Terör örgütü PKK’nın siyasi temsilcisi DEM Parti’nin İmralı heyeti üyesi Pervin Buldan’ın T24’ten Cansu Çamlıbel’e verdiği röportajın altını ısrarla çizip, mutlaka satır satır büyük dikkatle okumanızı önermiştim. (DEM, HEM SARAYA HEM DE ÖCALAN’A ŞANTAJ YAPIYOR… başlıklı yazı)

Önerimde ısrarcıyım!.. Pervin Buldan’ın tehdit ve şantajları saray cenahında gayet iyi algılandı. İktidarın farklı aparatları Pervin Buldan’a cevap yetiştirmeye çalıştı. Saraycılar, Pervin Buldan üstünden terör örgütünü “nankörlük”le itham ettiler!..

Ne kadar hazin bir tablo değil mi?!..

Siyasi temsilcileri ile birlikte terör örgütü PKK, saray iktidarını en zayıf döneminde tam manasıyla köşeye sıkıştırdı. Pervin Buldan’ın ağır şantajlarına saraydan gelen cevaplar teröristleri tatmin etmedi!.. Terör örgütü PKK, dün, sözde yayın organları üzerinden sarayı “eski günlere döneriz” diye tehdit etti!..

Sırasıyla gidelim;

Terör örgütü PKK’nın sözde gazetesi Yeni Yaşam’da Ali Sinemilli imzasıyla “AKP başa mı sarıyor? “ başlıklı yazının hemen girişinde, “Türkiye yeni bir yol ayrımındadır. Ya çözümsüzlükte ısrarla krizler derinleşecek, kutuplaşma büyüyecek, toplumsal çürüme artacaktır ya da Halkların huzuru ve refahının yolunu açacak demokratik çözüm, toplumsal uzlaşı ve barış temelinde yeni bir gelecek inşa edilecektir” denilerek ağır bir tehdit savruluyor. Sonrasında tehdit ve şantajlar kademe kademe arttırılıyor;

“…, yaşadıklarımız eskinin bir nevi tekrarı. Toplumsal baskı artınca, adım atma sırası iktidar-devlette çağrıları çoğalınca bundan kurtulmanın yolu olarak topu karşıdakine atma ucuzluğuna başvuruluyor. Bundandır ki, bir yandan AKP sözcüleri diğer yandan bağlı medya organları hep bir ağızdan bir değil on haberle gündemi değiştirmeye çalışıyor. AKP üzerindeki toplumsal baskının yönünü PKK’ye çevirmek istiyorlar. Böyle yaparsak bir süre daha kazanırız diyorlar.

Şüphesiz, yansıyan panik havası, eli ayağına dolanan görüntü bir buçuk yılı bulan süreçte izlenen politika ile doğrudan bağlantılı. AKP bu süre zarfında hep ‘adım atacak gibi’ duran taraf oldu. Bugün, olmadı yarın, diğer gün diye diye bugünlere kadar gelindi. Bu biçimde- eğer danışıklı denilse, ki danışıklı olma ihtimali yüksektir- MHP dahil herkesi oyalayan bir AKP söz konusudur. Nihayetinde olan da bellidir. Bir buçuk yılda hiçbir adım atmayan bir AKP gerçekliği.

Dolayısıyla devam eden süreç ve gelinen aşamayı AKP yönetiminin hanesine artı olarak kaydetmek gerçekçi olmayacaktır. AKP bu yola çokça değerlendirildiği üzere mecburen giren taraftır. Mecburiyetlerle yürüdüğü bu yolda hep bir ‘umut’ geri dönmenin, eskiyi uygulamanın arayışı içindedir. Özü itibariyle ilk gün hangi noktadaysa, bugün de o noktadadır. Sürecin başında nerede duruyorduysa bugün de oradadır. Zihniyeti budur, emeli de bu biçimde olmaktadır,

O halde, AKP’nin yürüttüğü özel savaş propagandasına karşı uyanık olmak, gündemleştirdiği konuların arka planına bakmak oldukça önemlidir. AKP çözüm istese hiçbir engelle karşılaşmadan atacağı o kadar çok adım var ki, saymakla bitmez. Böyle değil de hep gerekçelerden bahsediliyor, her daim olmazın teorisi yapılıyorsa bunun nedeni bellidir. Çözüm istememedir.

Dikkat çekmekte yarar var. Bu sürecin başından bu yana içerisinde olan DEM Parti’nin beş günlük geniş katılımlı toplantılarından sonra yaptığı açıklama ortadadır. Ne diyor DEM Parti: Türkiye yeni bir yol ayrımındadır. Ya çözümsüzlükte ısrarla krizler derinleşecek, kutuplaşma büyüyecek, toplumsal çürüme artacaktır ya da Halkların huzuru ve refahının yolunu açacak demokratik çözüm, toplumsal uzlaşı ve barış temelinde yeni bir gelecek inşa edilecektir.”

