İlahiler gibi duaların ve iftarların da suyunu çıkardılar

       Okuyucularımız, “İlahilerin de Suyunu Çıkardılar” başlıklı yazımızı hatırlayacaklardır.  Okumamış olanlar Ülkü pınarı internet sitesinden ya da facebook sayfamdan bulup okuyabilirler. O yazıda, son günlerde bir anda moda olup magazin malzemesi yapılan “Kâbe’de hacılar Hu derler Alllah” isimli İlahi formundan uzak, türkü, hatta oyun havası ritminde söylenen besteden söz etmiştim. Geçen bu kısa zaman içinde olup bitenlerden ne demek istediğimiz ve eleştiri sebebimiz anlaşılmış olmalıdır.
       
           Nitekim camide vaaz eden genç bir İmam da hislerimize tercüman olmuş. Hoca şu ifadeleri kullanıyor:

             “…Bir de bunun arka planına bakalım… İnsanları harekete geçiren, keyif veren Kabe’deki hacıların Allah demeleri değil, ilahi diyen söylenen sözlerdeki ritmiktir. Çünkü şunlara şahit oluyoruz ki gençler ve özellikle hanımefendiler bir araya gelerek “Kabe’de hacılar hu der Allah” diyerek oynuyor, müziğin ritmine kapılarak göbek atıyorlar. Dolayısıyla neye sebep oluyor, neyi yaparken neleri yıkıyoruz? Bazı aklı başında Hocalar da oturuyorlar kürsüye, ‘İşte ne güzel ülke yeniden küllerinden canlandı elhamdülillah’ diye sevinerek anlatıyorlar. Bir ilahinin ritmi ile harekete geçeceksek o halde bütün okulları, medreseleri, camileri kapatalım, hep birlikte oynayarak Allah diyelim! Bu mudur zikir, bu mudur Müslümanlık? Lütfen şuurlu olalım. İbadet ritmikle olmaz, zikir ritmikle olmaz, gösterişle olmaz…”
            
             Çocuk Gelişim Uzmanı Rabia Gürer Gürkan’ın Linkedin hesabında paylaşılan bu konuşma/vaaz videosu oradan bulunup dinlenebilir.
            
             Aklın yolu bir. Ben de o yazıda bu duruma dikkat çekmiştim. Ancak siyaseti çözüm üretme yeri değil de suni gündemlerle durumu idare etme sanatı olarak gören iktidar sahipleri bu oyun havası formunda söylenen sözde ilahiyi kullanmaktan da geri durmadılar.
            
           Siyasilerimizin ve özellikle iktidar mevkiinde olanların sulandırmadıkları hiçbir değerimiz kalmadı. İlahiler, konvoylarla gidilen camiler, Cenab-ı Allah, “Rabbinize içtenlikle ve alçakgönüllüce dua edin” buyurmasına rağmen bağıra çağıra edilen dualar ve o dualara eli işte gözü oynaşta misali etrafı kolaçan ederek “âmin” diyenler…
          
             Dualar derken olacak ya, neye rastladım dersiniz?
            
             Malum, Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu her ramazan ayında iftar saatlerinden önce açık alanda program yapıp meraklı kalabalığın sorularını cevaplandırıyor. İşte bir gencin sorusu: “Hocam, Fenerbahçe taraftarları her sene dua etmelerine rağmen tam on bir senedir şampiyon olamıyorlar. Dua ederken yaptıkları yanlışlar nelerdir Hocam? 
            
             Gülüşme sesleri arasında hocanın cevabı: “Duadan önce ayaklarını iyi kullanacaklar, güzel oynayacaklar!..”
             Ardından da alkışlar, alkışlar…
            
             Ezcümle kutsallarımız da dahil hemen her işi sulandırmakta üzerimize yok. O meşhur Keklik türküsünü bilirsiniz:

“Buyurun dostlar davetim var benim
Herkes kesesinden yesin içsin
Saltanatım var benim
Aslı yok yaylasında bin beş yüz koyunum var benim
Hey kekliğime heey!”

             Siyasilerimiz de Ramazan ayı gelince hemen her akşam millet kesesinden iftar daveti vermeye bayılıyorlar. Özellikle iktidar mensupları ve devlete bağlı bazı kurumlar bunu öylesine abartıyorlar ki Ramazan sanki bir arınma, iman tazeleme, ihtiyaç sahiplerini, garip gurebayı, yolda kalmışları gözetip kollama ayı değil de bir anda eş dost ağırlama, siyasi rant sağlama, israf, lüks ve şatafatın dibine vurma ayına dönüşüveriyor. O iftar sofralarında esip gürlemeler, dedikodular, kin ve nefret saçan konuşmalar da işin ayrı bir yönü ve sevap yerine günah kazanmanın tavana vurmuş hali.

