“İran’daki Güç Boşluğu, Bölgesel Riskler ve Güney Azerbaycan Meselesi”

https://kafkassam.com/ sitesinde bugün
Oğuzhan Erkan imzasıyla “İran’daki Güç Boşluğu, Bölgesel Riskler ve Güney Azerbaycan Meselesi” başlığıyla bir makale yayımlandı.

Türk kamuoyuna saygıyla duyururuz…

07 Mart 2026

ÜLKÜ PINARI

İşte Oğuzhan Erkan’ın Yazısı:

“İran’daki Güç Boşluğu, Bölgesel Riskler ve Güney Azerbaycan Meselesi

Ortadoğu’da devam eden savaş artık yalnızca sınırlı bir gerilim olmaktan çıkmış, İran ile ABD-İsrail ekseni arasında çok boyutlu bir çatışmaya dönüşmüş durumdadır. Çatışmanın askeri boyutu genişledikçe yalnızca bölgesel dengeler değil, İran’ın iç siyasi ve askeri yapısının dayanıklılığı da tartışılmaya başlanmıştır. Son dönemde ortaya çıkan gelişmeler, İran’ın güvenlik mimarisinde ciddi zafiyetler oluşabileceğine işaret etmektedir.

Özellikle İran’ın bazı askeri altyapı unsurlarının sabotaj veya istihbarat sızmaları sonucu kontrol dışı kalmış olabileceğine yönelik iddialar dikkat çekicidir. İran yönetimi, Türkiye ve Azerbaycan yönüne gönderildiği öne sürülen bazı füze ve insansız hava aracı saldırılarının kendi kontrolü dışında gerçekleştiğini, bunun İsrail kaynaklı provokasyonlar olabileceğini ileri sürmektedir. Bu iddiaların doğruluğu tartışmalı olmakla birlikte, ortaya çıkan tablo İran’ın askeri komuta zincirinde ve güvenlik yapısında ciddi bir kırılganlık oluştuğunu düşündürmektedir.

Böyle bir durum yalnızca İran açısından değil, komşu ülkeler açısından da önemli güvenlik riskleri doğurabilir. İran topraklarından gerçekleştirildiği iddia edilen saldırıların kontrol altına alınamaması, Türkiye ve Azerbaycan açısından doğrudan bir güvenlik tehdidi anlamına gelebilir. Bu tür bir gelişme, uluslararası hukuk çerçevesinde iki ülkenin meşru müdafaa hakkını gündeme getirebilecek yeni bir güvenlik denklemine yol açabilir.

Bölgesel güvenlik açısından bir diğer kritik başlık ise İran’ın kuzeybatısındaki güç dengeleridir. İran’da faaliyet gösteren ve PKK’nın İran kolu olarak bilinen PJAK, uzun süredir bölgesel güvenlik mimarisini etkileyen aktörlerden biridir. Bu örgütün dış aktörler tarafından askeri ve lojistik açıdan desteklenebileceğine yönelik iddialar ise Türkiye ve Azerbaycan açısından ayrı bir güvenlik sorunu oluşturmaktadır. Böyle bir senaryonun gerçekleşmesi halinde İran’ın kuzeybatısında istikrarsız bir güvenlik kuşağının oluşması ve bunun Türkiye sınırlarına kadar uzanan bir “terör tampon bölgesi”ne dönüşmesi ihtimali bölgesel dengeleri ciddi biçimde değiştirebilir.

Bu ihtimal yalnızca güvenlik boyutuyla değil, aynı zamanda jeopolitik bağlantılar açısından da önem taşımaktadır. İran’ın kuzeybatısında ortaya çıkabilecek bir istikrarsızlık hattı, Türkiye’nin Azerbaycan ve daha geniş anlamda Türkistan coğrafyası ile kara bağlantılarını dolaylı olarak etkileyebilecek yeni bir jeopolitik bariyer anlamına gelebilir.

Öte yandan İran içinde yaşayan milyonlarca Azerbaycan Türkü açısından da gelişmeler yakından takip edilmektedir. Tebriz ve Urmiye gibi şehirlerde düzenlenen protestolar, bölgedeki Türk nüfusunun olası bir dış müdahale veya terör yapılanmasına karşı ciddi bir hassasiyet taşıdığını göstermektedir. Bu durum, İran’daki iç dengelerin yalnızca bir iç siyaset meselesi olmadığını, aynı zamanda bölgesel istikrarla doğrudan bağlantılı olduğunu ortaya koymaktadır.

