İran’a saldırdığından beri Ankara’nın adını anmaktan korktuğu ABD Başkanı Trump geçenlerde Türkiye ve Erdoğan için “Her şey kontrolümüz altında” anlamına gelen şu ifadeleri kullandı:
“Türkiye bize son derece destekleyici oldu. Bence Türkiye şahaneydi, harikaydı. Onlar istediğimiz şeylerin dışında kaldılar. Bence Erdoğan harika bir lider.”
Yıl 2014; Cumhurbaşkanı olarak ilk yurtdışı ziyaretini KKTC’ye yapan Erdoğan’a, sözde “Kıbrıs sorunu”nun yanı sıra “Atina’da yıkılmış iki caminin yapımı, Batı Trakya’daki müftülerin Türkler tarafından seçilmesi, Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmasının gündemde olup olmadığı” soruldu. Erdoğan da camilerin inşaası ve müftülerin seçilmesiyle ilgili taleplerimizin hâlâ yerine getirilmediğini vurguladıktan sonra şöyle konuştu:
“Bana hâlâ Ruhban Okulu’nu soruyorsunuz. Ruhban Okulu’nu açmak zor değil, açarız, ama siz de sözünüzde durun. Siz hep ‘ver ağacı’nın altında doğdunuz, orada büyüyorsunuz. Sizde hiç ‘al’ yok. Bir de ‘al’ deyin. Mesele bu.”
Evet, emperyalistler ve taşeronları hep “ver ağacı”nın altında doğdu, büyüdü; maalesef bizler de on yıllardır “al ağacı”nın altında oturuyoruz!..
Al Sana “Osmanlı Millet Sistemi”
Ankara, Trump’ı ve onun “Osmanlı Millet Sistemi” öneren sömürge valisi Tom Barrack’ı pek seviyor ya; geçtiğimiz 25 Mart Yunanistan’ın Osmanlı’ya kanlı isyanı sonucu kazandığı bağımsızlığının 205’inci yıldönümüydü.
Yunanistan’daki kutlamalarda düzenlenen askeri geçit töreninde; Yunan Deniz Piyade Okulu öğrencilerinin başını çektiği bir grup, Türkiye’ye küfredip “Tek halk tek kan. Kıbrıs Yunanistan’dır, Makedonya Yunanistan’dır.” sloganları attı… Kıbrıs Rum kesimindeki gösterilerde ise yine askerler, “Ayasofya’da mum yakacağız. İstanbul’un surlarına haç dikeceğiz. Türk Bayrağını indirip yerine haçlı bayrağı asacağız. Kıbrıs Yunan’dır.” dedi de Ankara’nın gıkı çıkmadı. Eskiden en azından nota mota verilirdi, değil mi?!
Asıl Beyaz Saray’daki Yunanistan bağımsızlık günü kutlamalarına gelelim.
Adamımız Trump önce bir Başkanlık Bildirisi yayımlayarak; ABD’nin de desteklediği o kanlı isyanı; “25 Mart 1821’de despotik yönetimin zincirlerini kıran soylu bir haçlı seferi… Her ulusun kendi kaderini tayin etme hakkı… çatışma ve fedakârlığın ateşli sıcağında başarıyla şekillendi… Egemenliklerinden vazgeçmeyi reddeden ve öz yönetim ateşini koruyan Yunan halkının örneğinden ilham alıyoruz.” gibi sözlerle övüp 25 Mart’ı “ulusal kutlama günü” ilân etti.
Trump gün münasebetiyle Beyaz Saray’da düzenlenen programda da; “Yunanlar 1821’de yabancı bir imparatorluktan bağımsızlıklarını ilân ettiklerinde Amerika adında bir yere baktılar. O zamandan beri ABD ve Helenik Cumhuriyet, iki gururlu ve gelişen ulus olarak yan yana durmaktadır.” deyip, “Amerika’nın ve tüm Batı medeniyetinin Yunanlara borcunun kadim ve ebedi” olduğunu vurguladı.
