“Biz her peygamberi içinde bulunduğu toplumun dili ile gönderdik ki onlara apaçık anlatabilsin! (İbrahim Suresi, Ayet 4)
“Bugünden sonra divanda, dergâhta ve bargâhta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır.”
Karamanoğlu Mehmet Bey, 13 Mayıs 1277 yılında yani bundan yaklaşık 750 yıl önce bu fermanı yayınlayarak Türkçe’den başka dille konuşulup yazılmasını yasaklamıştı. Ancak aynı topraklarda, 2026 yılında yapılan bir etkinlikte bırakın Türkçe’den başka bir dil kullanmayı, üstelik Milli Marşımız Arapça olarak okutulmuş.
Son yıllarda “Dünya Arapça Günü” kutlamalarına, “Ahiret dili Arapçadır” ve “Türkçe yapılan dualar kabul olmaz” saçmalıklarına rastlamışlığımız, bazı İmam Hatip Liselerinde İstiklal Marşı’nın Arapça okutulmasına şahit olmuş ya da duymuşluğumuz vardı. Onlara da tepkimizi göstermiştik ama Karaman gibi bir yerde bunun yapılmış olması çok ağırıma gitti. Çünkü 2004 yılında, Karaman Valiliği ile Türk Dil Kurumu’nun birlikte düzenledikleri “Türkçeyi En İyi Kullananlar” arasında değerlendirilip ödüle layık görülmüştüm.
Artık bu iş çığırından çıkmış durumda. Arapçaya kutsiyet atfediliyor, bununla da kalınmayıp “Arapça İslam yazısıdır” diyen diplomalı cahiller bile çıkıyor. Bir defa Arapça “İslam yazısı” değil, Arapların konuşup yazdığı dilin adıdır. Zaten “İslam yazısı”, “Hristiyan yazısı “, “Yahudi yazısı”, “Budist yazısı”, “Mecusi yazısı” diye bir şey olmaz. Dil dinlere değil milletlere has bir özelliktir. Bunu bilmemek cahillikle bile izah edilemez. İslamiyet cihanşümul olduğuna göre İslami terimler, ayet ve hadisler her dille ifade edilebilir. Arap dilinin hiçbir kutsiyeti yoktur. Çünkü Hz. Muhammed Arap toplumunun içinde yaşadığı için iyice anlatabilmesi, anlattığı kişilerin de iyice anlayabilmeleri için Kur’an-ı Kerim O’nun kendi dilinde gönderilmiştir. Bu da ayetlerle sabittir:
“Biz her Peygamberi ancak içinde bulunduğu toplumun dili ile gönderdik ki onlara apaçık anlatsın!” (İbrahim Suresi Ayet 4)
Cenab-ı Allah’ın buyruğu gayet açık ve nettir. Hazreti Peygamber Alman toplumu içinde yaşıyor olsaydı Kur’an-ı Kerim Almanca, İngiliz toplumu içinde yaşıyor olsaydı İngilizce, Fransız toplumu içinde yaşıyor olsa idi Fransızca, haliyle Türk dünyası içinde yaşıyor olsa idi de Türkçe gönderilecekti. Bunu anlamamak için zır cahil olmak bile yetmez, art niyet aranır.
Artık iyice ve kesin olarak anlaşılmalıdır ki Arapça Arapların, Türkçe Türklerin, Almanca Almanların, Rusça Rusların, İngilizce İngilizlerin dilidir. Bunun böyle olması da insanların koyduğu bir kural ya da dayatma değil; insleri ve cinsleri, canlı ve cansız bütün varlık alemini, yedi kat gökleri ve yerin derinliklerini yaratan Allah’ın koyduğu bir kanun, bir kural bir düsturdur:
“Göklerin ve yerin yaratılışı ile dillerinizin ve renklerinizin farklı oluşu da O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz ki bunda bilenler için ibretler vardır. Fakat bunu anlayacak olanlar ilim sahipleridir.” (Rum Suresi, ayet 22)
“Bunda ibretler vardır” ve “Bunu anlayacak olanlar ilim sahipleridir” ama gelin görün ki tarikat/cemaat ehlinden İslami öğrenim görenine ve hatta bu konularda şartlanmışlık içinde bulunan başka okumuş yazmışlarla onların etkisinde kalıp bilgiçlik taslayan pek çok kişi ve grup Arapçaya kutsallık verebilmek için adeta yırtınıyorlar. O kör – kütük kafalar Cenab-ı Allah tarafından anlaşılması için gönderilen Yüce Kitabımızın mealinin verilmesine, açıklamasının yapılmasına da karşı çıkıyor, “Benim yavrum bina okur, döner döner yine okur” misali Kur’an-ı Kerim’in yalnızca okunması ile “İyi bir Müslüman olunacağını” söyleyerek insanları kandırıp duruyorlar. Anlamadan okumak olacak iş değil, anlamak için de mutlaka Arapça bilmek gerekmez. Çünkü, yine Kur’an-ı Kerim’de, Hucurat Suresi 13. Ayette şöyle buyuruluyor:
“Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık, tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız O’na itaatsizlikten en fazla sakınanınızdır. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir, her şeyden haberdardır.” (Hucurat Sures, ayet 13)
İbrahim Suresi dördüncü, Rum Suresi yirmi ikinci ve Hucurat suresi on üçüncü ayetler birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan sonuç dil birliği değil inanç birliğidir.
Durum bu kadar açık ve net olduğuna göre aksini ısrar etmek için debelenip durmak bozgunculuk yaparak Allah’ın emir ve yasaklarına karşı gelmekten başka bir şey değildir.
İnsanların ya da çeşitli milletler içinde yaşayanların kendi dillerinden başka dilleri de öğrenmelerinde elbette sakınca yoktur. İsteyen istediği kadar başka dil öğrenebilir, o diller üzerine araştırma yapabilir, o dillerde yazılar, kitaplar da yayınlayabilir. Ancak Millî Eğitim Bakanlığı’nın denetimi altındaki okullarda Türkiye’mizin Milli Marşı Arapça, İngilizce, Almanca, Fransızca, Rusça ya da başka herhangi bir dilde söylenemez. Hele de kamuya açık bir toplantıda, gösteride, törende bunu yapmanın affedilir bir tarafı yoktur.
Uluslararası milli maçlar ve çeşitli yarışmalar düzenleniyor. O maçlarda ya da yarışmalarda katılıp kazanan sporcuların milli marşları kendi dillerinde kendi besteleri ile çalınıyor. Kısacası milli maçların başka dillere çevrilerek söylenmesi gibi bir usul, bir anlayış yok.
Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları içinde Türk Milleti’nin İstiklal Marşı’nın Arapça ya da başka bir dilde söylenmesi ise akıl işi değildir, normal şartlarda suçtur. Bu tür saçmalıkların önüne geçilmesi için Karaman ilinde İstiklal Marşımızı Arapça olarak öğretip bir programda okutanlar için derhal soruşturma açılarak hesabı sorulmalı, cezası kesilmelidir.
Unutulmasın ki yalnız Arapça değil her dil kutsaldır: “Dillerimizin ve renklerimizin farklı oluşu Allah’ın ayetlerindendir.”
13 Mart 2026
Osman OKTAY
