“Şehir Hastanesine Gitmeyenler Bir, Gidenler Bin Pişman” başlıklı yazım oldukça ilgi gördü. Yazının yayınlandığı ÜLKÜ PINARI editörümüz Ahmet Bey’in bildirdiğine göre yayınından iki gün geçmeden okunma sayısı 12 bini geçmişti. Aynı süre içerisinde Facebook paylaşımımdaki okunma sayısı da 7 bine yaklaşmıştı. Okumalar hale devam ediyor. Yazıda Ankara’daki Bilkent Şehir Hastanesi’ni konu almıştık ama meğer hemen bütün şehir hastanelerinde benzer dertler yaşanıyormuş. Kısacası “Bir dokun bin âh dinle kâse-i fağfurdan” misali ahlar ahlara karıştı. Bana gelen yorumlar arasında ikisi hariç diğerleri anlattıklarımı haklı buluyor, hatta yaşadıkları ile örneklendiriyorlardı. O büyük mü büyük, adı üstünde “Şehir gibi” hastanelerle ilgili yakınmalara geçmeden önce “o uğurda” Ankara’da Bilkent ve Etlik Şehir Hastanelerinin açılmasıyla kapatılan devlet hastanelerini hatırlamakta fayda var: Numune, Yüksek İhtisas, Zekai Tahir Burak, Atatürk Eğitim ve Araştırma, Dışkapı Yıldırım Beyazıt, Sami Ulus Çocuk, Etlik Zübeyde Hanım, Onkoloji, Keçiören Eğitim ve Araştırma hastaneleri… Bu hastanelerin hemen hepsi de Ankara’da herkesin yerini bildiği, çoğuna tek dolmuş ya da otobüsle ulaşılabilen yerlerdi. Bazılarının binaları elbette eskimişti, bakıma, yenilenmeye ihtiyaçları vardı ama öyle ortadan kaldırılmaları da gerekmiyordu. Mesela Keçiören Eğitim ve Araştırma ile Bilkent’teki Atatürk Eğitim ve Araştırma hastanelerinin binaları DSP – MHP iktidarının Sağlık Bakanı rahmetli Prof. Dr. Osman Durmuş zamanında yapılmıştı ve diğer hastanelere göre daha yeni idiler. Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi ismen yok edilse de hemen komşusu olan Atatürk Sanatoryum Hastanesi çatısı altında yine Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak hizmet vermeye devam ediyor. Bilkent’teki Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi ise hemen yanına kondurulan Bilkent Şehir Hastanesi’nin gölgesi altında terk edilmiş olarak öyle melül – mahzun duruyor. Daha önce tiroit ameliyatı da olduğum ve değerli doktor arkadaşlarımın çalıştığı o hastaneye ait binaların yıkıldığını sanıyordum. Çünkü Şehir Hastanesi yapılalıdan beri oralara yolum düşmemişti. Geçenlerde gidince park sıkıntısı yüzünden aracımızı uzaklara bırakıp giderken gördüğüm kaderine terk edilmiş binalar tanıdık geldi. Meğer Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin içi boşaltılmış olsa da binaları yerinde duruyormuş. Haliyle hatıralar canlandı. Aslında, o binaların yıkılıp arsalarının Şehir Hastanesi alanına dahil edildiğini sanıyordum. Merak edip araştırınca öğrendim ki, Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin yerini bağışlayan kişi ancak ve ancak öyle müstakil bir hastane yapılması için vermiş. Bağış protokolü çerçevesinde yapılan sözleşmelerin gereği olarak başka amaçla kullanılamayacağı için de içi boşaltılıp öylece bırakılmış. Oysa Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi için bulunan formül burada da işletilebilir ya da yine Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi adı altında hizmet[oo1] vermeye devam edebilirdi. Bağışçıların küstürülmesi doğru değil. Bilkent Şehir Hastanesi’nde karşılaştığımız ve hastasına refakatçi olarak orada bulunan bir Sağlık Bakanlığı çalışanı da “Aah Numune Hastanesi ah” dedi. “Belki binası eski idi ama orayı özlüyorum!..”
https://acrobat.adobe.com/id/urn:aaid:sc:AP:75cb9a07-361f-4626-9291-3a112fbe4546
O hastanelerin ortadan kaldırılıp Şehir Hastaneleri adı altında birleştirilerek karmaşa içine sokulmasının sonuçlarını bir önceki yazımda anlatmıştım. Şimdi de o yazımı okuduktan sonra haklılığımızı ortaya koyan yorumlardan, dertlenip yakınmalardan bazı örnekler vererek noktayı koyalım:
“Sayın hocam şehir hastanesindeki yaşananlara aynen katılıyorum şifalar yeri değil çile kapısı.”