Trump’a Ruhban Okulu ve Kıbrıs Teşekkürü
Beyaz Saray’daki kutlamanın baş konuğu; Lozan’a göre bir Türk kurumu olan İstanbul’daki Fener Rum Patrikhanesi’nin New York Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposluğuna atadığı, Türk vatandaşı (yakın zamanda ABD vatandaşı da oldu) Elpidophoros’tu ve Trump’a hitaben yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Tarihinin en uzun süre görevde kalan liderini geçen Eylül ayında Oval Ofis’te ağırladığınız Ekümenik Patrikhanenin çocukları olarak, Patrikhanemizin ve Ekümenik Patrik Bartholomeos Hazretleri’nin manevi misyonuna verdiğiniz sarsılmaz destek ve Helbeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılmasına yönelik devam eden çabalarınız için size teşekkür ederiz. Bu konuyu Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmüş olmanızdan dolayı teşekkür ederiz. Sayın Başkan, Yunanistan’a ve Kıbrıs’taki adalet davasına gösterdiğiniz destekten dolayı size çok minnettarız.”
Rusya’yla “Papaz” Olmamıza Az Kaldı
Lozan’a göre; sadece İstanbul ile Bozcaada ve Gökçeada’daki Rum kökenli vatandaşlarımızın dini ihtiyaçlarıyla ilgilenmesi gereken Fener Rum Patrikhanesi’nden devam edelim.
Ukrayna Kilisesi’nin Rus Kilisesi’nden ayrılmasında başrolde oynadıktan sonra Balkan ve Baltık ülkelerinde de benzer çalışmaları yapması üzerine geçtiğimiz Ocak’ta Rusya Dış İstihbarat Servisi (SVR), Patrik Bartholomeos’u, “Konstantinopolis Deccali… Cübbeli deccal” olarak nitelendirip, “Şeytanın vücut bulmuş hali… Sahte peygamberlere benziyor…” dedi ve İngiliz istihbaratından destek aldığını öne sürdü.
SVR, birkaç gün önce Patrik Bartholomeos’u yine hedef aldı. Sebebi, bu defa da hayatını kaybeden Gürcistan Patriği II. İlia’nın yerine kimin seçileceğini belirlemek üzere faaliyetlere girişmesiydi. İşte SVR buna tepki gösterip, “güç arzusunun, Konstantinopolis merkezli ayrılıkçı yapının belirleyici özelliği haline geldiğini”, “Bartholomeos’un Gürcistan Kilisesi’nin iç işlerine müdahale ederek uluslararası kilise hukukunu çiğnediğini” açıkladı.
Şuraya geleceğiz; Patrik II. İlia’nın cenaze törenindeki ayini yönetmek üzere Gürcistan’a giden Bartholomeos, İlia’nın hayatını kaybettiği gün Gürcistan Ortodoks Kilisesi’ne gönderdiği mesaja, “Konstantinopolisli Bartholomeos” diye yazdı.
Çatır çatır Lozan’ı çiğneniyor… Rusya’yla papaz olmamızın yolları döşeniyor… Ama, her zamanki gibi, ne Patrikhane’nin bağlı olduğu Fatih Kaymakamlığı ne İçişleri ne de Dışişleri Bakanlığı’nın sesi soluğu çıkıyor!..
Bartholomeos’un Fransa Çıkarması
Devlet kurumlarından izin alınıyor mu, bilmiyoruz; ama geçtiğimiz 28 Mart’ta Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Etik ve Siyasi Bilimler Akademisi’nde Papa 16’ncı Benedict’ten boşalan koltuk için Patrik Bartholomeos’u yurtdışı üyesi olarak seçti.
Koltuğu devralmak üzere üç gün önce Paris’e giden Bartholomeos, Akademi’de “Konstantinopolis Ekümenik Patriği” olarak ağırlandı.
Askeri törenle karşılanıp uğurlandığı Elysee Sarayı’nda Macron’la 50 dakika resmi görüşme yaptı. Fransa Dışişleri Bakanı’nın da katıldığı görüşmede, Macron’un Bartholomeos’a nasıl hitap ettiğini öğrenemedik; ama Başbakan Sebastien Lecornu, “Konstantinopolis Patriği” unvanını kullandı.
Sadece o mu?
Türkiye’nin kurucusu olduğu BM Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü’nün (UNESCO) Genel Direktörü Halid El-Enany tarafından UNESCO’nun Paris’teki Genel Merkezi’nde de “Konstantinopol Ekümenik Patriği” olarak “onurla” ağırlandı.
