“Arapça Kutsal Bir Dil Değildir Okuyun ve Anlayın Artık” başlıklı yazım bir defa daha gösterdi ki insanların çoğu her işte olduğu gibi inanç konusunda da işin özünü kavramak yerine kenarından dolaşarak teferruatla ilgilenmeyi tercih ediyor. Onun için konuyu biraz daha açma ihtiyacı duydum.
Kur’an-ı Kerim özdür, hakikattir, Arapça ise teferruattır. Allah dileseydi başka milletler içinden birini Peygamber olarak tayin eder ve Kur’an-ı Kerim’i onun dilinden gönderirdi. Çünkü anlayan için ayet açık ve nettir:
“Biz her peygamberi içinde bulunduğu toplumun dili ile gönderdik ki onlara apaçık anlatabilsin!” (İbrahim Suresi, Ayet 4)
Kur’an-ı Kerim’de verilen mesajı bir kenara bırakıp Arapçaya kutsallık vermeye çalışmak söz konusu yazımıza aldığımız Ayet-i Kerimelerde ifadesini bulduğu üzere Cenab-ı Allah’ın hükümlerine aykırıdır. Eğer dillere bir kutsallık atfedilecekse, “Dillerinizin ve renklerinizin farklı oluşu da O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz ki bunda bilenler için ibretler vardır. Fakat bunu anlayacak olanlar ilim sahipleridir” hükmünce (Rum Suresi, ayet 22) her dil kutsaldır. Buna elbette Türkçe ile birlikte dünyada konuşulan bütün diller dahildir. Kur’an-ı Kerim’in Arapça indirilmiş olması bunu değiştirmez.
Hal böyle iken şu ifadelere bakar mısınız?
“Arap nüfus ortalama 100 milyon. Dünya nüfusu 7 milyar. Kur’an dünyaya indirildiyse ki öyle, tek dil olacak tabi. Ticaret ve para için her dili öğrenmeye koşan insanlar bir zahmet Arapça da öğreniversin. Tevrat İbranice, İncil Aramice Kur’an Arapça. Bir tek ülkemizde ses çıkıyor Kur’an niye Arapça diye. 6 milyar Hristiyan sormuyor İncil neden Aramice diye!”
Kendi içinde bile çelişkili olan bu ifadenin neresini düzelteceğiz? Dünyada yaklaşık 2,5 milyar Hristiyan nüfus yaşıyor. Peki onlar İncil’i Aramice olarak mı okuyorlar yoksa İngilizce, Fransızca ya da Almanca mı? İçlerinde “Aramice kutsal bir dildir”, “Aramice Ahiret dilidir”, “Aramice edilmeyen dualar kabul olmaz” diyene rastlayan var mı? Dünyada 15 – 16 milyon kadar da Yahudi yaşadığı sanılıyor. ABD ile birlikte dünyanın baş belalarından biri olan İsrail’in resmi dili sözde İbranice ama orada bile geçerliliği yok, kullanılmıyor. Konuşup yazdıkları dil genelde İngilizce.
Fransızca, Almanca, İngilizce, Rusça ve Türkçe’de her türlü iyi ve güzel ifadeler olduğu gibi son derece yakışıksız, ahlaksız cümleler de kullanılabilmektedir. Peki ya Arapça’da? Bizde ne yazdığına ne ifade ettiğine bakılmaksızın yerde Arap harfleri ile yazılı bir kâğıt, bir gazete parçası görünce alarak öpüp başına koyanlar başka diyarlarda, İslam ülkelerinde edebe aykırı ne yayınlar yapıldığını biliyorlar mı acaba?
Çok uzaklara gitmeyelim… Ankara’da bir caminin genel yapısı içinde bulunan konferans salonuna ait erkek ve kadın tuvaletlerinin kapılarında Arapça olarak “Mirhadı Rical”, “Mirhadı Nisa” yazılarını görünce şaşırmıştım. Türkiye’de, Türkçe’nin konuşulup yazıldığı bir ülkede bu doğru mu? Elbette değil; tıpkı İngilizce olarak “Toilet” yazılmasının da doğru olmadığı gibi ama demek ki olabiliyor! Arapça harflerle “Mirhad” yazılsa da Latince olarak “Toilet”, “Tuvalet”, “Hela”, “Kenef”, “WC” olarak yazılsa da ne değer kazanıyor ne değer kaybediyor!
