Dr. Alaaddin Yavaşca… Tıp doktoru, besteci, müzik otoritesi, konservatuvar hocası. Klasik Türk Müziği, Türk Sanat Müziği dallarında pek çok sanatçının hocası, sevilen pek çok şarkının bestekarı. Geleneksel Türk Müziğinin kurallarından şaşmayan, müziğimizin yozlaştırılmaması için bir ömür veren değerli insan, büyük sanatçı. 2021 yılının Aralık yılında ebedi aleme göç etti.
Muzaffer Sarısözen… Türk halk müziğinin temel taşı olan “Yurttan Sesler” korosunun kurucusu, 10.000’e yakın türküyü derleyip notaya alan, Anadolu türkülerini TRT radyoları aracılığıyla halka ulaştıran değerli insan, büyük sanatçı. O da 1963 yılının ocak ayında bu dünyadan ayrıldı.
Onlar ebedi aleme göç ettiler ama her iki değerimiz de eserleri ve ortaya koydukları ekolleri ile aramızda yaşıyorlar. Gelin görün ki ömürleri boyunca Türk müziğinin ulu çınarları olan onlar gibi daha nice değerimiz bir bir aramızdan ayrılınca yozlaşma, arabeskleşme, popülerleşme de dolu dizgin yol alıyor.
Yazı konusu ile ilgili olarak kendisine bir atıfta bulunacağım için Dr. Alaaddin Yavaşca’dan söz ederek bir giriş yaptım. Değilse Klasik, Sanat ve Halk müziği dallarında pek çok değerli üstadımız var. Sağ olanlara ahlar vahlar çektiriliyor, gidenlerin kemikleri sızlatılıyor. Piyasa sanatçılarını geçtim de ne yazık ki TRT ve Kültür Bakanlığı sanatçıları ile yöneticileri de bu yozlaşmaya alet oluyorlar.
Türk Halk Müziğimizin sistemini oturtan, “Bilmem şu feleğin bende nesi var/Her gittiğim yerde yar ister benden/Sanki benim mor sümbüllü bağım var/Zemheri ayında canım gül ister benden” ve “Akşam olur karanlığa kalırsın/Derin derin sevdalara dalarsın/Oy gelin gelin sevdalı gelin öldürdün beni” gibi araştırmaya, yaşanmışlıklara dayanan binlerce türküyü derleyip günyüzüne çıkaran Muzaffer Sarısözen bugün gelinen laylaylom ortamını görse ne derdi mesela?
“Artık bu solan bahçede bülbüllere yer yok/Bir yer ki; sevenler, sevilenlerden eser yok/Bezminde kadeh kırdığımız sevgililer yok/Bir yer ki; sevenler, sevilenlerden eser yok…” Dr. Alaaddin Yavaşca’nın bestesi olan bu şarkı da zaten derdimizi, yazı konumuzu anlatıyor. Muzaffer Sarısözen gibi Yavaşca’nın da böyle emek ürünü yüzlerce şarkısı, bir o kadar da yetiştirip sanatçı olmalarına vesile olduğu öğrencisi var.
Buraya iki sembol, iki örnek şahsiyet olarak aldığımız Muzaffer Sarısözen ve Alaaddin Yavaşca ile benzerlerinin yetiştirdiği, ya da onların ortaya koyduğu ekolün öğrencileri olarak ortaya çıkanlar hemen her fırsatta hocalarını yad edip saygı ve hürmetle anarlar.
TRT, uzun yıllar onların yolundan çıkmamış, müzik disiplinini, sanatçı duruşunu göstermiştir. Kültür Bakanlığı bünyesindeki korolar da bu anlayışla oluşturulmuşlardı. Ancak son yıllarda bir şeyler oldu.
Yıllardan beri Radyo ve Televizyon yayıncılığının olduğu gibi Türk Müziği’nin de bir okulu olarak bilinen TRT artık piyasaya uymuş, Yayın İlkelerini unutmuş durumda. İlkesizlik, başıboşluk haber ve genel programlarda olduğu gibi müzik programlarında da dikkat çekici bir bozulmaya doğru yelken açmış gidiyor.
TRT, TSM ve THM konusunda gerek sanatçı kadrosu gerekse altyapı bakımından oldukça geniş imkanlara sahip. Buna rağmen dış yapımlara ağırlık veriyor olması doğru değil. Olmaz mı, elbette olur. Bir kamu kurumu olduğu için dışarıya da açık olması gerekir. Ancak bu konuda hatır gönül işleri ve siyasi kişilerle hanımlarının yönlendirmelerine göre hareket edildiği hep konuşuluyor. Nitekim TRT programlarından eksik olmayan bazıları programlar sırasında ya da dışarıda verdikleri bir röportajda, bir konuşmada bunu açığa çıkarmaktan çekinmiyorlar.