Ve yazının sonunda saraya tehdidin en ağırı savruluyor;

“AKP’nin bu iki yoldan hangisini tercih ettiği bellidir. Demokrasi güçlerine düşen AKP’nin çözümden yana eğilim göstermesini sağlamak, AKP’yi buna mecbur kılmaktır. Aksi teferruatlı anlatımlara gerek duymayacak kadar görülmüş, anlaşılmıştır.”

“Görülmüş” olanla neyi kastettikleri açık!..

Meale gerek var mı?!..


Katil sürüsü PKK’nın sözde yayın organında çıkan saraya tehdit yazılarının ikincisi ÖHD’li avukat Erhan Çiftçiler’in “Komisyon raporunda negatif barış riski: 6. ve 7. bölümler üzerine” başlıklı yazıydı. Hemen girişte de kusulan irin hesapları açık ediyordu;

“Rapor, ilk bakışta temkinli, çatışmasızlığı önceleyen ve ‘silahların susması’nı merkeze alan bir yaklaşım sergiliyor. Kısa vadede gerilimi düşürmeyi ve çatışma dinamiklerini kontrol altına almayı hedefleyen bir çerçeve sunuyor. Ancak raporun dili ve öneri seti bunun ötesine geçmekte zorlanıyor

Pozitif barışa giden yolu açık, somut ve bağlayıcı biçimde tarif etmediği sürece eksik kalmaya mahkumdur. Eğer gerçekten kalıcı bir barış hedefleniyorsa, yasal düzenlemeler sonraki aşamaya ertelenecek teknik adımlar değil, sürecin kurucu unsuru olarak ele alınmalıdır.”

“Süreci” anladık da “kurucu unsur” ne demek oluyor?

Meale gerek var mı?..

Devam edelim;

“Elbette silah bırakanların sosyal ve ekonomik durumlarını gözeten düzenlemelere ihtiyaç vardır. Örneğin Kolombiya’da Farc ile 2016’da imzalanan barış anlaşması sonrasında, eski savaşçılara yalnızca psikososyal destek değil; kooperatifleşme imkanı, maddi destek, kırsal kalkınma projelerine erişim, siyasi parti kurma ve seçimlere katılma hakkı tanınmıştır.

Dolayısıyla ortaya çıkan tablo, “pozitif barış” olarak tanımlanabilecek; Kürt meselesini oluşturan kök sebepleri ortadan kaldıracak şekilde adalet, eşitlik ve demokratik dönüşüm temelinde kalıcı bir barış inşasından ziyade, daha çok “negatif barış”a, yani çatışmanın görünür biçimlerinin ortadan kaldırılmasına referans veren bir metne işaret ediyor. Bu durum ise, kısa vadede bir rahatlama sağlasa da, uzun vadede sorunun yeniden üretilebileceği riskini beraberinde getiriyor.

Elbette silah bırakanların sosyal ve ekonomik durumlarını gözeten düzenlemelere ihtiyaç vardır. Örneğin Kolombiya’da Farc ile 2016’da imzalanan barış anlaşması sonrasında, eski savaşçılara yalnızca psikososyal destek değil; kooperatifleşme imkanı, maddi destek, kırsal kalkınma projelerine erişim, siyasi parti kurma ve seçimlere katılma hakkı tanınmıştır. Bu çerçevede eski örgüt mensupları, siyasal alanda yasal aktörler olarak varlık gösterebilmiştir. Benzer şekilde Nepal’de Nepal Komünist Partisi (Maoist) mensuplarının bir kısmı güvenlik güçlerine entegre edilirken, bir kısmına eğitim ve ekonomik destek programları sağlanmış; süreç anayasal reformlarla birlikte yürütülmüştür.”


Saray açıktan en ağır şekilde tehdit edilirken, talepler çıtası da epey yükseltilmiş!..

Ve o irin akıtılan yazıda şu paragraf bugün gelinen durumu açıkça resmediyor;

“Kısacası, raporun demokratikleşme önerileri çoğu zaman malumun ilanı düzeyinde kalıyor; somut reform ve yapısal dönüşüm yerine, var olan düzenlemelerin tekrarıyla yetiniliyor. Bu nedenle bundan sonraki süreç, gerçek bir demokratikleşme ve pozitif barış perspektifinin hayata geçirilip geçirilemeyeceğini belirleyecek kritik bir dönem olacak. Esas sorumluluk ve belirleyici mücadele şimdi başlıyor.”

Nasıl bir “mücadele”ymiş göreceğiz bakalım!..

16 Nisan 2026

Ahmet TAKAN

KAYNAK: https://yenicaggazetesi.com.tr/


Yorum bırakın