Birleşmiş Milletlere kayıtlı 193 ülke var. Ancak bu 193 ülkeden yalnızca beşi ayrıcalık taşıyor:
Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Rusya Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti, Fransa, Birleşik Krallık (İngiltere).
Adı “Birleşmiş Milletler” ve toplam sayısı 193 olmasına rağmen o beş ülke neden ayrıcalıklı?
Uzatmaya gerek yok, hak hak edenin değil de güçlünün, güçlülerin de onun için!
26 Haziran 1945 tarihinde San Francisco’da imzalanan ve 111 maddeden oluşan Birleşmiş
Milletler Anlaşması kara kara yazılmış sıra sıra dizilmiş. Her maddeyi ele almamıza gerek yok. Oradan iki alıntı yapalım.
Madde 1: “Uluslararası barış ve güvenliği korumak, bu amaçla barışın uğrayacağı tehditleri
önlemek, bunları boşa çıkarmak, saldırı ya da barışın başka yollarla bozulması eylemlerini bastırmak üzere etkin ortak önlemler almak ve barışın bozulmasına yol açabilecek nitelikteki uluslararası uyuşmazlık veya durumların düzeltilmesini ya da çözümlenmesini barışçı yollarla, adalet ve uluslararası hukuk ilkelerine uygun olarak gerçekleştirmek”
Madde 2, fıkra 1: “Örgüt, tüm üyelerinin egemen eşitliği ilkesi üzerine kurulmuştur.”
Kanunlar, Yönetmelikler, Tüzükler, Anlaşmalar niçin yapılır? Elbette uyulması için değil mi?
Peki Birleşmiş Milletler Örgütü bu Anlaşma’nın birinci maddesinde yer alan hangi şartı yerine
getiriyor?
– Hiçbirini yerine getirmiyor!
Ya ikinci maddenin birinci fıkrasında imza altına alındığı gibi “Örgüt, tüm üyelerinin egemen
eşitliği ilkesi üzerine kurulmuş” mudur?
– Kâğıt üzerinde öyle yazıyor ama 193 ülkeden yalnızca beşine ayrıcalık/veto hakkı verilerek eşitlik ilkesi işin en başında ayaklar altına alınmış. Dünyada olup biten olaylar, saldırılar, ihlaller ve savaşlar karşısında söz konusu beş ülkenin keyfiliklerini görüyor, duyuyor ve hiçbir uluslararası meselenin çözüldüğüne şahit olamıyoruz.
Onun içindir ki Cumhurbaşkanı Erdoğan bu durumu eleştirerek “Dünya beşten büyüktür”
diyor ama tabir yerinde ise kimsenin taktığı, o beşli çetenin de üzerine alındığı, alınacağı yok!
İsrail/ABD ortaklığı ile yıllardan beri Filistin’e, Lübnan’a, Suriye’ye, son yıllarda da İran’a karşı
yapılan saldırılar, yakıp yıkmalar, uygulanan soykırımlar gösterdi ki dünya gerçekten 5’ten büyük değilmiş ve beşin biri olan ABD hepsinden büyükmüş! Hadi İsrail’i yarım devlet sayarsak 1,5 devlet bütün dünyaya bedelmiş!
Öyle ya, ABD/İsrail ortaklığı Ortadoğu’yu kasıp kavururken, Suriye, Gazze/Filistin, Lübnan ve
İran’da yüz binlerce, milyonlarca masum insanın canına kastedilirken, her taraf yakılıp yıkılırken; onu da geçelim, bütün dünya bir krize sürüklenip ateşe atılırken Birleşmiş Milletler sessiz, hissiz, duygusuz, tepkisiz. ABD dışında veto yetkisi olan Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa bile ancak seyrediyor. Onlardan mesela Rusya, mesela Çin ve bu çağda hala sömürgeleri olan İngiltere ve Fransa bıyık altından gülüp saman altından su yürüterek kim bilir ne işler kotarıyorlardır; bilemiyoruz.
Maço kılıklı küfürbaz, ahlaksız biri; Trump denen o terörist başının şu meydan okumasına bakar
mısınız?
“A whole civilization will die tonight, never to be brought back again!
Türkçesi şu:
“Bütün bir medeniyet bu gece ölecek ve bir daha asla geri getirilemeyecek!..”
Yani “Düşmanımız ölecek, onu yok edeceğiz” değil de “Medeniyeti yok edeceğiz” diyor.
İnsanlık katili, medeniyet düşmanı bir alçaklığın tarifini yaparak gelecek nesillere aktarmak isteyen tarihçilerle sosyologlar işte bu sözü bir kenara not edip pervasızca söyleyen karaktersizin resmini de ekleyerek gösterebilirler.
İran… Baştan başa Türk medeniyetinin eserleriyle bezeli, Fars medeniyeti ile zenginleştirilen dünya mirası bir coğrafya, 90 milyon insanın yaşadığı bir vatan parçası. Küfürbaz, ahlak yoksunu o
terörist başı “Bu gece dünya mirası olan bu medeniyeti öldürüp yok edeceğiz ve bir daha asla geri getirilemeyecek” diyor da kimseden, hiçbir ülkeden ses çıkmıyor?
Buna rağmen İran öyle sanıldığı gibi küçük lokma olmadığını dünya aleme, en çok da Trump ve
Netanyahu çirkeflerine gösterdi. Devlet ve millet olarak dik durdular, eğilmediler, karşılık verdiler.
Bütün bu olup bitenler dünyanın sulh ve selameti için Atatürk’ün “Yurtta Sulh Cihanda Sulh”
politikasının ne kadar isabetli olduğunu bir defa daha gösterdi.
Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenler bu parolanın “Dünyada Sulh” tarafına sadık kalarak tahriklere kapılıp dolduruşa gelmediler ve savaşa bulaşmadılar. Onun için takdir etmeliyiz. Ancak
devletimizi yönetenlerden beklediğimiz, o yüce parolanın “Yurtta Sulh” ayağına da sadık kalarak
içerideki gerginlik politikasına son vermeleridir.
Sonunda, kardeş ülke Pakistan’ın girişimleri ile -şimdilik- Trump denen zamparanın son bir
çılgınlık yapmasının önüne geçilmiş görünüyor. Ancak İsrail denen uydu devlet ve onun başındaki cani, “Ateşkes Lübnan’ı içine almıyor” diyerek genişlemeye, yakıp yıkmaya, dünya barışını bozmaya devam edeceğini ilan etti.
193 üyeli Birleşmiş Milletler 111 maddeden oluşan Anlaşmaya uyarak 188 ülkenin beşli çetenin oyunlarına alet olmasının önüne geçmeli, yalnızca İsrail ya da herhangi bir devleti koruma altına almaktansa Atatürk’ün evrensel, cihanşümul düsturuna uyup Yurtta Barış Dünyada Barış politikasına dönerek tavizsizce uygulamaya koymalıdır. İşte o zaman gerçekten de dünyanın beşten büyük olduğu anlaşılacaktır.
08 Nisan 2026
Osman OKTAY