“Şehir hastanelerinin yapılmasının amacı vatanda sağlık hizmeti verilmesi değil. Devletin soyulmasına aracılık etmesi için yapılmışlardır. Vatandaşın sağlığı düşünülseydi bu kadar eziyet çektirilir miydi? En azından şehir içindeki hastaneler kapatılmazdı. Sen şehir hastaneni yap mevcutları niye kapatıyorsun?”
“Dünyanın hiçbir ülkesinde 1200 yataklı şehir hastanesi yok. Bir tek bizde var. Modern, medeni devletler büyük şehirlerine doğusuna, batısına, kuzeyine ve güneyine hastaların ve hasta yakınlarının daha kolay gidip gelmeleri için 500-600 yataklı devlet hastaneleri yapmışlar.”
“Haddinden fazla büyük. Ancak sağlam insan bu kadar git gel yaparak tahlil aldırır, film çektirir. Randevu mevzuundaki rezalet devam ediyor. Tahlil aldırıyorsunuz ama diğerleri o kadar gecikiyor ki eskimiş sonuçlarla teşhis konuyor. Muayeneye süre konulması kepazeliği ise derhal bırakılmalı. Ankara Bilkent Şehir hastanesinde park, sabah ve akşam trafiği ise hasta olmayanı hasta ediyor.”
“Oto park bir dert poliklinik bulmak, röntgen, kan tahlili ve diğer tetkik bölümlerini bulmak bir dert. Hastane içi zaten bir şehir gibi.”
“Çok haklısın, çok büyük hastaneler yapmışlar, maalesef hasta da çok, ziyaretçide gelince park yeri bulmak çok zor, Ayrıca böyle modern görünümlü hastanede çıkan yemekler diyet yemekler dahil, çok kötü, denetim sıfır. Ben Antalya şehir hastanesinde yemekle ilgili şikayetimi bildirdim, ne yazık ki muhatap bulamadım. Baktım ki doktorlar da şikayetçi.”
“Yani, bozuk ilişkilerin buralarda da hüküm sürdüğü kanaatindeyim.”
“Sağlık reformu” aldatmacasıyla sağlık sisteminin nasıl içinden çıkılmaz bir duruma getirildiğini sanırım insanlar çok geç anladılar.”
“Randevu profesör veya doçentten alıyorsun muayene odasının kapısında isimleri yazıyor içeride muayene eden kişi asistanları hoca nerede diye sorduğunda onlar muayene yapmaz raporlara bakar cevabını alıyorsun rezaletin birde bu yönü var Osman bey kardeşim hiç kimse görevini yapmıyor.”
“Osman Hocam, şehir hastanesi ile ilgili problemleri çok güzel dile getirmişsin ki Allah kimseyi düşürmesin. Hasta için bir sıkıntı, sahipleri için bin sıkıntı. Gelip gelmeyeceği bilinmeyen Mehdi’nin yolunu bekleme. İyi ki sizin gibi duyarlı insanlar var ve yazıyorlar. Aman sağlığımıza dikkat edelim hasta olmayalım, hastaları ise ya evinde ziyaret edelim veya cenazesine katılalım.”
“Antalya’da sistematik şekilde yönlendirme var. Dahiliyeden 15 günden önce randevu alamıyoruz. Sistem bizi Burdur’a, Denizli’ye atıyor. Önceden gece muayene vardı şimdi yok, şehir hastanesi derken pazartesi Kepez kavşağından itibaren hastaneye kadar Masa Dağı’ndan bağlantı yollar ful dolu idi.”
“Izmir şehir hastanesinde park ettiğimiz arabaya gidebilmek için tam 45 dakika yürüdük. Hiçbir görevli yoktu.”
“İzmir şehir hastanesinde aynı doktordan randevu almama rağmen her gidişimde farklı doktor ile karşılaştım, her seferinde neyin var diye soruya muhatap oldum. Sonunda özel hastaneye gitmek zorunda kaldım.”
“3 – 5 milyon nüfuslu şehirlerde insanları aynı hastaneye yönlendirmek hem hastane için hem hastaların şehrin bir ucundan diğer ucuna trafik karmaşası, yakıt israfı/masrafı, cari açık gibi birçok açıdan sıkıntılı…”
“Merhaba Osman Bey. Bu park sorunu yüzünden yeğenim annesini hastaneye vaktinde götürdüğü halde muayene randevusunu kaçırmış. Başka tarihte yeniden götürdü.” “Velhasıl Allah'a emanet gidiyoruz...” “Noktayı koyalım” demiştim ama bana gerek kalmadı. Sona aldığım yorumu yapan okuyucumuz o noktayı koymuş: “Velhasıl Allah'a emanet gidiyoruz...”
15 Nisan 2026
Osman OKTAY
