Diyarbakır, Şanlıurfa, Van meydanlarında yapılan Nevruz kutlamalarında kaldırılan Kürdistan bayraklarını görmüyor musunuz?
Diyarbakır’da Bakırhan’ın neler söylediğini duymuyor musunuz?
“Devlete, muhalefete, Türkiye kamuoyuna ve Kürt halkına olmak üzere dört ayrı çağrıda” bulunmuş. “Türkiye kamuoyu” ve “Kürt halkı” diyerek açıkça ayrımcılık yaptığını fark etmiyor musunuz?
Ortadoğu’nun bir yangın yeri olduğunu söyledikten sonra devam ediyor:
“Bu yangının tam ortasında Kürtler ve Kürt coğrafyası var. Bu tablo içinde Kürtler hem kendi güvenliklerini sağlamaya çalışıyor hem bölgenin istikrarına katkı sunmaya çalışıyor. Kürt halkı ve siyasi iradesi tüm gadre uğrayanların hakkını, hukukunu ve geleceğini savunuyor. Bölge başkentleri bu gerçeği görmeli.”
“Bölge başkentleri” yani Ankara, Şam, Bağdat, Tahran. Bu başkentler, Kürt halkının… “hakkını, hukukunu ve geleceğini” savunduğu gerçeğini görmeli imişler. Bu söylem “Büyük Kürdistan” söylemi değil de nedir? Bunları anlamıyor musunuz?
Ne istediklerini de açıkça söylüyor:
“Kürtler Türkiye’de kimliğinin tanınmasını istiyor. Kürtler ana dilinde eğitim istiyor. Kürtler anayasal güvence istiyor. Kürtler yerel demokrasi istiyor. Kürtler eşit yurttaşlık istiyor. Cumhuriyet kurulurken cephede Kürtler vardı… Bu ülke birlikte kuruldu. Bedel birlikte ödendi… Cumhuriyetin kuruluşunda yarım kalan hikâyeyi herkesin mutlu olacağı bir sonla tamamlayabiliriz… Kürtlerin talebi ayrılık değil, ortaklıktır. İnkâr değil, tanınmadır. Kürtler yönetime ortak olmak istiyor.”
DEM’in eşbaşkanı “Kürtler” adına konuştuğunu iddia ediyor, ayrılık değil “ortaklık” istiyor. Yani devletimizin yapısını değiştirmemizi ve devletin bir “Türk-Kürt ortak devleti” olmasını talep ediyor. Bunun adını koyuyor: “İsyandan inşaya geçiş”. İsyan ettik, başardık, şimdi ortak bir devlet inşa etmeye sıra geldi, diyor.
Van’da ne diyor:
“Kürtler inkâr değil tanınma istiyor. Kürtler Sayın Öcalan’ın statüsünün netleşmesini istiyor. Fiilî değil resmî bir statüsü olmasını istiyor.”
Bütün bunlar size bir şey ifade etmiyor mu? “Terörsüz Türkiye” diyenlere hitap ediyorum. Bunlar size hâlâ bir şey anlatmıyor mu?
Gösterilerdeki beş on adamı tutuklamakla iş bitiyor mu?
Devlet Bahçeli’nin bayram mesajındaki “Türk milletine kan, renk ve ruh veren Türk vatandaşlarının tamamı birdir, eşittir ve hepsi bin yıllık kardeşliğin aziz mensuplarıdır.” sözü bunlara cevap gibi görünüyor.
Görünüyor da bunları muhatap alan kim? Bunlarla bir araya gelip yeni bir süreç başlatan kim? “Apo’nun statüsü ne olacak?” diye sorup bunlara bu talepleri söyleten kim? Eşbaşkanlara bu cüreti veren kim? “Acele işe şeytan karışır.” da demiş Bahçeli. Yani muhatap aldıkları bölücüler acele etmesin. Acele etmeyin, milleti uyandırmayın, hedefe yavaş yavaş ulaşalım.
Bir de buna “devlet politikası” diyorsunuz. Devlet, kendi yapısında ortaklık kabul eder mi? On yıllardır yapılan mücadeleyi, on binlerce şehidi bir yana bırakıp amacı bölücülük olan teröristlerle müzakereye oturur mu? Bunları yapan yönetici ve bürokratlara “Türk devletinin yönetici ve bürokratları” denir mi?
Türkiye Cumhuriyeti bir Türk devletidir ve öyle kalacaktır. Aksi yönde çalışanlar, Türk devletinin mensupları olamazlar.
29 Mart 2026
Ahmet B. ERCİLASUN
KAYNAK: https://yenicaggazetesi.com.tr/
