İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin, “O gün Abdülhamid Han’dı İslam ümmetinin başı, bugün de Cumhurbaşkanımız” sözleriyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı, Sultan II. Abdülhamit’e benzetmesi hiç doğru olmamış. Gerçi Cumhurbaşkanı da Abdülhamit Han’ı sever, çalışma odasında bir resminin asılı olduğunu biliyoruz ama benzetme yine de olmamış.
https://media-cdn.t24.com.tr/media/library/2026/04/fb22eb7b-e56b-404c-ab8f-009691e45de2.webp
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, “Geçmişte Abdülhamid Han neyse bugün de Cumhurbaşkanımız aynı şey. Hiç değişiklik yok. Böyle bir insanın değerini bilmemiz lazım. 100 yılda bir geliyor. O gün Abdülhamid Han’dı İslam ümmetinin başı, bugün de Cumhurbaşkanımız” dedi.
İlk önce şunu söyleyeyim ki Bakan Çiftçi doğru yolda ama kendisini biraz geliştirmesi gerekiyor.
Çünkü yağcılık hassas bir meslek.
Kendini gösterebilmek için üst makamlara yağcılık yapmak bizim gibi Doğulu toplumlarda beklenen bir şeydir ama bunu herkesin gözünün içine sokarcasına yapmamak gerekir.
O tür bir yağcılığın değeri yoktur, kendisine yağ yakılan da bunu bilir.
Bir de böyle tarihi kişiliklerle paralellikler, benzerlikler kurarak yağ çekeceksen, tarihi de bir parça öğrenmek gerekir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı, Sultan II. Abdülhamit’e benzetmek hiç doğru olmamış.
Gerçi Cumhurbaşkanı da Abdülhamit Han’ı sever, çalışma odasında bir resminin asılı olduğunu biliyoruz ama benzetme yine de olmamış.
Sultan II. Abdülhamid’in 33 yıllık saltanatında Osmanlı İmparatorluğu’nun kaybettiği topraklar şunlar:
Tunus, Mısır, Kıbrıs, Sırbistan, Karadağ, Romanya, Bulgaristan, Teselya. Bosna Hersek’e iç işlerinde bağımsızlık (Avusturya Macaristan yönetiminde), Girit ve Ermenistan’da ayrılmalarıyla sonuçlanacak ıslahat sözü. Rusya’ya 300 milyon Rublesi nakit, geri kalanı Kars, Ardahan, Artvin, Batum, Doğubayazıt, Eleşkirt ile ödenmek üzere 2 milyar 410 milyon Ruble savaş tazminatı.
Yakup Dede’min memleketi Manastır, Üsküp filan da o arada kaynayıp, giden topraklardan.
Bu da yetmedi, “Yeşilköy’e kadar gelen Rus ordularının anısına”, bir de Ayastefanos Anıtı dikildi. Yıktırmak da 1914’te İttihatçı Enver Paşa’ya nasip oldu.
II. Abdülhamid’in döneminde Osmanlı İmparatorluğu’nun kaybettiği toprakların yüzölçümü 1 milyon 592 bin 806 kilometre kare tutuyor.
Bugünkü Türkiye’nin aşağı yukarı iki misli büyüklüğünde bir toprağa tekabül ediyor.
Ve bunlar tarih kitaplarında yazılı. II. Abdülhamid’in ardından uydurulmuş değil.
Bu toprakların kaybı ile ilgili anlaşmaların birer kopyası da hâlâ arşivlerde duruyor olmalı.
Osmanlı’nın onun döneminde bir kör kurşun atmadan teslim ettiği topraklar bugünkü Türkiye kadar.
Ve hayır, bu nedenle II. Abdülhamid’i eleştiriyor da değilim.
Abdülhamid’i, kendi yaşadığı dönemin koşullarından bağımsız olarak değerlendirmek elbette mümkün değildir.
Osmanlı İmparatorluğu o kadar acze düşmüş ve üflesen yıkılacak haldeydi ki o yıllarda Abdülhamid değil, Fatih Sultan Mehmet tahtta olsaydı da sonuç farklı olmazdı.
Öte yandan Sultan II. Abdülhamit, imparatorluğun modernleşmesi için de elinden geleni yapmaya çalışmıştı.
Eğitim kurumlarının modernleştirilmesi yolundaki çabaları yadsınamaz.
