Formatlanmış “çözüm süreci”nde işler nasıl gidiyor?..
Devlet Bahçeli frene, Tayyip Erdoğan ise gaza mı basıyor?.. Şüpheci bir temkinlikle yaklaşmak gerek. Aralarındaki rol bölüşümünü ve bunun ustalıkla icra edildiğini hiç akıldan çıkarmamak lazım…
En önemlisi, olup bitenlere sadece AKP genel merkezi ve sadece MHP genel merkezi pencerelerinden bakmamak gerek. Daha büyük ölçekli okumalara ihtiyacımız var!..
Bir zamanların postal yalayıcılarından Barzaniler ile bebek katili Abdullah Öcalan arasındaki kapışmayı hiç gözlerden kaçırmamalıyız. Barzaniler ile Öcalan arasında bu esaslı kavga devam ederken bizdekilerin işi oldukça zor görünüyor.
Açık kaynaklardan devam edelim;
Barzanilerin borazanı Darka Mazı’da dün “2026 Newroz’u bize neler söyledi?” başlıklı genel duyuru mahiyetinde bir makale yayınlandı. Oradan bazı satırlara dikkatle bakalım;
“…Ve gerçek şu ki Newroz meydanlarına bakınca Kürdistan’da iki ayrı çizgi net olarak görülmüştü.
Birinci çizgi Öcalan’ın ve PKK’nin çizgisiydi. Bu çizgi yıllardır hem Avrupa’da hem de Kuzey Kürdistan’da neredeyse Newroz’u tekelleştirmiş, milli bir bayram olmaktan çıkararak özellikle de 2000’li yıllardan sonra Öcalan’ın Özgürlüğünü temele yerleştirerek, ideolojik propaganda ve parti kutlamasına çevirmiştir.
PKK bu yıl Newroz’da da aynı çizgiyi devam ettirdi.
PKK Newroz’unun ne olduğunu anlatan en iyi şey Öcalan’ın bu yıl ki Newroz mesajıydı. Öcalan’ın 1100 kelimelik mesajında kadın özgürlüğü vardı, 648’de Westfalya anlaşması vardı. Fakat tek bir Kürt ve Kürdistan kelimesi yoktu. Öcalan Newroz’un Kominalizmi kurma bayramı olarak değerlendirdi. Öcalan, Newroz’u Kürtsüz ve Kürdistansızlaştırdı. Tıpkı sömürgeciler gibi.
Ve Kürdistan’da Newroz’un ikinci çizgisi vardı. Bu çizgi ise Kürdistani bir çizgiydi. Malabadi köprüsü üzerinde Vejin Hareketinin meşaleler ve Kürdistan Bayrağı ile yaptığı Newroz kutlaması Kürdistani bir hafızanın küçük ama önemli ayak sesiydi. Kürt Diaspora Konfederasyonu’nun düzenlediği Bonn Newroz’u ise görkemli kutlama ise Kürdistani Newrozlar için büyük bir örnekti. Kuzey Kürdistan’da da hem devletin hem PKK’nin yıllardırdır koyduğu ambargoya rağmen Kürtler her yerde Ala Rengin ile var oldular.
Başkan Barzani’nin Bonn Newroz’una gönderdiği mesaj ise bir anlamda Kürdistani bir manifestoydu. Başkan Barzani açıkça ‘Milli Newroz Bayramı’ olarak adlandırdı ve dört parça Kürdistan için yol haritası olarak değerlendirdi.
Yani Kürdistan’da Öcalan’ın Komünalizm hizmetinde ki Kürtlükten arınmış Newroz’u ile Başkan Barzani’nin ve Kürdistan Bayrağının öncülük yaptığı iki aynı Newroz vardı. Gerçek Newroz Kürdistani olandır. Ve her geçen yıl Kürdistani Newroz daha çok büyüyeceği de nettir.”
Bu – sahibi belli- aşağılık değerlendirmenin satırlarını tekrarlayarak Türk düşmanları arasındaki kavgayı analiz etmeme herhalde gerek yoktur!..
