ANCAK BU GOEBBELS, İŞLERİ ELİNE YÜZÜNE BULAŞTIRDI…
Hitler’in iktidarı ve savaşı boyunca yanında bulunan en yakın kadrosu denilebilecek üç-beş kişi vardı. İktidarı ele geçirmek için mücadele ettikleri yıllarda ( SS’lerle, SA’larla sokaktan geliş yılları); daha sonra savaş öncesi iktidar döneminde ve sonunda da Hitler’in savaşı diyebileceğimiz 2. büyük harp yılları boyunca Heinrich Himmler, Hermann Göring ve
Joseph Goebels isimleri daima Hitler’le birlikte anıldı. Nazi mücadelesinin, iktidarının ve savaşının en önemli ve değişmez desteği güçlü, kesif, siyaset, sosyoloji ve savaş tarihinde yer bulacak bir ölçüye erişmiş bir propaganda sistemine sahip oluşuydu ve bu sistemin mucidi, kurucusu, uygulayıcısı da Goebels’di.
Naziler sokakta savaşarak iktidara yürürken, SS’leriyle, SA’larıyla sokak terörü estirirken, bu işin ne kadar haklı, doğru,elzem bir iş olduğunu Alman halkına ve kanı kaynayan Nazi gençliğine anlatıp ikna etmeyle başlayan bu süreç Hitler’i iktidara taşırken, Almanya için nasıl vazgeçilemez bir figür olduğu propagandasını esas almıştı.
İktidar olduktan sonra da, Almanya’nın dünyanın en güçlü ülkesi olması gerektiği; “ırkların üstünde Alman irki” bulunmalı propagandası dönemin hakim fikri olarak Goebbels bakanlığının işi oldu.
GELELİM ABD’YE VE YENİ BİR HİTLER’İN DOĞUŞUNA…
Thomas Jefferson, Theodore Roosevelt, and Abraham Lincoln ve George Washington gibi liderler/cumhurbaşkanları gören bir Amerikan demokrasisi vardı. Uzun yıllar boyunca ABD bütün dünyada “demokrasinin beşiği” olarak vasıflandırıldı ve bu ülke demokrasisi bütün ülkeler için örnek alınması gerekli bir yönetim tarzı olarak tanınıp bilindi. ABD, ülke olarak bir yandan batı dünyasının lideri, öncü temsilcisi, dünyada demokrasinin örnek ülkesi gibi tanımlamalarla tarif edilirken diğer yandan da belki de hayatın tabii akışının ve gelişiminin bir sonucu olsa gerek aynı zamanda liberal-kapitalist dünyanın (veya bloğun da) temsilcisi, önderi, lideri oldu. Böylece batının demokrasisi ile batı kapitalizmi birlikte değerlendirilip anılır hale geldi. ABD böylesi bir pozisyona yükselince de kendisini hem batının demokrasisinin, hem de kapitalizminin patronu, hamisi, koruyucusu olmak mecburiyetinde hissetti ve öyle de davrandı. Bir yandan bütün dunyada kurulan bir sermaye hegemonyasının patronu olarak adeta kapitalist bir imparatorluk haline gelirken; diğer yandan da demokrasinin büyük abisi olarak (🤔😉🤨) dünyanın her köşesine burnunu sokmaya başladı. Bu arada ABD’nin kendi iç bünyesinde de çok önemli değişiklikler yaşandı ve eskinin sanayi ile, petrolle, enerji ile, ticaretle gelen, gelişen, büyüyen Amerikan zenginliği el değiştirmeye başladı. Sayiları yirmi otuz civarındaki büyük teknoloji şirketi ki, başta Apple, Amazon, Alphabet, Meta, Nividia, Netflix, Microsoft gibi en büyük yedi, sekiz tanesi olmak üzere ABD kapitalizminin de, demokrasisinin de, Trump üzerinden siyasetinin de üzerine oturdular. Sadece ABD değil, artık bütün dünya dijital bir hegemonyanın kontrolüne girmiş vaziyette. İşte tam da bu noktada sormak gerekir; bunlarla var olan sistemi Trump mı yönetiyor; yoksa bunların var ettikleri sistem Trump da dahil hem Amerika’yı, hem dünyayı etkileyerek hüküm sürüp, yönetmekte mi ? ABD’nin ve dünyanın yeni feodalleri bu dijital patronlar mı?…
Şimdilik bu feodallere Trump’ın, Trump’a da bu yeni feodallerin iyi geldiği söylenebilir, zaten bu görülüyor. Larry Ellison mu Elon Musk mı (Tesla) yarışı sadece ekonomik bir rekabet mi, ABD ve hatta dünya siyasetini de etkileyecek boyutta bir gerçek mi, iyi görmek lazım.
İşte tam da haller böyleyken bu dünyanın orta yerine gelip yerleşen bir TRUMP VAKASI var. Birinci dönemi pekçok problemlerle geçen bir başkanlık dönemi macerası kolay kazanıldığı söylenebilecek bir ikinci dönem başkanlığı ile sürüyor. Yeni feodallerin Trump’a vaki desteklerinin rolü inkar edilemez. Ancak bir müddetten beridir Trump kulunuz, gemi azıya aldı gidiyor. Öyle ki, artık bütün dünya kamuoyunda ve de hatta ABD’nde ( sadece Demokrat çevrelerde değil, artık Cumhuriyetçi çevrelerde bile) Trump tartışılmaya başlandı. Bütün çevresini boş veren, Temsilciler Meclisi ve Senato’ya aldırmayan, hukuk makamlarını ve kararlarını hiçe sayan, FBI, CIA, Pentagon, ulusal güvenlik gibi geleneksel kurumların zaman zaman yaptıkları uyarılara kulak asmayan bir Trump portresi ile hem ABD, hem de dünya karşı karşıya. Çeşitli çevrelerde bu hallerinin, yaptığı işlerin, aldığı kararlar ve uygulamalarının normal olmadığını düşünenlerce muhtelif hastalık belirtileri teşhisi yapılmaya çalışılıyor, akıl sağlığı yerinde mi sorgulamaları yapılıyor. Çünkü, Trumpca sergilenmekte olan tutum ve davranışların normal, sorumluluk sahibi, dünyanın en önemli bir ülkesini yönetme mevkiinde olan bir kişiye yakışmadığı düşüncesi artık bütün dünyanın müşterek şüphesi haline gelmiş durumda.
Bütün bu durumlar ve Trump, ABD gibi neredeyse iki asırdır ” demokrasinin beşiği” diye bellenen (öyle sanılan, ya da takdim edilen) ülkesini otokrat, monarşik, dijital feodalleriyle oligarşik bir sisteme getirip oturttu. Eskiden Amerika demokrasi ihraç ediyordu. 😉🤣 Şimdi son bir-iki haftadaki ABD’li hadbilmezlerin beyanlarından anlaşılıyor ki, “MONARŞİ” ihraç etmeye karar verdiler. 🤔 Bir de Trump’a acıyorum. Kendisine bu kadar dijital desteğe rağmen bir Goobbels edinemedi. İki işi birden bizzat kendisi yapıyor. Kendinin Goobbels’i. George Orwell bugünlere yetişemedi…😅
20 Nisan 2026
Şevket Bülend YAHNİCİ
