Ortadoğu’daki savaşın neredeyse üç haftası doldu.

Artık herkes şunu görüyor; Amerika İran’ın “demir leblebi” olduğunu hesap edemedi.

Hesap etti belki ama…

Bu kadar sert olacağını büyük ihtimalle öngöremedi.

Savaşın maliyeti her geçen gün artıyor.

Sadece bölgesel değil, küresel ekonomi de darbe alıyor; petrol fiyatlarıyla alt üst olan sistem alarm vermeye başladı.

Bölgesel dengelerin düzelmeyecek şekilde altüst olmasına ramak kaldı, diyebiliriz.

Ortada çok net bir gerçek var; sadece karşılıklı füze atmakla bu iş bitmeyecek.

Ya öyle ya da böyle ateş kesilecek ya da herkesin nefesi…

İsrail için ilk seçenek masaya gelecek gibi görünmüyor, Netanyahu gözünü karartmış durumda. Bu iş böyle giderse nerede ve nasıl nihayetlenir, tahmin etmek çok zor.

Ama ikinci ihtimal, ellerindeki silah kapasitesi, silahların niteliği ve halkın dayanma gücüyle ilişkili.

Günün sonunda, İsrail İran ile başa çıkamayıp nükleer silah kullanır mı?

“Hayır, o kadarını da yapamaz” demeden önce durup biraz düşünmek lazım. Rasyonel karar vermeyi çoktan bırakmış görünüyorlar.

İşin en belirsiz kısmı ise şu:

Trump ne yapacak?

Dünü bugününe uymayan, bugünü yarınını tutmayan birinden söz ediyoruz.

Üstelik kasım ayında ara seçim var. Kendisi için her şey güllük gülistanlık değil ama her gün çıkıp abuk subuk konuşmaya devam ediyor.

Dolayısıyla bu sorunun net bir cevabı yok.

Peki, kara harekâtı gelir mi?

Peşinen söyleyelim, kâğıt üzerinde mümkün

Ama sahada…

O kadar kolay değil.

Kara savaşının gerçeği farklı. Eğri oturup doğru konuşmakta yarar var. Eğer Amerika İran’a karşı kara operasyonuna karar verirse, bunu kendi askerleriyle tek başına yapmayacak. Zaten yapamaz da. Hele ki Trump’ın görev onayı tepetaklak olmuşken.

Sahaya süreceği yerel kara unsurlarına ihtiyacı var.

Düne kadar iki seçenek söz konusuydu; Kürtler ve Beluçlar

Ama hesap tutmadı.

Kürtler başlangıçta istekli gibi göründü.

Fakat sonra geri vites yaptılar.

Hatta Irak’ın Kürt Cumhurbaşkanı’nın eşi, çıktı açık açık “Biz sizin için savaşmayacağız” dedi. Bunu basit bir tepki olarak görmeyelim, Iraklı Kürtler de bu işe pek hevesli değiller.

Bu, Washington açısından ciddi bir kırılma oldu.

Geriye tek seçenek kaldı; Beluçlar…

Ama görünen o ki, onların da hevesi kursağında kaldı.

Şimdi yakın gözlüğümüzü takalım.

Amerika ve İsrail İran’a saldırmadan hemen önce ilginç bir gelişme yaşandı:

Pakistan, “sudan bahanelerle” Afganistan’ı vurdu. Gereksiz bir yerel çatışmadır, diyerek üzerinde pek fazla duran olmadı.

İlk bakışta alakasız gibi görünebilir.

Ama değil.

Bu hamle, aslında İran açısından hayati öneme sahipti.

Pakistan, Afganistan’ı askeri açıdan meşgul ederek, Afgan silahlı unsurlarının İran sınırında baskı oluşturmasının önüne geçti.

Yani stratejik bir hamle yaptı.

Amerika geç kalmasaydı Afganistan’ın sınır hattında yaratacağı gerginlikle İran’ı zor durumda bırakabilirdi.

Ama Pakistan önce davrandı, Afganistan’ı çatışmaya çekerek, silahlı gücünün elini ayağını bağladı.

Böylece Tahran yönetimi, Afganistan sınırına asker yığmak zorunda kalmadı, kuvvetlerini bölmedi, ana cephede konsantre olabildi. Belucistan bölgesinde, ülkenin toprak bütünlüğünü tehdit edecek bir güvenlik zafiyeti ortaya çıkmadı.

Yani İran, savaşa dağılmadan girdi.

Bu, savaşın kaderini değiştirecek kadar kritik bir ayrıntıdır. Bunun altını kalın kalemle çizmiş olalım.