MHP Genel Başkanı, hareketin lideri Devlet Bahçeli, gerçekten frene mi basıyor?.. Eğer öyleyse neden?.. Bahçeli’ye çok yakın bir kaynaktan aldığım yanıtlar;
“ABD -İsrail ile İran arasındaki savaş bir çok şeyi tekrar ortaya koydu. Birinci olarak bu savaş ile birlikte küresel sermaye körfez ülkelerinin parasına yöneldi. Bu paraları, buradaki sermayeyi kontrol altına aldı. İkinci olarak, İran, PJAK ile birlikte başlatılmak istenen ikinci Mahabad sürecine izin vermeyeceği iradesini ortaya koydu. Barzani, bu gelişmeleri görünce İran operasyonuna destek vermedi. Burada ABD’nin kendisini desteklemeyeceğini bu aşamada gördü. İsrail’in ise tam olarak ne yapacağı belli değil, kendi can derdine düştü. Bu iki gelişme, Ortadoğu’da yaşanan süreci etkiliyor. Bunun da nedeni ülkelerin artık çok fazla artan kara paradan korkmaya başlamaları ve bunu devlet sistemlerinden uzaklaştırmak istemeleri. Bu arada ABD, İran’ın enerji kaynakları için kara operasyonu başlatır da Barzani destek verirse şaşırmamak gerek. Bunun nedeni Barzani’nin kirli parasını kurtarma çabası.
Barzani, PKK’nın uyuşturucu ticaretinden komisyon alıyor. Bu komisyonun tutarı sattığı petrolden daha fazla. Bu narko doları da bir şekilde sisteme sokmak istiyor. Adres olarak da en yakın Türkiye var. Diğer ülkelere yönelik trafik tıkandı savaş ile birlikte. Barzani ise Türkiye’ye kirli sermayesini Türkiye’deki inşaat şirketleri üzerinden sokuyor. Türkiye’de inşaat şirketlerinin kazandığı parayı şu an sorgulayan yok ama yakında başlayacak. Devlet Bahçeli’nin çözüm sürecinin aceleye getirilmemesi gerektiğini söylemesinin ardında Barzani’nin Türkiye’deki narko dolarlarını işleten inşaat şirketlerine yönelik olarak yapılmasını istediği operasyon geliyor. Bahçeli, kara paranın Türkiye’den ya uzaklaştırılmasını ya da devlet tarafından tamamıyla kontrol altına alınmasını istiyor. Barzani, Öcalan’ı içeride tutup çözüm sürecini finanse edip tamamıyla kendi kontrolüne almak istiyor. Bunu da İstanbul, Ankara, İzmir, Mersin, Diyarbakır’daki kendine bağlı inşaat şirketleri üzerinden yapacak. Hem narko dolarlarını temizleyecek Barzani, hem de siyaseti finanse edecek. Türkiye’de yakında inşaat şirketlerine yönelik olarak da operasyon başlayabilir. Devlet Bahçeli tüm yasa dışı paranın kontrol altına alınmasını istiyor. “
Noktasına, virgülüne dokunmadan aktardım, Karar sizin…
Kameralarımızı diğer noktaya çevirelim;
AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın önceki gün partisinin Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda yaptığı konuşmanın tümüne ve de genel akışına dikkatle bakarsanız bunun bir halifelik manifestosu olduğunu kolaylıkla görürsünüz. Sadece bir paragrafa da bakmak da yeterli. Şöyle;
“Şunu bir defa açık açık söylemek isterim, nerede olursa olsun acımasızca öldürülenler bizim kardeşlerimizdir. Son nefeslerini okul sıralarında veren çocuklar bizim yavrularımızdır. Evlat acısıyla yürekleri Kerbela’ya dönen kadınlar bizim annelerimizdir. Bombaların enkaza çevirdiği şehirler aynı şekilde bizim şehirlerimizdir. Tahrip edilen, yıkılan, talan ve tarumar edilen yerler bizim bölgemizdir. Bakın buradan içim kan ağlayarak soruyorum, İsfahan’da, Tebriz’de, Tahran’da dökülen gözyaşlarının, Erbil’de, Amman’da, Bağdat’ta, Beyrut’ta, Sana’da, Doha’da, Riyad’da ve bölgemizin diğer kardeş şehirlerinde dökülenlerden Allah aşkına ne farkı var? Katliam şebekesinin gözünde adımızın Ali olmasının, Mürteza olmasının, Ömer olmasının, Ayşe, Zeynep, Hasan, Hüseyin olmasının ne farkı var? İster İran’da ister Körfez’de olsun, atılan her füzeyle zarar gören, vurulan, kanayan biz değil miyiz?”
Sahiplenici “biz” vurguları… Mezhep ayrımlarının tamamen üstüne çıkılması… Daha ne olsun?.. Tayyip Erdoğan, bir tek “halifeniz olarak sizlere sesleniyorum” dememiş!..
Duraksamanın da, acelenin de temellerindeki sebepler hakkında biraz fikir verebildiğimi umuyorum…
28 Mart 2026
Ahmet TAKAN
KAYNAK: https://yenicaggazetesi.com.tr/