Bu gelişmeler yaşanırken Azerbaycan ordusunun İran sınırına askeri sevkiyatlar gerçekleştirdiğine dair haberler de dikkat çekmektedir. Bu durum, Bakü’nün olası güvenlik risklerine karşı hazırlıklı olma refleksini göstermektedir. Türkiye açısından da benzer bir hassasiyet söz konusudur. Ankara, savaşın başladığı günden itibaren İran ile ABD-İsrail ekseni arasındaki çatışmada tarafsız ve dengeli bir politika izlemeye çalışmış; askeri tırmanmanın önüne geçilmesi ve diplomatik çözüm yollarının güçlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır.

Türkiye’nin temel yaklaşımı bölgede barışın sağlanması ve savaşın daha geniş bir coğrafyaya yayılmasının engellenmesidir. Bununla birlikte Türkiye açısından sınır güvenliği ve terörle mücadele konuları stratejik öncelik olmaya devam etmektedir. Eğer İran’ın kuzeybatısında terör örgütlerinin güç kazandığı ve Türkiye’nin güvenliğini doğrudan tehdit eden bir yapı ortaya çıkarsa, Ankara’nın uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli güvenlik tedbirlerini alma hakkı gündeme gelebilir.

Daha kritik bir senaryo ise İran’da merkezi otoritenin ciddi biçimde zayıflaması ve bölgede bir güç boşluğunun ortaya çıkmasıdır. Böyle bir durumda İran’ın kuzeyindeki Güney Azerbaycan bölgesinde yaşayan milyonlarca Azerbaycan Türkünün güvenliği de ciddi bir risk altına girebilir. Bu tür bir gelişme yalnızca insani bir mesele değil, aynı zamanda bölgesel güvenlik ve jeopolitik denge açısından da önemli sonuçlar doğuracaktır.

Bu nedenle İran’daki gelişmeler yalnızca İran ile ABD-İsrail arasındaki askeri çatışma çerçevesinde değerlendirilmemelidir. Ortaya çıkabilecek güç boşlukları, terör örgütlerinin güç kazanması ve etnik gerilimlerin artması gibi gelişmeler tüm bölgeyi etkileyecek sonuçlar doğurabilir.

Eğer bölgede kara savaşı derinleşir ve İran’daki merkezi otorite ciddi biçimde zayıflarsa, Türkiye ve Azerbaycan’ın Güney Azerbaycan coğrafyasındaki gelişmeleri yalnızca izlemekle yetinmesi mümkün olmayacaktır. Böyle bir senaryoda Türkiye’nin temel önceliği İran’ın toprak bütünlüğünün korunmasıdır. Ankara’nın bölgesel güvenlik yaklaşımı, İran’ın parçalanması veya yeni istikrarsızlık alanlarının oluşması değil, mevcut devlet yapısının istikrar içinde varlığını sürdürmesidir.

Ancak İran rejiminin bölgesel kontrolünü ciddi ölçüde kaybetmesi ve özellikle PJAK gibi terör yapılanmalarının Güney Azerbaycan bölgesinde fiili bir öz yönetim kurma girişiminde bulunması durumunda güvenlik dengeleri köklü biçimde değişebilir. Böyle bir gelişme yalnızca İran’ın iç meselesi olarak değerlendirilemez; aynı zamanda Türkiye ve Azerbaycan’ın ulusal güvenliğini doğrudan ilgilendiren bir tehdit haline gelir.

Bu nedenle Türkiye’nin olası bir müdahale seçeneği ancak böyle bir senaryoda, yani İran’ın toprak bütünlüğünü tehdit eden terör yapılanmalarının ortaya çıkması ve bölgesel güvenliğin ciddi biçimde bozulması halinde gündeme gelmelidir. Bu çerçevede Türkiye, Güney Azerbaycan’da yaşayan milyonlarca Azerbaycan Türkünün güvenliğini sağlamak ve bölgesel istikrarı korumak amacıyla gerektiği takdirde bu coğrafyanın güvenliğini askeri olarak koruma sorumluluğunu üstlenebilecek kapasiteye sahiptir.”

07 Mart 2026

Oğuzhan ERKAN

KAYNAK: https://kafkassam.com/


Yorum bırakın