Böyle olunca “Kim bir oruçluya iftar ettirirse onun sevabı kadar sevap kazanır, oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmez” Hadis-i Şerifi bir anda tersine çevrilmiş oluyor. Dolayısıyla ne davet veren bir sevap kazanıyor ne de davete katılanlar!

          Bazı vakıf, dernek ve sivil toplum kuruluşlarının verdiği iftarlar da siyasilerin verdiği iftar davetlerinden farksız. O davetlere de genellikle siyasiler, üst düzey bürokratlar, iş adamları katılıyor. Yani halka açık değil. Halka açık olmayınca da verilen iftar yukarıya aldığımız Hadis-i Şerifin ruhuna uymuyor. Sözün burasında, Karar Gazetesi yazarı, mütevazı entelektüel Bekir Fuat’ın hemen her yıl Ramazan ayının ilk günlerinde yazarak unutmadığı, unutturmadığı ibretlik hatırasına yer vermesek olmaz:
            
             “Ezana bir dakika vardı. İki kişiydik. Kapıdan çevrildik. ‘Davetiyeniz yok sizi alamayız’ dediler. Orası Birlik Vakfı idi.” (İki kişiden birinin amcazadem ve adaşım Osman Oktay olduğunu sonradan öğrendim)
            
             Yapılan davranış ve dışlama iftarın olduğu gibi vakıf ruhuna da tepeden tırnağa aykırı. Allah rızası gözetilerek düşküne, ihtiyaç sahibi olana, yolda kalmışa vermek yerine davetiye usulü zengine, siyasilere verilen iftarın hayrı olabilir mi? O yıllarda üniversite öğrencisi olan bir genç aradan kırk yıla yakın bir zaman geçmesine rağmen oruçlu ve aç halde tam da iftar saatinde kapıdan çevrilmesini unutamıyorsa içinde nasıl yer ettiğini, nasıl fırtınalar koptuğunu anlamak zor değil. Daha sonra devlet yönetimi ve bürokraside söz sahibi olacak pek çok kişiyi barındıran Birlik Vakfı’na bu anlamda “Vakıf” yerine siyasi bir kurum demek daha doğru olmalıdır.
            
             Genel karakterinin bir sonucu olarak siyaset, girdiği ya da bulaştığı kişi ve kuruluşları kendine benzetir. Tarihte olduğu gibi günümüzde de siyaset din için bir zehirdir. “Siyasal İslam” tabiri din ve siyasetin vücut bulmuş hali olup günümüzde çok revaçtadır. İnsan Allah rızasından uzaklaştıkça siyasete meyleder, siyasete yaklaştıkça da Allah rızasından uzaklaşır.  Kurumlar, dernek ve vakıflar da böyledir.
            
             Kısacası vakıf, dernek ve siyasi kişilerle kuruluşların özellikle iftar gibi özünde hayır olan bir faaliyeti Allah rızasını bir kenara bırakarak kendi menfaatlerini gözeterek yapmaları son derece sakıncalıdır. Hayır işleri kapalı kapılar arkasında davetiye usulü ile değil halka açık yapılmalı, en ufak da olsa bir sır, bir gizlilik taşımamalı, şüphe uyandırmamalı, mazlumun ahını almaya yol açmamalıdır.
            
             Halka açık iftarlar istisna sayılabilecek bazı derneklerle belediyeler tarafından veriliyor. Belediyelerin kurduğu iftar çadırları da çoğu zaman ilgili belediye başkanının siyasi şovuna dönüşebiliyor.
            
Özet olarak halk arasında söylenen “Yaptın bir hayır tut bacağından ayır” sözünü unutmamalı ve çok dikkatli olmalıyız. İnançta, ibadetlerde, hayır işlerinde Allah rızası ve samimiyet olmayınca başımıza neler geleceğini bilemiyoruz.

Dini, uhrevi bir havası olan/olması gereken ilahilerin magazine konu edilmesi gibi muhtaçlara, fakir fukara, garip gurebalara, yolda kalmışlara verilmesi gereken iftar ziyafetlerinin de siyasi şovlara, şahsi menfaatlere alet edilerek sulandırılıp amacından saptırılması doğru değildir.

 03 Mart 2026

Osman OKTAY


Yorum bırakın