Aynı isimde vücut bulan iki ayrı insan. “Fatma Nur Çelik.” Fatma Nur Öğretmen daha önce okulda eğitim görmüş ancak sağlık sebebiyle okula devam etmeyen bir öğrencinin elinde tuttuğu ve gelişi güzel salladığı bıçağın hedefi oldu. Öğretmen Fatma Nur Çelik’in yaşam savaşını kaybettiği anlarda Zeytinburnu’nda sahil kenarında 8 yaşındaki kızı Hifa İkra’yla birlikte cansız bedenleri bulunan Fatma Nur Çelik’in yaşadıkları nasıl kabullenilecek?

“Fatma Nur Çelik.”

Aynı isimde vücut bulan iki ayrı insan.

Aynı kentte, İstanbul’da yaşıyorlar. Birisi Çekmeköy’de lisede öğretmen, diğeri aynı ilçede ikamet etmekte.

Hayata hangi açıdan bakarlarsa baksınlar, yaşam amaçları aynı.

İkisi de anne. Öğretmen olan 11 yaşındaki oğlu Kemal’e, ev kadını olanıysa 8 yaşındaki kızı Hifa İkra’ya adamışlardı yaşamlarını.

Ve birbirlerini tanımayan iki adaş kadın, aynı gün saat farkıyla yaşamdan koptular.

Ve her ikisini de yaşamdan kopartan gerekçe, “yoktan yere ölüm”dü.

Daha açık söylemek gerekirse, kendilerinden kaynaklanmayan sebeplerden dolayı hiç beklemedikleri / beklenmedik zamanda aramızdan ayrılmak zorunda kaldılar.

Öğretmen Fatma Nur Çelik’in katledilmesi

Şimdi, her iki Fatma Nur Çelik’in yaşamlarının son dönemlerine bakalım.

Çekmeköy’deki Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nin biyoloji öğretmeni olan Fatma Nur Çelik, 44 yaşındaydı. Aynı zamanda 11 yaşındaki oğlu Kemal’le yaşıyordu.

Başına geleceklerden habersiz biçimde sabah okuluna geldi, derslerine girdi. Öğle saatlerine doğru, ders yaptığı sınıfın kapısı tekmeyle açıldı. İçeri giren, daha önce okulda eğitim görmüş ancak sağlık sebebiyle okula devam etmeyen bir öğrencinin elinde tuttuğu ve gelişi güzel salladığı bıçağın hedefi oldu.

Saldırgan öğrencinin daha önce öğretmenliğini yapmış değil. Belki de kadın ve savunmasız olabileceği için saldırgan öğrenci Fatih Samet B.’nin hedefine girdi.

Yaralı halde hastaneye götürülürken oğlunun okuldan alınmasını arkadaşlarından istedi. Oğlunun adını son kez söyledi. Bir daha da imkân olmadı zaten. Yaralı ve bilinci açık girdi hastaneye… Sonra hastaneden cenazesi ailesine teslim edildi Fatma Nur Öğretmen’in.

Geride 11 yaşındaki oğlu Kemal’i bırakıp, ebediyete doğru gitti.

Çelik’i öldüren katil zanlısının ilk ifadesinden cümleler şöyleydi:

“Olaydan iki gün önce sevgilimden ayrıldım. Bu yüzden okula rehber öğretmenimiz Şeyda Hoca ile görüşmek için gittim. Aradım fakat bulamadım. Şeyda Hoca ile görüştükten sonra intihar edecektim. Bulamayınca strese girdim. Sesler duymaya başladım. Rastgele bir sınıfa girip, ilk kimi gördüysem ona saldırdım. Fatma Nur öğretmen ile bir husumetimiz yoktu. Rastgele bıçakladım. Yanımda her zaman bıçak taşırdım.”