Dolayısıyla mesela İstiklal Marşımızın Arapça yazılıp öğrencilere Arapça ifadelerle okutulması onun değerini yüceltmez; aksine ruhunu, Türkçe olarak okunurken dinleyenlere verdiği heyecanı kaybettirip milletimiz içinde huzursuzluk yaratarak çatışma çıkarmaktan başka hiçbir işe yaramaz. Bozgunculuk İslamiyet’in ruhuna aykırıdır.
Uzatmaya gerek yok; Arapça olsa da Latince, Kirilce, Çince, Japonca olsa da herhangi bir alfabedeki harflerin yazılış şekilleri ve konuşulan diller kutsal değildir. Kutsal olan inançlardır, Allah tarafından gönderilen kitapların özüdür, anlamıdır. Harfleri, yazıları kutsamak putperestlik gibi bir şeydir. Her dilden inanan insan inancını, duygularını, Allah adını kendi dilinde ifade edebilir, kendi yazıları ile yazıp yayabilir. Bunun aksini iddia etmek Allah’ın yaratma güç ve kudretine isyan ederek küfre girmektir.
Tıpkı İstiklal Marşımız gibi dinlerken etkilendiğimiz Süleyman Çelebi’nin Mevlid-i Şerifinde geçen “Bir kez Allah dese lisan, cümle günahlar dökülür misli hazan” ifadesi Türkçemizde kullandığımız alfabenin harfleri ile yazılıp okunuyor ve dinleyenleri bambaşka alemlere götürüyor. İnançlar, maneviyatlar, Allah sevgisi, Allah aşkı her dilde ifade edilebilir, edilmelidir. Üstelik böylesi çok da güzel olur ve dünyanın, insanlığın yaratılış gayesine uygundur. Çünkü:
“Dillerinizin ve renklerinizin farklı oluşu da O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz ki bunda bilenler için ibretler vardır. Fakat bunu anlayacak olanlar ilim sahipleridir” (Rum Suresi, ayet 22)
Yazımızı hiç anlamadan, oraya aldığımız ayetlerin ne anlattığını düşünmeden peşin hükümle tuşlara basıp geçmek çok kolay değil mi?
Biri de şunları yazmış:
“Sizin. derdiniz. Arapça değil esas karın ağrınız İslam. Ne eder de ortadan kaldırırız diye…”
Yani ne desem bilemedim! Kimse İslamiyet’i kaldırmaz, kaldıramaz. Onun sahibi de koruyucusu da Allah’tır. Aslında bu tür ucuzlukları muhatap almaya değmez ama nelerle uğraştığımızın, işimizin ne kadar zor olduğunun bilinmesi için alıyorum. Öyle anlaşılıyor ki, Cenab-ı Allah’ın, “Şüphesiz ki bunda bilenler için ibretler vardır. Fakat bunu anlayacak olanlar ilim sahipleridir” buyruğu sonsuza kadar hükmünü icra etmeye devam edecek.
Elbette bizi doğru anlayıp teşekkür eden okuyucularımız var. Verdikleri örneklerle de destekleyip yazımızı, tezimizi zenginleştiriyorlar; sağ olsunlar.
İşin özü de özeti de şu: Türk Milleti öğretilmiş cehalet illetinden kurtulmalı, kurtarılmalı, siyaset kurumu “oy deposu” olarak gördüğü ilimden, bilimden uzak hurafeci odakların etkisinden çıkarak bilimin aydınlığına yönelip gelecek nesillere ışık olmalıdır.
Kur’an-ı Kerim bu konuda en iyi rehberdir. Buraya aldığımız ayetler ve benzerleri eğilip bükülmeden, oraya buraya çekiştirilmeden anlaşılır ve anlatılırsa zaten sıkıntı bitecektir.
Kutsal olan Arapça değil, Kuran-ı Kerimin özüdür, verdiği mesajdır. O mesaj Türkçe dahil yeryüzünde kullanılan, konuşulup yazılan her dille verildiği zaman Allah’ın buyruğu yerine getirilmiş olacaktır: Nokta!
16 Mart 2026
Osman OKTAY
