Birinci Dünya Savaşı öncesinde ittifak arayışlarını sürdüren Osmanlı Devleti, İngiltere ve Fransa’ya iki kez ittifak önermiş, Mayıs 1914’te ise Rusya’ya Türk-Rus ittifakından bahsetmişti. Ancak bu devletler çeşitli bahanelerle Osmanlı’nın ittifak talebini reddetmişlerdi. İngiltere Osmanlı topraklarını paylaşmanın daha yararlı olacağı kanısına varmış ve bu konuda müttefikleriyle anlaşmıştı. Almanya’ya karşı İngiltere’nin yanında girmesi halinde Türk Boğazları üzerindeki Rus isteklerine sessiz kalacağını söylemesi üzerine Ruslar İngiltere ile ittifak oluşturmuştu. Anlaşılacağı üzere İngiltere “Paylaşım Savaşı” adı da verilen Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı’yı parçalama ve paylaşmayı aklına koymuştu.
Osmanlı, bozulan güvenlik ortamı ve Rus-İngiliz-Fransız yakınlaşmasına karşı ancak Almanya ile ittifak anlaşması imzalayabildi. Rus, İngiliz ve Fransızlar Osmanlı’yı içeriden de zayıflatmak için Osmanlı Ermenilerini kullandılar. Neredeyse her vilayet ve ilçede ayrılıkçı Ermeni (Taşnak ve Hınçak) komiteleri kurulu idi. Üstüne üstlük Taşnak Partisi 1914 Erzurum Kongresi’nde Osmanlı’ya karşı Rusların yanında savaşma kararı aldı. İngiliz, Fransız ve Rusların sözlerine kanan ayrılıkçı Ermeniler bağımsız bir devlet hayaline kapıldı. Ayrılıkçı ve taşeron komiteler vasıtasıyla cephe gerisinde ayaklanma, karışıklık ve terör faaliyetleri gerçekleştirildi. İç karışışılığı önlemek için cepheden kuvvet tasarruf etmesi gereken Osmanlı’nın cephedeki kuvvetleri zayıflatılmış olacaktı. Birçok cephede savaş sürerken, komitelerin kışkırtması ile Anadolu’da Ermenilerin ayaklanması iç güvenlik ortamını ve huzuru bozdu. Asayişi sağlamak isteyen Osmanlı Hükümeti 24 Nisan 1915’te Ermeni komitelerinin kapatılması, elebaşlarının göz altına alınması kararı verdi. Olayların devam etmesi ve başta Van olmak üzere birçok şehirde masum insanların ayrılıkçı Ermeniler tarafından katledilmesi üzerine asayişi bozan unsurların savaş bölgesi dışına sevk ve iskan edilmesi uygulaması geçici bir kanunla gerçekleştirildi.
Çanakkale cephesinde hezimete uğrayan İngilizler Ermeni kartından istedikleri şekilde sonuç alamadı. Çanakkale yenilgisine karşı iç kamuoyunu meşgul etmek için Ekim 1916’da yayınladıkları Mavi Kitap ile İngiliz Parlamentosu, Osmanlı’yı Ermenilere karşı suç işlemiş gibi göstermeye çalıştı. Mavi Kitap, günümüze kadar Ermeni konusunda aleyhimize karar alan parlamentoların ve Diaspora tezlerini destekleyenlerin destek aldığı bir yayın haline geldi. Kısacası, bu propaganda kitabı onlarca yıl sonrasına bile etki eden bir yalan makinası gibi çalıştı.
Savaştan önce planlar yapan, savaş sonrasında petrol ve jeopolitik önemi olan Osmanlı topraklarında sömürü düzeni kuran İngiltere’nin oyunları henüz bitmedi. İngiltere, İstanbul işgal edildikten sonra Osmanlı Devleti’nin ileri gelenlerini “Ermeni katliamından sorumlu” olarak yargılamak istedi. İngiliz Amirali Webb İngiltere’ye gönderdiği bir telgrafta “Ermenilere zulmeden herkesi cezalandırmak için Türkleri toptan idam etmeli… Yüksek görevlileri ibret verici bir şekilde yargılayarak cezalandırmalı…” ifadelerini kullanmıştır. (Bilal Şimşir, Malta Sürgünleri, Ankara, 1985, s.70). İngilizler bu kinle bir askeri mahkeme kurmuşlar ve yargılamaya başlamışlardır. Ama bir türlü sonuçlandıramamışlardır. Zira “soykırımı” ispat edecek hiçbir kanıt yoktur. Diğer bir deyişle devlet yöneticilerinin “Ermenileri imha edin” veya benzeri şekilde yazılı, sözlü hiçbir bir emri bulunamamıştır. Aksine, mahkemelerde incelenen tüm belgelerin Ermenilerin canına ve mallarına zarar verilmesinin önlenmesini, bunun için gerekli tüm tedbirlerin alınmasını istediği ortaya çıkmıştır. Neticede, Malta yargılamalarında İngiltere makamları istedikleri yönde bir sonuç elde edememiştir.
Ama Türkleri “cezalandırmada” kararlı olan İngilizler resmi olarak Amerika Birleşik Devletleri’ne başvurmuş ve “Türkler aleyhine delil” bulunmasını istemiştir. Amerika’daki İngiliz büyükelçisinin girişimleri bir sonuç vermemiş ve Büyükelçi Craige 23 Temmuz 1921’de İngiltere’ye A.B.D.nin şu resmi cevabını bildirmiştir: “…Amerikan arşivlerinde Türkler aleyhine hiçbir delil bulunamamıştır…”(Bilal Şimşir, a.g.e., s.70)
İngiliz makamları Malta yargılamaları sonucunda günümüzün asılsız iddialarına mesnet teşkil edecek en ufak bir sonuç alamamıştır. İddiaların dayandırıldığı dönemde, hasım ülke mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda bile suçlayıcı en ufak bir hususun bulunmayışı Ermeni iddialarının yapay ve temelsiz olduğunun açık bir kanıtıdır.
Atatürk’ün geleceğin güvencesi çocuklar ve gençler için söylediği: “Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize tahsilin hududu ne olursa olsun, en evvel, her şeyden evvel Türkiye’nin istiklaline, kendi benliğine, milli geleneklerine düşman olan unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir” veciz sözünü hatırlatarak bu yazımızı sonlandıralım.
30 Mart 2026
Ender GÜNER
TEKAR Vakfı Başkanı
(Emekli Tuğgeneral)
KAYNAKÇA
Bilal Şimşir, Malta Sürgünleri, Ankara, 1985, s.70
Cemalettin Taşkıran, Osmanlı Devleti’nde Ermeni Olayları [1915-1917], TEKAR Vakfı Yayınları – 9b, Eylül 2023, Ankara.
Esat Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, Belge Yayınları, Ankara, 1987.
Viscount Bryce, Arnold Toynbee, İngiltere Parlamentosu Raporu, Mavi Kitap (The Treatment of Armenians in the Ottoman Empire 1915-1916), Ekim 1916.