Okumaya ve Batı sanatına meraklı bir padişahtı ki bu yönüyle de Erdoğan’a hiç benzemiyor.
Tabii bunu test etmek artık mümkün değil ama Sultan Abdülhamit dirilse, günümüzün siyasal İslamcılarının bu sığlığına tahammül edemezdi.
Bugünkü siyasal görüşlerimizle II. Abdülhamid’i eleştirmek ne kadar yanlış ise böylesine övüp göklere çıkarmak da o kadar yanlıştır.
Tarihi, siyasi pozisyonumuz için bir kavga aracı olarak kullanmaktan vazgeçersek, öğretici dersler çıkarabiliriz.
O zaman, tarih de kendisini tekrar edecek ahmaklar bulamayacağı için, tekerrürden ibaret olmaz!
Bu tahliyenin arkasında “devlet büyüğü” mü var?
Kanunlar adamına göre mi uygulanıyor? Can Holding soruşturmasında Kemal Can’ın ifadesine göre, holdingin yatırım danışmanı “bir devlet büyüğü” idi! Acaba bu ağır suçlamalara muhatap olanları cezaevindeki tutukluluktan ev hapsine çıkartan kararın ardında da bu “devlet büyüğünün” rolü oldu mu?
https://media-cdn.t24.com.tr/media/library/2026/04/01968bd4-f0d2-4f62-9529-fbf99c2e56ec.webp
Kemal Can ve Kenan Tekdağ
Can Holding soruşturması kapsamında tutuklanan Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Can ve Can Yayın Holding Yönetim Kurulu Başkanı Kenan Tekdağ “ev hapsi” şartıyla tahliye edildiler.
Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı, Can Holding yetkilileriyle ilgili soruşturmasını şu suçlamalarla yürütüyor:
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme, kurulan örgüte üye olma, suçtan elde edilen mal varlığı değerlerini aklama ve nitelikli dolandırıcılık!
Soruşturma, MASAK raporlarına dayanılarak açılmış, 121 şirketin mal varlığına el konulmuştu.
“Suç örgütü” kurmak ve yönetmek, kara para aklamak ve nitelikli dolandırıcılıkla suçlanan kişilerin hapishaneden çıkartılması ve ev hapsine alınmalarına itirazım yok elbette.
Tutuklamanın peşin bir cezalandırma aracı olarak kullanılmaması gerektiğini düşünüyorum ve bunu hep tekrarlıyorum.
Bu ilginç örneğe dikkatinizi çekmemin nedeni aslında çok daha hafif suçlamalara muhatap olan belediye başkanlarının ve belediye görevlilerinin tutuklu yargılanmalarında ısrar edilmesi.
Silivri’de sürüp gitmekte olan İBB ile ilgili davanın her duruşmasında iddianamenin bir bölümü paramparça oluyor.
Ama mahkeme İmamoğlu ve aralarında belediye başkanları, belediye görevlileri de olan kalabalık bir grubu tutuklu yargılamakta ısrarlı.
Bursa’da Büyükşehir Belediye Başkanı eşi, kızı ve kardeşleriyle birlikte gözaltına alındı ve tutuklandı.
Merak ettiğim şey bu: Kanunlar adamına göre mi uygulanıyor?
Can Holding soruşturmasında Kemal Can’ın ifadesine göre, holdingin yatırım danışmanı “bir devlet büyüğü” idi!
Holding bu danışmanlıktan yararlanarak Ciner Medya Grubu’nu, Bilgi Üniversitesi’ni, Doğa Koleji’ni satın almıştı.
Savcının iddiasına göre bu satın almaların amacı “suçtan elde edilen gelirlerin aklanması ve holdinge itibar kazandırılması” idi.
Savcı o vakit bu ifadeyi alırken merak edip, bu devlet büyüğü kimdir diye sormamıştı.
O merak etmese de ben ediyorum:
Acaba bu ağır suçlamalara muhatap olanları cezaevindeki tutukluluktan ev hapsine çıkartan kararın ardında da bu “devlet büyüğünün” rolü oldu mu?
Halkın seçtiği belediye başkanları tutuklu yargılanırlarken, “suç örgütü” kurucu ve yöneticisi olduğu iddia edilen bazılarının serbest, bazılarının ev hapsinde olması garip bir uygulama değil mi?
07 Nisan 2026
Mehmet Y. YILMAZ
KAYNAK: https://t24.com.tr/