Seçilmiş Müftüler Mahkemede Bartholomeos Saray’da
Ekim 2024’te İskeçe Medresesi’nin açılışında Yunanistan’ın atadığı müftüler yerine seçilmiş müftülerle Cuma namazı kılmak isteyen Türkler yargılanırken, Patrik Bartholomeos geçtiğimiz Ocak’ta Selanik’teki bir toplantıda kendisinin Türkiye’deki durumunu şöyle anlattı:
“Türk kamuoyunu Ekümenik Patrikhanenin kimliği ve misyonu hakkında bilgilendirdik. İlk yıllarda çok kapalı bir kurumduk, korku ve tereddüt vardı. Şimdi Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının kuruma karşı saygılı davrandığını gözlemliyorum. Beni Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndaki tüm yıllık resepsiyonlara davet ediyor ve çeşitli sosyal etkinliklerde bir araya geliyoruz.”
Aynı toplantıda konuşan Yunanistan’ın eski Başbakan Yardımcılarından Evangelos Venizelos da, “Yeni Roma olan Konstantinopolis’in Türkiye Cumhuriyeti toprakları içinde Patrikhane’nin merkezi olduğunu, [Patrik’in] Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve hukuk düzeni çerçevesinde hareket etmesi ve nesnesi olmadığı halde açıkça etkilendiği Yunan-Türk ilişkilerinin seyrini izlemesi gerektiğini” belirttikten sonra şunları kaydetti:
“Ancak, Ekümenik Patrik’in tüm hukuki formalitelerin ötesine geçerek devlet ve hükümet başkanları ile BM Genel Sekreteri tarafından muhatapları olarak algılanması ve kabul edilmesi bir tesadüf değildir. Ayrıca tüm uluslararası kuruluşlar, Avrupa Birliği ve Avrupa Parlamentosu, Avrupa Konseyi ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi ile Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu (Venedik Komisyonu) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Ekümenik Patrikhane’yi uluslararası bir varlık ve uluslararası hukukun bir öznesi olarak kabul etmektedir. Bu durum, Ekümenik Patrikliğin otoritesini, yetkisini ve sözünün geçerliliğini yansıtmaktadır… Aynı zamanda, çok büyük bir girişim olan İznik (Konsili), Batı Patriği Papa Leo’nun varlığı ve onun Ekümenik Patrikhanenin tahtbaşı törenine katılımı, bana göre, Hıristiyanlığın Ekümenik Patrikhane olmadan var olamayacağının kabulüdür. Doğu Hıristiyanlığı olmadan Batı Hıristiyanlığı da var olamaz. Bu nedenle, bizim görüşümüze göre Doğu, Batı’nın bir bütün olarak ayrılmaz ve temel, hatta yapısal bir unsurudur.”
Venizelos’un bu sözlerinden İstanbul’un ortasındaki Fener Rum Patrikhanesi’nin emperyalistler nezdindeki yeri ve misyonu daha net bir şekilde anlaşılıyor, değil mi?!
Bartholomeos, “Erdoğan beni Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndaki tüm resepsiyonlara davet ediyor” demişti ya; Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in 11 Şubat’taki Ankara ziyareti onuruna verilen akşam yemeğine o da davet edildi.
Erdoğan’ın “değerli dost” dediği Miçotakis’in görüşmelerde, “Kıbrıs ve azınlıklar meselesi ile ‘casus belli’nin kaldırılmasını” gündeme getirdiğini ve dahi şu “tespih” muhabbetini Yunan basınından öğrendik:
Miçotakis, Bartholomeos’a kehribar rengi tespihini gösterince, o da altın boncuklu tespihini göstermiş. Bu muhabbet Erdoğan’ın ilgisini çekmiş ve ne konuştuklarını sormuş. Miçotakis, “Sizin hediye ettiğiniz tespihi konuşuyorduk.” deyince Bartholomeos, tespihi çok beğendiğini, Mart’ta Külliye’de iftira geldiğinde, kendisinin de bir tane istediğini söylemiş. Erdoğan da aynı tespihten hediye edeceği sözünü vermiş!..
Gerçekten de Bartholomeos 27 Mart’ta Külliye’deki “dini azınlık temsilcileri” onuruna verilen iftarda ağırlandı; ama tespih hediye edildi mi edilmedi mi, bilmiyoruz.
