYM kararlarına uymamaktaki akıl almaz direnişlerini elbette hukuk tarihi yazacaktır.
SİSTEM MÜSAİT
Temeldeki sorun, “yargı bağımsızlığı”dır. Kurumsal ve vicdani bağımsızlığı güçlü bir yargıyı hiçbir iktidar “lawfare” için kullanamaz.
Kurumsal; yani hâkim ve savcıları, siyasetin el uzatamayacağı bağımsız bir kurulun ataması…
Vicdani; yani hakim ve savcıların partizanlıktan uzak, hukuku üstün tutan âdil bir vicdana sahip olması…
Biz bu iki faktörü de kalıcı olarak sağlayamadık, yargı el değiştirdi ama bağımsız olamadı.
Problemin kaynağı, CB sistemindeki haliyle HSK’dır. Venedik Komisyonu’nun raporunda belirtildiği gibi:
“Cumhurbaşkanı aynı zamanda Adalet Bakanını ve Müsteşarını da atadığı için, yürütme fiilen HSK’nın 13 üyesinden en az onunu seçme yetkisine sahip olmakta ve böylece yargı üzerinde güçlü bir siyasi etki sağlamaktadır.” (CDL-AD(2024)041, paragraf 118)
Evet bizde “yargı üzerinde güçlü siyasi etki” vardır.
Sistem, “lawfare”e çok müsaittir.
Kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı olmadan adalet de olmaz sağlıklı kalkınma da.
26 Nisan 2026
Taha AKYOL
KAYNAK: https://karar.com/
