“İran’la telefon görüşmelerimiz devam ediyor…”

İran, ABD’yi yıldırmak için yumuşak hedefler Kuveyt, Katar ve Birleşik Arap Emirliklerini vuruyor. Bize gelince ise “ne planlıyorsunuz, ne önlemler alıyorsunuz” diye soran olursa “telefon görüşmelerimiz devam ediyor” demek Erdoğan’a yeterli geliyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Fidan’ın İran dosyasındaki diplomatik etkinlik düzeyi her ikisinin de sık kullandığı şu cümleyle özetlenebilir: “Telefon görüşmelerimiz devam ediyor.”

Konu ülkemize yönelik olduğu iddia edilen füze saldırısına gelince ise geçiştirilmeye çalışılıyor: “Yolunu şaşıran mühimmat hava sahamıza girmek üzereyken NATO tarafından imha edildi” gibi ifadelerle öznesi muğlak yorumlarla yetinmek zorunda bırakılıyoruz. Kontrolden çıkmış bir meteoroloji balonunu konuşurcasına, konuyu önemsizleştiren bir üslup var karşımızda…

Bunun ötesinde, İran’a saldırı konusunda iç kamuoyuna yönelik olarak büyük harflerle İsrail eleştirisi yapılırken, herhalde Barış Kurulu adlı tiyatro sahnesinde yanına dizildikleri Trump’ı gücendirmemek için ABD’nin A’sını zinhar ağızlarına almıyorlar.

Nahçıvan Havaalanı’nın hedef alınması da benzer biçimde Azerbaycan’a yönelik mutat dayanışma cümleleriyle idare ediliyor. Oysa, Cumhurbaşkanı İlham Aliyev çok ağır ifadelerle yükleniyor İran’a ve tüm diplomatik temsilcilerini de bu ülkeden geri çekiyor.

Diplomatik alanda “Yokluğun” adı iktidar medyasında “Denge” olarak anılıyor: “Yeterince ortalarda görünmezsek bu kasırgayı da öncekiler gibi atlarırız” varsayıyorlar belli ki… Dış ilişkilerde eskiden işgüzarlıkla etkinliği karıştıran AKP yönetimi bugün ise ataleti sükûnet olarak bize sunuyor.

Oysa, Sayın Dışişleri Bakanımızın bütün öngörüleri yanlış çıktı. Aslında sadece İran değil, birçok başlıkta ortaya bütün çıplaklığıyla çıkan husus, dış politika ve ulusal güvenlik konularında aynı hazırlıksızlık ve aynı öngörü eksikliği…

Gerçekler acıdır. Alanda var olan gerçekliği kafanızda canlandırdıklarınıza bağdaştırmaya kalkmak sizi nice acı sonlara sürükler. İstihbaratı ya da bilgiyi, hatta ham veriyi siyasileştirmek, ideolojik ambalaja sarmak ise sadece ülkeye değil, kendinize de ihanettir.

Bizim hükümetimiz, savaşan tarafların arabuluculuk için kendilerine koşacağına dair hayaller içinde bekleyedursun; bu sırada İran, kendi yalıtımını yine kendi derinleştiriyor.

ABD ve İsrail saldırısına, belki planlı belki rastgele verdiği karşılıkla Körfez ülkelerinden Kıbrıs’a, Azerbaycan’a nihayet bize kadar tüm çevresini kendine hasımlaştırıyor. Ardından, tıpkı Azerbaycan için yaptığı gibi resmi açıklamalarla bunlardan bazılarının sorumluluğunu almayı reddediyor.

AB ülkelerinin liderleri de İspanya’nın sosyalist başbakanı Pedro Sanchez’in omurgalı duruşu dışında, Trump’ı doğrudan karşılarına almaktan özenle sakınan bir tutum içindeler.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, ülkesinin hedef alınmaması için İran’ı iki kez üst üste uyardı. Selman, Birleşik Arap Emirlikleri ile de yeniden temasa geçti. Hatırlanacağı gibi iki ülke arasındaki gerginlik, çok kısa süre önce en üst düzeye çıkmıştı.

İran’a yapılan saldırı ve İran’ın karşı saldırılarının önlenmesi için ABD’nin “yaktığı” pahalı mühimmat Ukrayna’ya desteği de aksatacağa benziyor. Zira, bir İran füzesinin engellenmesi ikiden fazla engelleyici füzenin ateşlenmesini gerektiriyor. Örnek olarak parçası Dörtyol civarına düşen engelleyici ABD SM-3 füzesinin bedeli 25 milyon dolar…

Erdoğan ve Fidan “Stratejik özerklik” ideallerini (?) yüksek sesle dile getiriyordu, fakat çatışma ortamında bunu devam ettirmelerine de imkân kalmadı, çünkü kolektif savunma devreye girdi. Kürecik’teki radar ve NATO adına İspanya’nın ülkemize konuşlandırılan Patriot bataryasının erken uyarısının Doğu Akdeniz’deki AEGIS donanımlı ABD hava savunma muhribine iletilmesi ve dakikalar içinde füze tehdidi bertaraf edildi. Öte yandan bu dahi yeterli olmayabilir, çünkü İran saldırılarını füzeden ziyade SiHA’larla devam edecek gibi görünüyor.