Fatih Kaymakamı Aranıyor
Eski Dışişleri Bakanlarımızdan Şükrü Sina Gürel, Miçotakis onuruna verilen yemeğe Patrik Bartholomeos’un davet edilmesine şöyle tepki gösterdi:
“Yunanistan Başbakanı ve Fener Kilisesi Rahibi… Fatih Kaymakamı yok! Bartoleomos’un Yunan Başbakanın heyetinde olduğunu bilmiyorduk! Bizim yetkililerimizin Atina ziyaretlerinde Gümülcine seçilmiş Müftüsünün böyle fotoğraflarını göreceğimize bu iktidar döneminde ihtimal vermiyorum.”
Vatan Partisi de Şubat sonunda verdiği bir dilekçeyle, “Lozan’ı ihlâl ettiği, Türkiye’nin egemenlik haklarını tanımadığı, Anayasa ve yasalara aykırı faaliyet yürüttüğü” için Patrikhane’nin bağlı olduğu Fatih Kaymakamlığı’nı göreve çağırdı.
Kaymakamı ara ki, bulasın!.. Neden mi?..
İçişleri Bakanlığı: “Görev ve Sorumluluğumuzda Değil”
Tüm icraatlarına rağmen Patrik Bartholomeos’un Saray’da baş tacı edilmesi bir yana; nedenini iki örnekle açıklayalım.
Geçen yıl 28 Mayıs’ta dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak’ın ev sahipliğinde düzenlenen 18’inci Balkan Ülkeleri Genelkurmay Başkanları Konferansı’na katılmak üzere İstanbul’a gelen Yunanistan Genelkurmay Başkanı Dimitrios Houpis’in “Ekümenik Patrik” tarafından kabul edilip ona 1585’te çizilmiş olan İstanbul ve Trakya’yı Türkiye sınırları dışında gösteren bir Helen haritası sunması üzerine İYİ Parti Tekirdağ Milletvekili Selcan Taşçı, Patrikhane’nin bağlı olduğu Fatih Kaymakamlığı’ndan sorumlu, dönemin İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya şu soruları sordu:
“Patrik Bartholomeos’un kabul ettiği harita ve ziyaretin içeriği hakkında kendisinden bilgi, izahat talep edildi mi?.. Bakanlığınız, yasalarımıza ve Lozan Antlaşması’na aykırı olarak kullanılan ‘ekümenik’ unvanından dolayı Patrik Bartholomeos hakkında bugüne kadar herhangi bir işlemde bulundu mu?”
Bakan Yerlikaya 2 Eylül’de tam 16 önergesi için, “Yazılı soru önergelerinin Bakanlığımız görev ve sorumluluk alanında yer almadığı değerlendirilmiştir.” karşılığını verdi. Bu 16 önerge arasında Selcan Taşçı’nın o önergesi de vardı, iyi mi?!
Selcan Taşçı, geçtiğimiz 16 Ocak’ta ise Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’a bazı sorular yöneltti. Taşçı, Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin “kamuoyuna yansıyan birçok farklı alandaki haber ve açıklamaya ilişkin düzeltmeler yaptığını”, ancak “Türkiye’nin laik ve üniter devlet yapısına, ayrıca hukuken çizilmiş egemenlik haklarına aykırı şekilde kullanılan ‘Ekümenik Patrik’ ifadesine ve İstanbul’un Türk yurdu olmadan önceki adı olan ‘Konstantinopol’ün kullanımına ilişkin olarak herhangi bir açıklama veya düzeltmesine rastlanmadığını” vurguladıktan sonra şunları sordu:
“Fener Rum Patriği olan Patrik Bartholomeos’tan ‘Ekümenik Patrik’ olarak bahsedilen haber ve yazılarla ilgili herhangi bir düzeltme veya açıklama yapılmış mıdır? Yapılmadıysa, bu denli önemli bir konuda neden adım atılmamıştır?.. Yurt içi ve yurt dışında ‘Konstantinapol’ kullanımına dair herhangi bir düzeltme veya açıklama gerçekleştirilmiş midir? Gerçekleştirilmediyse, bunun gerekçesi nedir?”
Sonuç: Yazılı önergelerin 15 gün içinde cevaplandırılması gerekiyor. 77 gün geçti, cevap yok… Ankara bu haldeyken; Fatih Kaymakamı ne yapabilir ki, değil mi?!
03 Nisan 2026
Müyesser YILDIZ
KAYNAK: https://12punto.com.tr/