TRT’nin kadrolu sanatçısı olmadığı halde program yapan ve ilk çıkışında ümitvar olarak gördüğüm genç bir hanım sanatçı vardı. Biraz tanınıp şöhrete ulaşınca laylaylom her şeyi söylemeye başladı. Kendisine mesaj atarak yaptığının doğu olmadığını, türkülere ve sanatına ihanet etmemesi gerektiğini yazmıştım ki hemen cevap verdi: “Öyle düşünmüyorum. Sesimin gittiği her şeyi okuyorum, okuyacağım!” Okuyor ama artık onu dinlemiyorum.
Ondan daha eski, daha tanınan bir hanım sanatçı daha vardı. Güzel de türkü okurdu. Bilmem kaç yıldan beri “Körler ve sağırlar birbirini ağırlar” misali bir saz sanatçısı ve “türkü bestecisi” ile birlikte program yapıyorlar. Onları da seyretmiyorum ama TRT eski programlarını bile haftada bazen iki üç defa tekrar etmekten bıkmadı, usanmadı.
THM programlarının gediklisi bir de erkek sanatçı var tabii, ellinci mi yüzüncü mü tekrarından bıkılmayan, bir başka TV kanalında da program yapıyor olmasına rağmen vazgeçilemeyen… Benzer örnekler TSM programlarında da var. Akustik, makustik gibi başkaları da var. “Olmasın” demiyorum ama aynı programların bıkmadan usanmadan tekrar edilip durması profesyonel bir yayıncılığa yakışır mı Allah aşkına?
TRT sanatçılarının sunup şarkı ve türkü söyledikleri çok güzel örnekler olduğu gibi son zamanlarda giderek artan ve birbirini taklit etmeye başlayan bazı programlarda yılışıklığa, sırnaşıklığa varan ifadeler kullanmaları, üstüne bir de arabesk, fantezi, popülerlik merakı seyir zevkinin, müzik kalitesinin önüne geçiyor.
Türk Sanat Müziği ile Türk Halk Müziğinin, bir başka deyişle şarkı ve türkülerimizin bir asaleti, bir duruşu, bir saygınlığı vardır. Bunu sulandırmak kimsenin haddi değildir, olmamalıdır. Her şarkı programının içine birkaç arabesk, pop, fantezi sıkıştırmak o programın bütün özelliğini ve güzelliğini alıp götürmektedir. TSM sanatçılarıyla müzik yönetmenlerinde nükseden bu hastalık THM sanatçılarında da var. Türkü okuyuşlarında, duruşlarında piyasa özentisini sezmemek mümkün değil. Araya bir de tanıdıklarının sözlerini yazıp bestelediği türküleri sokuşturuyorlar ki tamamen sırıtıyor. Bir zamanlar “Türküde beste olur mu olmaz mı” tartışması vardı. Çok güzel sözler, çok güzel icralar olsa da anonim olmayan eserlere yer vermekten kaçınılır, gerektiği durumlarda “Beste formunda türkü” olarak tanıtılırdı. TRT radyolarında nispeten geleneğe uyulmakla birlikte televizyondaki TRT Müzik kanalında adeta “atış serbest” olup taverna kültürüne doğru bir gidiş var. Çok yazık!
Gelelim yazımıza niçin Dr. Alaaddin Yavaşca’dan söz ederek başladığım konusuna… Öğrencilerinden bazıları, “Hocam, genç nesil müzik tarzımıza pek ilgi göstermiyor. Biraz onlara hitap edecek eserler de hazırlayıp okusak” deyince o nazik adamın çehresi değişiyor, içten içe kızıyor ama yine de kendi üslubunca cevap veriyor:
“Kızım/Oğlum, hiç baklavaya kıyma katılır mı?”
Ne yazık ki şimdilerde baklava tadındaki o şarkı ve türkülerimize kıyma da katılıyor, sakatat da!
Dr. Alaaddin Yavaşca ve Muzaffer Sarısözen gibi Türk müziğine yozlaştırmadan hizmet eden üstatlardan bu dünyayı terk edenlerin ruhları şad, onların yolunda gidenlerin yolları açık olsun.
23 Mart 2026
Osman OKTAY
