Önce “parlamenter sistem” olacak. Sonra “kuvvetler ayrılığı “…

Yasama, Yürütme, Yargı…

Yasamayı da, yargıyı da yürütmenin yürüttüğü bir sistemin adı “kuvvetler tekliği”dir. Bu “tek adam” rejimidir. Dar çevre, dar kadro ve o çevre eliyle hükmünü yürüten tek adam…

O tek adam dar çevre, dar kadrosuyla yürütmenin başı, yürütmeyi yürütüyor. Sadece yürütmeyi yürütmüyor; yasamayı da o yürütüyor. Yargıyı da… Fikri hilafına yasa mümkün mü?… Ne mümkün… İsteği, istediği dışında yargı kararı (ya da istemediği) imkanı var mı?.. İmkansız… Kim bunun aksini iddia edebilir ? Hiç kimse … “Kuvvetler ayrılığı”nın “tek kuvvet”e dönüştüğü bir yerde aynı kaderi sözüm ona ayrı kuvvetlerin 3. ayağı olan yargı da yaşar, bu tabii neticedir.

“Eski” dedikleri Türkiye’de savunma mesleğini yürüten avukatlar vardı. Yargıda kamu adına iddiada bulunan bir makam vardı ki, buna iddia makamı diyorduk. “Millet adına” hükmeden hakimler vardı, buna yargılama makamı diyorduk. Bir de SAVUNMA MAKAMI vardı…

Şimdilerde dilekçeleri okunmaz, savunmaları dinlenmez oldu… Ne dediniz, “avukatlar günü mü?”…Duymadım…🤔

“Bağımsız yargı”, ” tabii hakim” , ” 138. madde” vs., vb. epeydir yoklar. Habur’a çadır mahkemesi kurulduğu an işlerin buraya geleceği belliydi.

05 Nisan 2026

Şevket Bülend YAHNİCİ


Yorum bırakın