Pakistan neden bunu yaptı? Durduk yere neden İran’a böyle stratejik bir katkı sundu?

Cevap açık; Çin…

Bir zamanlar Pakistan, Amerika’nın bölgedeki en sadık müttefiklerinden biriydi, Afganistan operasyonları, istihbarat paylaşımı, ekonomik ve askeri yardımlar filan derken iki ülke arasında adeta iç içe geçmiş bir ilişki vardı.

Ama sonrasında Amerika’nın Çin’e karşı Hindistan’ı öne çıkarma stratejisi, eski müttefiki ile arasının bozulmasına neden oldu.

Sonuç, Hindistan ABD’ye yaklaştı Pakistan da Çin’e…

Bu sadece diplomatik bir yakınlaşma değildi. Kısa sürede askeri, teknolojik ve stratejik bir ortaklığa dönüştü.

Nitekim geçen yıl Hindistan ile Pakistan arasında yaşanan çatışmada bu iş birliğinin sonuçlarını gördük.

Çin teknolojisiyle geliştirilen Pakistan silah sistemleri, Hindistan’ın en modern uçaklarına karşı ciddi bir tehdit oluşturdu.

Hatta Pakistan, Hindistan’ın Dassault Rafale, Mirage 2000 gibi uçaklarını keklik avlar gibi avlayınca Modi ateşkes istemek zorunda kaldı.

Biz böylece, Çin–Pakistan askeri entegrasyonunun, kağıt üzerindeki bir ortaklıktan ibaret olmadığını gördük.

Pekin’in İran hesabına gelince…

İşte tam bu noktada büyük resim ortaya çıkıyor.

Pekin yönetimi, Pakistan’a Hindistan karşısında verdiği desteğin bir karşılığını istedi.

Nerede?

İran sahasında.

Çünkü İran, Çin için sadece bir müttefik değil; aynı zamanda enerji tedarikçisi, jeopolitik tampon ve Kuşak-Yol projesinin kritik halkası

Dolayısıyla Pekin yönetimi İran’ın zayıflamasına, petrol kaynaklarının da Amerika’nın kontrolüne girmesine izin vermez, veremez. Çünkü Çin, petrol ihtiyacının yüzde 13 gibi çok önemli bir bölümünü İran’dan karşılıyor.

Pakistan’ın Afganistan hamlesi işte bu stratejinin bir parçasıydı.

Gelelim meselenin en kritik yerine, zurnanın “zırt” dediği yere…

Beluçlar!

Hem Pakistan’da hem İran’da yaşıyorlar. Yani sınırın iki tarafındalar. Üstelik silahlı milisleri de var.

Eğer Amerika’nın desteğiyle bir ayaklanma başlatırlarsa İran’dan ve Pakistan’dan toprak koparmaları kuvvetle muhtemel.

Daha önemlisi; Beluçların yaşadığı bölge, Hürmüz Boğazı’na yakınlığıyla stratejik bir noktada. Bugün İran’ın elindeki en büyük kozlardan birisinin Hürmüz Boğazı olduğuna ayrıca vurgu yapmamıza gerek yok. Beluçların söz konusu bölgenin kontrolünü ele geçirmesi, Amerika için Şam’da kayısı olur.

Burası aynı zamanda Pakistan için de kritik önemi haiz bir bölge.

Çünkü Belucistan,Pakistan’ın Hint Okyanusu’na açılan kapısı, üstelik Çin’in büyük yatırım yaptığı Gwadar Limanı da burada.

Eğer Belucistan bağımsız olursa, İran Hürmüz üzerindeki kontrolünü kaybeder, Pakistan’ın denize çıkışını kapanır, Çin’in yüz milyarlarca dolarlık yatırımı riske girer.

Bu, üç ülkenin de kabus senaryosu!

Hasılı kelam, siyasi, askeri ve stratejik denklem tamamen değişmiş vaziyette.

İşte bu yüzden Pakistan’ın Afganistan hamlesi tesadüf değildi.

Bu hamleyle; İran’ın savunma hattında gedik açılmadı, Beluçlar üzerinden kurulabilecek planlar boşa düştü, Amerika’nın kara operasyonu ihtimali zayıfladı.

Ama ortadan kalkmadı.

Bakalım, önümüzdeki günlerde Trump şapkasından başka tavşan çıkarabilecek mi, diye sorup yazımıza noktayı koyalım.

19 Mart 2026

Bahadır Selim DİLEK

KAYNAK: https://12punto.com.tr/


Yorum bırakın