Alican’ın takip ettiği davada ilginç gelişmeler

Ülkemizin en iyi yargı muhabirlerinden olan Alican Uludağ 25 gündür cezaevinde.

19 Şubat’ta, “Cumhurbaşkanı’na alenen hakaret, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma ve devletin kurumlarını aşağılama” suçlamasıyla gece evinde, çocuklarının gözü önünde gözaltına alındı. Apar topar İstanbul’a götürüldü. Ertesi gün de sadece “Cumhurbaşkanına hakaretten” tutuklandı.

Yetkililer elbette biliyordur, ama Alican’ın gözaltı ve tutuklama sebebi bizce hâlâ muamma. Çünkü “suç” delili yapılan 22 paylaşımın hiçbirisinde Cumhurbaşkanına hakaret yok.

Adalet Bakanlığı, Alican için soruşturma iznini 19 Şubat’ta birkaç saat içinde verdi, ama iddianamenin yazılması için istenen izin talebi 2 Mart’tan beri bekliyor.

22 paylaşımın iddianamesi 24 gündür yazılamadığı için de Alican haklı olarak şöyle isyan etti:

“İçeri atmak için acele edenler, mahkeme önüne çıkmam için adaleti kaplumbağa hızında dahi yürütmüyorlar. Eğer savcının işleri yoğunsa, ben kendi iddianamemi bir yargı muhabiri titizliğiyle yazıp savcıya iletebilirim. Eğer derdiniz adalet değil intikam, boyun eğdirme, susturmaysa bunu açıkça söyleme cesaretini ve erdemini gösterin. Ama unutmayın ki gazeteciler susmaz, boyun eğmez.”

Bir başka garabet şu ki; olmayan “suç”un işlendiği, Alican’ın yaşayıp çalıştığı yer Ankara, ama gözaltı ve tutuklamanın adresi İstanbul.

Bu uygulama enikonu “içtihat” haline geldi. Hatırlayın; Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ Antalya’da yaptığı bir konuşmadan dolayı Ankara’da yemek yerken gözaltına alınıp İstanbul’a götürüldü. İddianamesi hazırlandığında mahkeme, “yetkisizlik” kararı verip bunu Antalya’ya gönderdi. Erdoğan’ın avukatı, “Ümit Özdağ’ın açıklamasını İstanbul’da öğrendik” gerekçesiyle mahkemenin o kararına itiraz edince dava İstanbul’da görüldü. Ama bu gel-git sürecinde Özdağ hapiste yatmaya devam etti.

Benzer şekilde Emniyet Genel Müdürlüğü eski İstihbarat Dairesi Başkanı Sabri Uzun da yaptığı bir paylaşım nedeniyle “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla Ankara’da gözaltına alınıp İstanbul’a götürüldü. Neyse ki, tutuklanmayıp adli kontrol tedbiriyle bırakıldı. Ancak İstanbul’daki mahkeme onun iddianamesi için de “yetkisizlik” kararı vererek dosyayı Ankara’ya gönderdi ve Uzun burada yargılandı.

Diyeceğimiz; iddianamesi yazılırsa, kuvvetle muhtemel Alican da benzer bir süreci yaşayacak. Mahkeme “yetkisizlik” ile dosyayı Ankara’ya gönderecek, ama bu arada Alican peşinen kesilen cezayı yatmaya devam edecek!..

SON HABERİ BÖYLE DOĞRULANDI

Alican cezaevindeyken, takip ettiği bazı konularda yaşanan gelişmeleri aktaralım.

Gözaltına alınmadan bir gün önce yaptığı son haber; Anayasa Mahkemesi üyeliği için Yargıtay’da yapılan seçimlere ilişkindi. Bu seçim sonucunda Erdoğan’ın atayacağı ismin AYM’deki dengeleri nasıl etkileyeceğini yorumlarken, mevcut AYM üyelerinden İrfan Fidan’ın önce Başkanvekilliği, ardından Başkanlığa aday olacağı bilgisini paylaşmıştı.

Alican tutuklandıktan 18 gün sonra AYM Başkanvekilliği seçimi yapıldı ve İrfan Fidan seçildi.

ÜNLÜ KAMU MÜTEAHHİDİNİN DAVASI

Alican’ın tutuklanmadan 35 gün önce yaptığı bir haber daha vardı. Haberin konusu; Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve Kuzey Çevre Otoyolu Projesi, Antalya Havalimanı, New York Türkevi, Akkuyu Nükleer Santrali, Ankara-İstanbul Hızlı Tren Projesi 2. Etap 1 ve 2. bölüm gibi büyük kamu ihalelerini alan ve iktidara yakın iş insanlarından biri olarak bilinen CCN Holding Başkanı ve IC İçtaş İnşaat Yönetim Kurulu Üyesi Murat Çeçen hakkında Mersin ve Bilkent Şehit Hastaneleri inşaatında taşeron olarak görev yapan iş insanı C.D.’yi tehdit ettiği iddiasıyla 7 yıl sonra açılan davaydı.

