Emekli amiral Cem Gürdeniz, mavi vatan jeopolitik sayfasındaki kapsamlı savaş değerlendirmesinde Çanakkale direnişi ve Hürmüz direnişi arasındaki benzerliği inceledi:

“1915’te Çanakkale’de İngiltere ve Fransa’nın temsil ettiği emperyal deniz gücü ne ise bugün İran cephesinde ABD ve İsrail’in temsil ettiği askeri-teknolojik üstünlüğe bağlı emperyal güç de odur. Aradan 111 yıl geçmiş olabilir; Platformlar, sensörler, kapasite ve menziller değişebilir. Ancak özde değişmeyen bir gerçek vardır. Emperyal güç, kendi kaba kuvvetinin zaferine güvenerek dar bir coğrafyaya girme iradesini dayatmak ister. Savunmadaki devlet ise açık denizde rakibini yenemeyeceğini bilir, bunun yerine geçitleri, boğazları, yaklaşan istikametlerini, limanları, ikmal noktalarını ve psikolojik sıcaklığı hedef alır. Çanakkale’de bunun adı mayın ve kıyı topçusuydu. Bugün İran’ın uyguladığı modelde bunun adı SİHA ve balistik füzelerdir.”


Filozof yatırımcı diye ünlü Ray Dallo ise şöyle dedi:

“Hürmüz Boğazı’nın kontrolünü kaybetmek Amerika için 1956’da Süveyş Kanalı’nın İngiltere için olduğu şey olabilir. Süper güçler aşırı borçluyken askeri ve finansal kontrolünü kaybettiğini gösterdiğinde müttefiklerin ve alacaklıların güvenini kaybetmesini, rezerv para birimi statüsünü kaybetmesini, para biriminin özellikle altına karşı zayıflamasını izleyin. Savaşta acıya dayanma kapasiten acı verme kapasitenden daha önemlidir.”


Emekli general Nejat Eslen’e göre “Türkiye üzerinde NATO silahı ile vurulan ve İran’dan atıldığı iddia edilen füzeler ile iki amacın güdüldüğü söylenebilir;

Türkiye’yi NATO üzerinden savaşa dahil etmek.

2.NATO’yu Türkiye üzerinden savaşa dahil etmek.

Kıbrıs’a atıldığı iddia edilen füzeler ise Yunanistan, GKRY ve bazı NATO ülkeleri tarafından adadaki dengeleri değiştirmek amacı ile kullanılmak istenmiştir.

Bu savaş ile ABD ve İsrail’in stratejik tahditleri ortaya çıkmıştır.

Çin ve ABD bu savaştan dersler çıkarmaktadır.

Bu savaş ile ABD’nin Çin ile savaşının çok zor olacağı ABD tarafından anlaşılmıştır.

Bu savaştan sonra küresel ve bölgesel jeopolitikte çok şey değişecektir.

Ukrayna savaşı ve İran savaşı ile birlikte ve Hürmüz boğazının kapanması ile Hazar geçişli Orta Koridor’un önemi ve değeri giderek artmaktadır.”

“Terörsüz Türkiye;

devleti paylaştırmaya gidiyor!”

Bir de iç politika gerçekleri var…

Milli Düşünce Merkezi Başkanı Hakan Paksoy diyor ki, “Terörsüz Türkiye diye başlayan 3’üncü Nesil PKK Açılımı, Türk Milleti’nin egemenliğini ve dolayısıyla devletimizi paylaştırmaya doğru gidiyor. Hem de hızla ilerliyor.

Eğer bu gerçekleşirse, istiklâli ‘nasıl kazandık’ demenin hiçbir anlamı kalmayacak.”

İstiklal Marşı’nın yer yer devlet gözetiminde Arapça okunmaya başlanması da nasıl bir Türkiye tasarlandığını ortaya koyuyor.

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ ise “Bahçeli, AKP’yi bu milletin başına musallat etti… Tek adam sistemiyle parlamenter demokrasiyi değiştirdi ve şimdi Öcalan ve DEM’le işbirliği yaparak kalanı da yok etmek istiyor… Bahçeli’nin yolu yıkım yoludur.” diyor.


Peki bu gidişat nasıl değiştirilir?

CHP’ye yapılan darbeyi ise Prof. Dr. Örsan Öymen, Cumhuriyet’te inceledi:

“Ortada bir yargı sürecinin olmadığı, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in de yaklaşık bir yıl önce tespit ettiği gibi, bir darbe sürecinin olduğu açıktır.

Darbecilere karşı sabahtan akşama kadar işin doğrusunu anlatarak konuşmanın ve koşturmanın, sanki bir hukuk devleti kalmış gibi hukuki akıl yürütmeler geliştirmenin, sanki ahlaki değerlerin ne olduğunu umursayan bir iktidar varmış gibi ahlaki değerlerden söz etmenin, sanki özgür ve serbest seçimler yapılacakmış gibi seçim kazanmaya dair umutlar dağıtmanın, seçim mitinglerini andıran sınırlı katılımlı haftalık rutin mitingler düzenlemenin bir etki yaratmadığı açıktır.

Aynı yöntemle farklı sonuçlar alınamayacağına göre, muhalefet yöntemi değiştirilmelidir, bugüne kadar yapılanlara ek olarak, farklı eylem stratejileri de geliştirilmelidir.”


Benim değerlendirmem ise şöyle: Nasıl ki Ergenekon, Balyoz süreci, ABD’nin BOP projesinden bağımsız değilse ve Oval Ofis’te kararlaştırılmışsa, CHP’ye ve Ekrem İmamoğlu’na yönelik darbe de ABD ve İsrail’in İran saldırısıyla devam eden projeden ayrı tutulamaz…

Çanakkale direnişi nasıl yeni bir dünyanın kurulmasına yol açmışsa; Hürmüz Boğazı’ndaki direniş de sadece İran’ın değil, dünyanın, Türkiye’nin ve dolayısıyla Tayyip Erdoğan’ın, Özgür Özel’in ve Ekrem İmamoğlu’nun kaderini değiştirebilir.

18 Mart 2026

Arslan BULUT

KAYNAK: https://yenicaggazetesi.com.tr/


Yorum bırakın