Trump ve Netanyahu’yu ABD ve İsrail tarihi nasıl yazacak?

Birer vatansever mi, ‘vatansevmez’ muhteris kişiler olarak mı?..

Hem Trump, hem de Netanyahu ülkelerinde, ABD ve İsrail’de, sadece savaş sonrası ve savaş dolayısıyla tartışılan isimler değildir.

Trump, ikinci dönemini yaşadığı başkanlık sürecinde ABD iç kamuoyunda söyledikleriyle ve yaptığı çılgınca, akıl ve sıra dışı işlerle, ABD’nin oturmuş geleneklerini, sistemini hiçe sayan alışılmadık, sıradışı davranışlarıyla hep gündem oldu. Belki de Amerikan halkının duygularını yüceltmeye yönelik, bizdeki klasik tabirle “vatan, millet vs.” vurgusu yüksek benzer sözleri ve davranışları başlangıçta ABD vatandaşlarınca hoşlukla bile karşılandı. Zaten öyle olmasaydı, ikinci dönem için seçimi bu kadar rahat kazanamazdı. Aleyhindeki -ve tamamen şahsına dönük- bu kadar yoğun kampanyaya rağmen ( yolsuzluk iddiaları, soruşturmalar, sadece demokratlardan değil, cumhuriyetçi kesimden de yükselen muhalefet sesleri, baskınlar vb.) ikinci kez katıldığı başkanlık seçimini oldukça kolay şekilde kazanamazdı. ABD halkını ve devletini yüceltici, bizlere abartılı gelen söz ve davranışlarının ve ” ABD vatanseverliği ” denilebilecek şekilde tezahür eden davranışlarının Amerikan ruhunu okşamış olmadığını ve kendisi hakkında bir sempati oluşturmadığını söyleyemeyiz.

Aynı durum Netanyahu ve İsrail açısından da geçerli olmuştur. İsrail’de kamuoyunda kendisine karşı ve aleyhine nasıl bir kampanya yürütülmekte olduğunu bildiğimiz Netanyahu da yahudiliği/museviliği yücelten, halkının gururunu okşamayı ve İsrail vatanseverligini öne çıkartan (bu duyguyu saldırganlığa dayanan politikasının temeli yapan) bir politika izledi. Hatta iç kamuoyunda kendisi aleyhine oluşmakta olan aleyhte havayı Filistin, Gazze, Suriye, Lübnan saldırıları ve nihayet İran savaşı sayesinde Netanyahu da “vatanseverlik” mesajları ile gidermeye çalıştı.

Gerek ABD’nde Trump’ın; gerekse de İsrail’de Netanyahu’nun sergiledikleri ve bir yandan bu devam eden saldırganlıklarına sebep diye anlattıkları “vatanseverlik olgusu”, diğer yandan da kendi kamuoylarında prestij yükseltme vesilesi olarak değerlendirdikleri bir faktör oldu. Her ikisinin de böyle düşünerek ve davranarak; yani ABD ve İsrail vatanserlik duygularına hitap ederek -bir yere kadar – başarılı olmadıkları söylenemez. Ama bir yere kadar… Bu işin ABD’ne getirdigi yüksek maliyetlerden söz ediliyor. Gemileri, tesisleri, üsleri vuruldu. Kendisinin saldırılarının getirdigi (uçaklar, personel, lojistik, füzeler, silahlar… yüz milyarlarca dolar maliyet hesapları ortada uçuşuyor.) maliyet de artık ABD halkının isyanına sebep olacak noktalara çıkmış vaziyette. Değil demokrat çevreler, artık cumhuriyetçi yandaşlardan da homurdanmalar yükselmeye başladı. Benzer bir manzara da İsrail’de yaşanıyor. İsrail bir yandan beklemediği ve hesap etmediği İran saldırılarına muhatap olur, büyük kayıplar verirken, diğer yandan da kendi yaptığı saldırılar için maliyet ödemekte… Attığın her bombanın, kaldırdığın her uçağın, fırlattığın her füzenin büyük maddi maliyeti sadece karşı tarafı vuran bir savaş değil bu. Paran pulun varsa, zenginsen silahın da var demektir; ancak ne kadar zengin olursan ol, bu zenginlikle ne kadar uçak, silah, füze, bomba sahibi olursan ol, neticede bütün bunlar “tüketim/sarf malzemesi”dir. Dolayısıyla hem ABD halkı, hem İsrail devam eden ve kendileri için ne gibi bir kazanç getireceğini kestiremedikleri ve anlam veremedikleri bu savaşın, kendilerinden çok şey göturmekte olduğunu farketmeye başladılar. Bir yanda Trump ya da Netanyahu tarafından pompalanan anlamsız bir ABD ve İsrail vatanseverligi; diğer yandan bu salaklık sonucu büyük kayba uğrayan ABD ve İsrail devletleri ve her iki ülke halkı… BENCE, YAVAŞ YAVAŞ ABD’LİLER VE İSRAİL’LİLER TRUMP VE NETANYAHU’NUN BİRER “VATANSEVMEZ” OLDUKLARINA KARAR VERECEK. O GÜN İKİSİNİN DE İŞİ BİTECEK…

Bugün “ateşkes” yönündeki gayretlerin temelinde bunun farkedilmesi yatmakta değil midir ?..

08 Nisan 2026

Şevket Bülend YAHNİCİ


Yorum bırakın