İBB iddianamesi henüz yazılmadan önce o tarihteki Başsavcı Akın Gürlek, somut delillerin iddianamede görüleceğini söylemişti. Resul Emrah Şahan’ın avukatı Doğa Şanlıoğlu, bugün Adalet Bakanı koltuğunda oturan Akın Gürlek’in “baş eseri” sayılabilecek iddianameyi deyim yerindeyse paramparça etti.

Dün Silivri’de, cezaevi yerleşkesindeki mahkeme salonunda İBB davasının bir celsesini izledim.

Bu duruşmada “seçilmiş Şişli Belediye Başkanı” Resul Emrah Şahan’ın avukatı Doğa Şanlıoğlu’nun savunması dinlendi.

Sonda söylenecek şeyi başta söyleme adetimi bozmayacağım; Şanlıoğlu, bugün Adalet Bakanı koltuğunda oturan Akın Gürlek’in “baş eseri” sayılabilecek iddianameyi deyim yerindeyse paramparça etti.

Avukat Şanlıoğlu’nun savunmasını dinlerken AKP – MHP koalisyonunun, bu duruşmaların televizyondan canlı yayınlanabilmesi için verilen yasa teklifini neden reddettiklerini daha iyi anladım.

Oysa Cumhurbaşkanı Erdoğan da küçük ortağı MHP Genel Başkanı Bahçeli de bu duruşmaların canlı yayınlanmasına karşı gibi görünmüyorlardı. Hatta Bahçeli’nin canlı yayın istediğini açıkladığı konuşması bile hâlâ kulaklarımda.

Ancak belli ki rejimin ağababaları bu iddianame ile yapılacak bir yargılamada vatandaşı ikna etmenin çok zor olacağını ya biliyorlardı ya da tahmin etmişlerdi; teklifi Meclis’te engellemeyi tercih ettiler.

Şahan’ın avukatı savunmasına müvekkilinin 1989’da inşa edilmiş mütevazı bir evde hayatını sürdürdüğünü, MASAK raporunun da “zenginleşme” bulgusu içermediğini açıklayarak başladı.

Savunma, o anda salonda bulunanlara gösterdi ki Şahan için suç yaratılmış.

Suç işlendiğini gösteren deliller toplanıp, o deliller takip edilerek sanığa ulaşılmamış.

Şahan’ın sanık olmasına karar verilmiş, bunu sağlamak üzere itirafçı ve müşteki ifadeleri alınmış. Müşteki olması istenilenler, savcının işine yarayacak ifadeyi vermeyince de sanık yapılmışlar.

İddianamede Şahan’ın bir ruhsat işi için 10 milyon dolar rüşvet istediği iddia ediliyor.

Avukat Şanlıoğlu şuna dikkat çekti:

“Harç ve ceza toplamı 43 milyon TL. Birileri çıkıp ‘10 milyon dolar verin halledelim’ diyor. Muhatap olunan yaptırımın on katı rüşvet istenir mi? Bu paraya Mehmet Torun on defa ruhsatsız tadilat yapar, cezasını öder. İnsan uydururken bile biraz ölçülü olmalı.”

İddianamede Şahan hakkında çeşitli suçlamalardan toplamda 35 yıldan 91 yıla kadar hapis cezası talep ediliyor.

Ancak böyle ağır bir suçlamayı haklı kılacak bir somut delil dosyada yok.

Hatırlar mısınız bilmiyorum, iddianame henüz yazılmadan önce o tarihteki Başsavcı Akın Gürlek, yandaş medyaya kanıtların sadece gizli tanık ya da itirafçı ifadelerinden ibaret olmadığını, somut delillerin iddianamede görüleceğini söylemişti.

Resul Emrah Şahan’ın mahkemedeki ifadesinden ve avukatının savunmasından anladık ki Gürlek’in söylediği gibi değilmiş.

Şahan’a yöneltilen suçlamaların hepsi “o dedi, bu dedi”den ibaret.

Yargıtay sadece etkin pişmanlık ifadesini tek başına yeterli bir delil olarak kabul etmiyor.

Etkin pişmanlık beyanının hükme esas alınabilmesi için somut, objektif ve yan delillerle (belge, arama sonucu vb.) desteklenmesinin şart olduğunu vazediyor ve bu artık yerleşik bir uygulama.

Buna rağmen bir belediye başkanının nasıl olup da tutuklanabildiğini ve hakkında 35 yıldan 91 yıla kadar hapis cezası istenebildiğini merak edenler için söyleyeyim ki bunun nedeni bu davanın siyasi olmasıdır.

Bu dava, esasen Ekrem İmamoğlu’nun, Cumhurbaşkanı adayı olarak Recep Tayyip Erdoğan’ın karşısına çıkmasını engellemek için açılmış siyasi bir dava.

Şahan da bu davanın kurbanlarından biri aslında.

Not: Bu duruşmanın ardından Şirin Payzın ve Murat Sabuncu ile birlikte bir video kaydettik.