Ocak’taki o ilk duruşmayı ben de izledim, ancak Alican benden önce yazdığı için haberleştiremedim. Geçtiğimiz günlerde yapılan, daha doğrusu yapılamayan ikinci duruşmaya ise tabir-i caizse Alican’ın yerine gittim. Duruşmadan sonra da, “İsterse notları ulaştırayım, haberi cezaevinden yazsın.” diye mesaj gönderdim; ancak Alican, benim yazmamı istedi.

Evvela Alican’ın ilk duruşmaya ilişkin haberine bakalım; özetle şunları anlattı:

“Anlaşmazlık, iş insanı C.D.’nin Mersin Şehir Hastanesi inşaatından 8,5 milyon euro, CCN Holding’ten Bilkent Şehir Hastanesi inşaatından ise 500 bin euro alacağı olduğunu iddia etmesiyle başladı. C.D.’nin avukatı Abdullah Kaya’nın savcılığa verdiği dilekçede, Murat Çeçen’in ticari anlaşmazlığı konuşmak üzere D’yi Ankara’ya çağırdığı belirtildi. Dilekçede yer alan iddialara göre, İstanbul’dan şoförü ve iş ortağı ile 22 Şubat 2018’de Ankara Bilkent Şehir Hastanesi şantiyesine gelen C.D., girişte tek başına bir araca alınarak şantiye içerisine götürüldü. Dilekçede, ‘Müvekkil şantiyeye girmek istememiş, ancak sanığın silahlı adamları sözlü taciz ve müessir fiiller ile müvekkili şantiyenin ücra bir yerine kapatmıştır.’ iddiasında bulunuldu. C.D.’nin iddiasına göre üst aramasından geçirilerek telefonuna el konuldu ve başında silahlı kişilerle bir sandalyede iki saat bekletildi. Murat Çeçen odaya geldiğinde C.D., cebindeki ikinci telefonla 44 dakikalık görüşmeyi kayda aldı. Görüşme kaydına göre C. D. alacağını hukuk yoluyla almak istediğini söyledi. Murat Çeçen olduğu iddia ettiği kişi ise alacağının olmadığını, ibraname hazırlanacağını ve imzalaması gerektiğini, yoksa şantiyeden çıkamayacağını savundu. Belgelere göre Çeçen olduğu iddia edilen kişi, ‘Adamım bana gelecek, ben düşüneceğim sana ne yapılmasına gerektiğini son bir kez daha fırsat veriyorum. Bundan sonra başka fırsatın yok. Bilesin ki eğer kabul ettin ettin, etmedin, düşmanımsın. Seni ilk gördüğüm yerde başka bir muamele çekeceğim. (…) Yok öyle yaralı bırakmam. Sen merak etme yaralı bırakmam… Onun için bu son fırsatın. (…) Tamam mı alacak kelimesi yok, benden alacağın yok.’ ifadelerini kullandı. Dilekçede, Çeçen’in şantiyeye birkaç kişi daha çağırdığı, silahlı kişiler eşliğinde C.D.’nin imzalaması için bir protokol hazırlandığını ve C.D.’nin buna imza atmayacağını söylediği öne sürüldü. Dilekçeye göre Çeçen ise imzalamadan buradan çıkamayacağını söyleyerek odadan çıktı. İddiaya göre C.D., bir süre sonra bir boşluk bularak odadan ayrılarak şantiyeden ayrıldı… C.D., Murat Çeçen hakkında 2018’de Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu, ekinde 44 dakikalık ses kaydını da delil olarak sundu. Ancak uzun süre Çeçen hakkında dava açılmadı. Bu süreçte Murat Çeçen, savcılığın davet etmesine karşın ifade vermeye gitmedi. Savcılık, Murat Çeçen hakkında 6 Nisan 2023’te hakaret, yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve tehdit suçlarından takipsizlik kararı verdi. C.D.’nin avukatı Abdullah Kaya’nın itirazı üzerine Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliği, 19 Temmuz 2023’te bu kararı kaldırdı ve soruşturma yeniden açıldı. Ancak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, ikinci soruşturmada da Murat Çeçen’in ifadesini alamadı. Savcılık, soruşturma sonucunda Murat Çeçen hakkında yalnızca 7 Mayıs 2025 tarihinde tehdit suçundan iddianame düzenledi. Çeçen hakkında 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası istendi. Murat Çeçen’in yargılanmasına bugün Ankara 90. Asliye Ceza Mahkemesi’nde başlandı. Murat Çeçen duruşmaya da gelmedi. C. D. ve avukatı duruşmada hazır bulundu. Avukatı Abdullah Kaya, davanın yağmaya teşebbüs iddiasıyla ağır cezada görülmesi gerektiğini kaydetti. Murat Çeçen’in avukatı, C.D.’nin iddialarını geri çevirip görüşmenin hiçbir aşamasında silah mevcudiyetinin söz konusu olmadığını söyledi ve ‘Ses kaydını asla kabul etmemekle birlikte ses kaydındaki ifadeler asla tehdit niteliği ve amacı taşımamaktadır. Suçun unsurları oluşmadığından müvekkilin beraatını talep ederiz.’ dedi. Mahkeme de ses kaydındaki kişinin Murat Çeçen olup olmadığının belirlenmesi amacıyla bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verdi.”