İran’ın, saldırı öncesinde dahi günde 50 adet üretebildiği Şehid SİHA’larının engellenmesi konusunda Amerikan savunma sistemleri yetersiz kalabilir. O kadar ki, Donald Trump geçen yıl Beyaz Saray’da canlı yayında aşağıladığı Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy’e SiHA savunması için başvurmak zorunda kalması, dünya kamuoyu açısından da sürpriz bir gelişme oldu.

ABD ve Ukrayna’ya destek olan tüm bölge ülkelerinin yardım taleplerinin elden geldiğince karşılanacağını belirten Zelenskiy ise İran sahasında üç günde kullanılan Patriot sayısının dört yılda Ukrayna’ya sağlanandan fazla olduğunu söyledi. Maliyet açısından karşılaştırılırsa Patriot füzesi 4 milyon dolar iken patlattığı bir Şehid SİHA’sı ise sadece yirmibin dolar…

İsrail de fırsattan istifade Hizbullah’a operasyon gerekçesiyle Lübnan sınırından girerek Litani nehrine dek kadar uzanan bir tampon bölge kuruyor. İsrail ulusal güvenlik bakanı İtamar Ben Gvir İsrail’in Lübnan’dan da Gazze’den de hiçbir zaman çekilmeyeceğini ilan ediyor.

Onbinlerce Lübnanlı sivil yeniden yerlerinden ediliyor. Lübnan’a sığınanlardan 50 bin Suriyeli de ülkelerine geri dönüyor. Bunun üzerine Ahmed eş-Şara’nın Suriyesi Lübnan sınırını hem sığınmacı akınına hem olası Hizbullah tehdidine karşı tahkim ediyor.

Kıbrıs’taki İngiliz askeri üsleri Akrotiri ve Dikelya’nın da İran tarafından hedef alınması Yunanistan, Fransa, İngiltere’yi denizden ve havadan adaya kuvvet projeksiyonu yapmaya mecbur etti.
Yunanistan Kerpet adasına Patriot bataryası konuşlandırdı. Barışçıl İspanya bile (nükleer silâh yeteneğine sahip) Charles De Gaulle (CdG) uçak gemisine eşlik eden görev gücüne katkı verdi. Özetle Kıbrıs çevresinde bir armada var artık…

Türkiye ise sükunetini saldırılar hiç yaşanmamış gibi koruyor. Oysa 15 yıldır hava kuvvetlerimize uçak katamadık. Ruslardan kullanım kılavuzunu bile alamadığımız S-400 füzeleri uğruna kendimizi F-35 üretim zincirinden attırdık. Ücreti ödenen 6 adet F-35’i de ABD’den alamadık. CAATSA yaptırımlarından kurtulamadık. F-16’larımızı modernize edemedik. F-35’i seçtiğimiz için üretim zincirine girmediğimiz Eurofighter’ları İngiltere üretip 2030’da bize teslim edebilecek. Katar ve Umman’dan bu yıl gelecek olanları ise şu ortamda herhalde unutmak gerekecek. Kendi üretip donanmamıza kattığımız firkateynlerimizi ve korvetlerimizi ise sattığımıza dair iddialar var. TCG Anadolu, NATO görevi için Baltık Denizi’nde bulunuyor. Özetle halka anlatılanla gerçekte sahada olan arasındaki makas her zamanki gibi dehşet verici.

AKP zihniyetinin savunma için ihtimaliyat planlamasıyla yıldızı bir türlü barışmıyor. Ellerindeki hazır tek yanıt, yerli üretim SİHA’lar.

Elbette SİHA’ların modern savaş kurallarını kökten dönüştürdüğünü biliyoruz ve İran saldırılarında da doğrudan görebiliyoruz. Ancak yalnızca SİHA’lar üzerine ulusal savunma ve caydırıcılık kurgusu inşa edilemeyeceğini de biliyoruz.

Savaş durumunda iç cepheyi tahkim bahsine gelince, iktidar yine savaş hiç başlamamış gibi rahat davranıyor. CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun duruşmasının arefesinde Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ı tutuklatarak işin rengini yeterince belli etti. Genel Başkan Özgür Özel’in deyimiyle “Erdoğan yine balta çekti.”

Benzer biçimde “Terörsüz Türkiye Süreci”nin de devam ettiği açıklanırken, Selahattin Demirtaş’ın tutsaklığı onuncu yılını dolduruyor. Anayasa Mahkemesi kararlarına Yargıtay’dan sonra Danıştay da uymayacağını belirtti. Anayasayı ortadan kaldırmaya kalkışmak “darbe” demek ama askıya almak suç sayılmıyor herhalde…

Güncel resim kaba hatlarıyla böyle: Hem İsrail hem İran rejimi ölüm kalım mücadelesinde olduklarını söylüyor. Öte yandan hem İran, hem ABD zamanın kendilerinden yana olduğu düşüncesini taşıyor. ABD’nin rejimi deviremeden savaşı bitirmesi, İran için zafer demek olacak.

İran, ABD’yi yıldırmak için yumuşak hedefler Kuveyt, Katar ve Birleşik Arap Emirliklerini vuruyor.

Bize gelince ise “ne planlıyorsunuz, ne önlemler alıyorsunuz” diye soran olursa “telefon görüşmelerimiz devam ediyor” demek Erdoğan’a yeterli geliyor.

08 Mart 2026

Namık TAN

KAYNAK: https://t24.com.tr/


Yorum bırakın