Videoya T24 YouTube kanalından ulaşabilirsiniz.
https://www.youtube.com/live/CoDBEpj7_y8?si=CYKQhOsvlITwk7Do


Basın, deplasman tribününde

İBB davasının görüldüğü mahkeme salonu bir basketbol maçı oynanacak kadar büyük olsa da “basın tribünü”, salonun en dibindeki küçücük bir köşe. Nedeni yargılama sırasında neler olup bittiğinin kimse tarafından öğrenilmesinin istenmemesi midir?

Silivri Cezaevi duruşma salonları: https://media-cdn.t24.com.tr/media/library/2026/03/0a803b4d-9d54-480a-9a99-3c6696b2cd00.webp

Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanı adaylığını engellemek amacıyla açılan davanın dünkü duruşmasını Silivri’deki mahkeme salonunda izledim.

Salon son derece büyük, bir basketbol maçı bile oynanacak kadar hem de!

Ancak bu koca salonda “basın tribünü”, salonun en dibindeki küçücük bir köşe.

Duruşmaları izleyen gazetecilerin bir bölümü bu köşeciğe sığamıyor, duruşmaları kapalı devre televizyon yayınından izlemek zorunda kalıyor.

Salonda duruşmayı izleyenler ise ne sanıkların ne avukatlarının ne de mahkeme heyetinin jest ve mimiklerini izleyebiliyor.

Bir meslektaşımızın benzetmesiyle basına ayrılan bölüm, deplasmana gelen futbol takımlarının taraftarlarına ayrılan tribünler gibi.

Aradaki tek fark gazetecilerin üzerine havai fişek, su şişesi filan atılmıyor olması. Yoksa görüntü aynı.

O koca salonda gazetecilere duruşmaları rahatça izleyebilecekleri bir bölümün verilmemiş olmasının nedeni yargılama sırasında neler olup bittiğinin kimse tarafından öğrenilmesinin istenmemesi midir, diye merak ettim.


Tapu tartışmasına sis bombası mı?

Yeni bir gözaltı dalgasıyla canlandırılan ünlülere yönelik uyuşturucu ve fuhuş soruşturması, kamuoyunun dikkatini Adalet Bakanı ile ilgili iddialardan başka yere çekmek amacıyla mı yapıldı?

Adalet Bakanı Akın Gürlek :
https://media-cdn.t24.com.tr/media/library/2026/03/393fa62a-ace1-495d-86ae-36bce619dfd3.webp

Bir süredir ara verilmiş gibi görünen ünlülere yönelik uyuşturucu ve fuhuş soruşturması, dün yeni bir gözaltı dalgasıyla canlandırıldı.

Bundan öncekilerde olduğu gibi gözaltına alınan kişilerin isimleri savcılık tarafından açıklandı, suçluymuşlar gibi teşhir edildi.

Şimdi bundan önceki operasyonlarda olduğu gibi bu kişilerin ifadeleri, saç ve kan örnekleri alınacak, bazıları serbest bırakılırken bazıları da tutuklanacak ya da tutuklanmaya eş bir tedbir olan adli kontrol ile serbest bırakılacaklar.

Tıpkı bundan önceki operasyonlarda olduğu gibi bu operasyon da kanunlarımızın, kanunlarımızı uygulamakla görevli kişiler tarafından çiğnendiğinin bir örneğini oluşturuyor.

Soruşturmanın gizliliği ilkesi bizzat soruşturmayı yürütenler tarafından ihlal ediliyor, özel hayatın dokunulmazlığı ilkesi ayaklar altına alınıyor.

Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 157. maddesine göre soruşturmalar, savunma hakkına zarar vermemek kaydıyla gizli olmalıdır.

“Soruşturmanın gizliliği” ilkesi, sağlıklı bir soruşturma için şüphelinin leh ve aleyhine olan delillerin toplanması için gereklidir. Adil yargılama böyle başlar ve masumiyet karinesi ile özel hayatın gizliliğinin korunmasını amaçlar.

Soruşturmanın gizliliğini alenen ihlal eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır (TCK 285. madde) ki burada ihlal savcılık ve güvenlik güçleri tarafından yapılıyor.

Savcı ve operasyonu yürüten kolluk amiri bu ihlali görevlerinin sağladığı kolaylıktan yararlanarak işledikleri için aynı maddeye göre cezalarının yarısı kadar arttırılması gerekiyor.

Bu soruşturmada da daha öncekilerde olduğu gibi söz konusu vatandaşların “lekelenmeme hakları” da çiğnenmiş bulunuyor.

Aleyhlerinde verilmiş herhangi bir mahkeme kararı olmayan kişiler suçluymuşlar gibi teşhir edildiler.

Sonuç olarak şunu söylemeliyim ki kamuoyunda tanınmış kişiler olsalar da olmasalar da vatandaşların temel hakları ihlal edildi.

Tabii şimdi akla şu soru geliyor: Bu yeni operasyon, kamuoyunun dikkatini Adalet Bakanı ile ilgili iddialardan başka yere çekmek amacıyla mı yapıldı?

Bu amaçla yapıldığını elbette söyleyemeyiz ama adliyemizin genel haline bakınca insanın aklına bu ihtimal de gelmiyor değil.

26 Mart 2026

Mehmet Y. YILMAZ

KAYNAK: https://t24.com.tr/


Yorum bırakın