DURUŞMADA BUNLAR DA OLDU

Alican’ın haberinde yer almayan diğer detayları da benim notlarımdan ekleyeyim.

Avukatları, Murat Çeçen’in yurtdışında olduğu için duruşmaya gelemediğini belirterek, İstanbul’da ikamet ettiği için bir sonraki duruşmada orada dinlenmesini istedi.

C.D.’nin avukatı Abdullah Kaya, “Dosya şüphelisi hiçbir Emniyete, savcıya ifade vermedi, alamadılar. ‘İşim var’ dedi, gelmedi. İstanbul’da kaydı var mı yok mu, MERNİS’ten görürsünüz. İfadesi Ankara’da alınsın. Biz de hazır edilelim. Çapraz sorguya katılmak istiyoruz. Arada, ‘Geldim, verdim, kaçtım” denmesin.” itirazında bulundu.

C.D., yaşadıklarına ilişkin olarak şu iddiaları dillendirdi:

“Mersin Şehir Hastanesi’ndeki Azeri ortakları ayrılacağından bizim yapmamızı istedi. ‘Namus, şeref sözü, burası açılsın. Çünkü açılışa Cumhurbaşkanı gelecek’ dedi. Açılıştan sonra bir daha görüşmedik. 14.5 milyon Euro alacağım vardı. Uzun süre ulaşamadım, babasını aradım. Beni Bilkent Şehir Hastanesi şantiyesine çağırdığında iki telefonum vardı. Birisini aldılar, diğerini fark etmediler. Tuvalete gidip ses kaydını indirdim. Tek çarem oydu. 44 dakika tehdit savurdu. El yazısıyla ibraname yazdırmak istedi, ‘Burada olanları görmedin duymadın, sesini çıkarma. Seni inşaat temeline gömerim, kimsenin de haberi olmaz.’ dedi. 11 şirketim, 3 bin 500 çalışanım var. Bunu ancak bir ruh hastası yapar. Paranın da ötesinde onur kırıcı. Sorun, yapılan haydutluğu kaldıramıyorum. Maalesef devlet gücünü kullanıp benim gibi birçok insanı mağdur etmiş bir grup bunlar. 25 yıllık firmayı batırdı. Çok kişiye yaptı, korkudan şikâyet edemiyorlar. Bilkent şantiyede yüzlerce insan batırıldı, mahvedildi. Yapılan onur kırıcı. Burası dağ başı değil, başkalarına yapılmasın.”

Ses kaydı konusunda da Murat Çeçen’in avukatları, bunun hukuka aykırı elde edildiğini ve suç yaratmak amacıyla yaratıldığını savunup, “Ses kayıtları dinlensin. İfadelerin bir kısmı argo olmakla birlikte olağan ifadeler ve şikâyetçi bunları söyletmeye çalışıyor. ‘Öldürme, bitirme’, bunları başlatan hep C.D. O yüzden KYOK verildi ve kesinleşti. Beraatını talep ediyoruz.” derken, C.D.’nin avukatı Abdullah Kaya, kayıttaki bazı ifadeleri aktardıktan sonra şöyle konuştu:

“Çok basit denen laflar bunlar. Argonun ötesinde. Buradaki suç doğrudan yağma suçu. Görevsizlik kararı verip Ağır Ceza’ya gönderin. Kabul etmezseniz, silahlı tehdit ve yağma suçundan ek ifadesinin alınması gerekir.”

Duruşmanın sonunda Murat Çeçen’in avukatları, MERNİS’teki adresi Ankara gözükse de fiziki olarak 2 yıldır İstanbul’da ikamet ettiği için talimat yoluyla dinlenmesi talebinde bulunurken, adresini daha sonra bildireceklerini söyledi. C.D.’nin avukatı Abdullah Kaya ise ses kaydının Murat Çeçen’e ait olup olmadığının bilirkişi tarafından belirlenmesini istedi.

Mahkeme de; adresi Ankara dışındaysa Murat Çeçen’in SEGBİS’le dinlenmesine, ayrıca sesin Murat Çeçen’e ait olup olmadığını belirlemek üzere kayıtta geçen ifadelerin ona söyletilerek ses örneğinin alınması için polise yazı yazılıp kayıt geldikten sonra bunun bilirkişiye gönderilmesine, tanık dinletme ve görevsizliğe ilişkin taleplerin ise bunlardan sonra değerlendirmesine karar vererek duruşmayı 27 Şubat’a erteledi.

SES KAYDI ALINAMADI DURUŞMAYA GELEMEDİ HAKİM İZNE AYRILDI

İkinci duruşma öncesinde neler mi oldu?

Murat Çeçen’in avukatları ilk duruşmadan 15 gün sonra Mahkemeye bir dilekçe göndererek Çeçen’in ifadesinin SEGBİS’le değil, bildirdikleri İstanbul’daki bir otel adresinden talimatla alınması için müzekkere yazılmasını ve hukuka aykırı elde edilmiş olduğu için itibar edilmemesi gereken ses kayıtlarının içeriklerine yönelik herhangi bir itirazları bulunmamakla birlikte “yargılamanın sürüncemede kalmaması” için ses örneğinin alınmasından vazgeçilmesini istedi.

Bu arada Murat Çeçen’in ses örneğini almak üzere görevlendirilen polislerin 19 Şubat’ta düzenlediği şu tutanak Mahkeme dosyasına girdi:

“Sistem kayıtlarımızda Murat Çeçen’in kullandığı görülen ….. numaralı hat polis merkezi amirliğine ait 0312 ….. numaralı hattımızdan aranmış, telefonu açan ve kendisinin Murat Çeçen’in sekreteri olduğunu belirten şahıs ile yapılan görüşmede şahsın şu an il dışında bulunduğunu, dönüş yaptığında yönlendireceklerini beyan etmesi üzerine evrak makul süre bekletilmiş olup bir süre sonra tekrar aranmış ve konu ile Murat Çeçen’in avukatının ilgilendiği öğrenilmiş. Avukatın kullandığı öğrenilen …… numaralı hat polis merkezimiz sabit hattan aranmış, yapılan görüşmede müvekkili Murat Çeçen’in genellikle iş sebebiyle İstanbul’da bulunduğunu, bununla ilgili mahkemeye …… Otel’de ikâmet gösterdiklerini, iş ve işlemlerini Üsküdar İlçe Emniyet Müdürlüğü ile yaptıklarını, bununla ilgili olarak da işlemsiz iade yazısı yazdıracağını Avukat tarafımıza bildirmiş, ancak işlemsiz iade yazısı bugüne kadar tarafımıza ulaşmamış olup şahsın evrakta belirtilen adresine gidilmiş, kapı usulüne uygun çalınmış, ancak kapıyı açan olmamış, şahsa adres ve iletişim bilgilerinden ulaşılamadığından ses kaydı temin edilemediğine dair; işbu tutanak tarafımızdan tanzimle birlikte imzalanmıştır.”

27 Şubat’taki duruşmaya gelirsek;

Öncesinde avukatları, uçuş biletini de ekleyerek Murat Çeçen’in yurtdışında olduğuna, bu nedenle SEGBİS’le duruşmaya katılamayacağına ilişkin mazeret dilekçesi gönderdi. Avukatlar, SEGBİS’le dinlenmesi ve ses örneğinin alınması kararlarından vazgeçilmesine yönelik taleplerini de tekrarladı.

Duruşma saatinde mahkemeye sadece C.D.’nin avukatı Abdullah Kaya geldi. Ancak mahkeme kalemi, hakimin izne ayrıldığını, bu nedenle duruşma yapılmayıp gün verileceğini söyledi. Av. Kaya’nın ısrarı üzerine geçici hakim, Mahkeme kaleminde duruşma yapılmış ve savcının da mütalaası alınmış gibi 8 maddelik bir tutanak düzenleyerek davayı Nisan’a erteledi.

İnşallah Alican o vakte kadar özgürlüğüne kavuşur da bu duruşmayı bizzat izleyip yazar.

16 Mart 2026

Müyesser YILDIZ

KAYNAK: https://12punto.com.tr/


Yorum bırakın