Fatma Nur Çelik’i anlatan meslektaşı Harun Demirel, yaşananları gazetecilere şöyle aktardı:

“(…) Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde 8 gün kalmış. Velisinin imzasıyla 20 Şubat’ta çıkartılmış. Bu olumsuz durumlara rağmen tasdiknamesini veremiyoruz, kaydını silemiyoruz. Sadece bu psikolojik sorunlarıyla ilgili rehber öğretmenin görüşmeleriyle ilgili tutanaklar var. Bir öğrenciyle diyalog kuramıyoruz, sıkıntılı problemli öğrencileri üst kurula sevk edemiyoruz. Sınıflarda arama yaparak kendi güvenliğimizi kendimiz sağlıyoruz.” (…)”

Dikkatiniz çekeyim, öğretmen “Sıkıntılı, problemli öğrencileri üst kurula sevk edemiyoruz. Sınıflarda arama yaparak kendi güvenliğimizi kendimiz sağlıyoruz” diyor!

Çelik’in cenazesine katılan bir mesai arkadaşı Nefes gazetesine şöyle konuştu:

“(…) Olay günü ders programına bakıyor. Ders programına göre hedef seçiyor. Fatma’ya gidiyor. Fatma Nur sınıfta bıçaklanıyor. Sonra diğer sınıfa giriyor. Bir başka öğretmenin kapısını zorluyor. Bulamayınca beden eğitimi öğretmenine yöneliyor. Seda öğretmeni bulamayınca sınıfta bir öğrenciye bıçak çekiyor. Daha sonra diğer rehber öğretmenimizin kapısını tekmeliyor. Öğretmen son anda kapıyı kapatıyor ve kilitliyor. ‘Seni de öldüreceğim’ diyor. Ucundan döndü diğer arkadaşlar. Kapıda hâlâ tekme izi duruyor. (…)”

Aynı öğretmen, “geçen yıl da yine okulda bıçaklama olayı yaşandığını” anlattı gazeteciye!

Yaşananların ardından görüş vermesi gerekenler açıklamalar yaptılar tek tek. Her zaman olduğu gibi içi boş, yaşananların aslını değiştirmeyen, deyim yerindeyse suyuna tirit cinstendi söylemler.

İktidar milletvekili Özlem Zengin ise şöyle dedi:

“Sınıfında öldürüldü bir öğrenci tarafından. Üstelik de hiç kendisiyle alakası olmayan bir konu, öğrencinin onunla hiçbir teması yok, öğrencinin öğretmeni değil, o an içerisinde seçilerek katledilen bir öğretmenimiz var. Bugün de bütün sendikalarımız eylem yapıyorlar. Tabii, bu konuda hukuken soruşturma devam ediyor, aynı zamanda idari soruşturma devam ediyor.

Hepimizin vazifesidir bu konuyu takip etmek, ne olduğunu, ne bittiğini anlamak. Anne-babanın da ben çok büyük bir ihmali olduğunu düşünüyorum bu konuya dair. Ben de buradan anne-babayla alakalı olarak da özellikle hukuki bir işlem yapılması gerektiğini de düşünüyorum aynı zamanda.”

AKP’li Zengin, ihaleyi anne ve babaya kesti doğrudan.

Tabloya bakıldığında, katil zanlısı öğrencinin ailesinde nasıl yetiştirildiğinin elbette önemi var. Fakat yaşananların bedelini aileye yıkmak işin en kolay kısmı kanımca.

Oysa, en başta eğitim sisteminde yıllardan bu yana uygulanan farklı eğitim yöntemlerinin, siyaset modelinin, okulların güvenliğinin tam anlamıyla sağlanamamasının, liyakatsiz isimlerin yönetici konumunda bulunmalarının hiç etkisi yok mu?

Geçen yıl aynı okulda yaşanan bıçaklama olayından sonra okulda ne tür önlemler alınmış, ilgililerinin açıklaması mümkün mü? Okul yönetimine yönelik herhangi bir idari yaptırım uygulanmış mı? Yoksa, “bizim çocuklardan” denilerek yaşananlar görmezden mi gelinmiş?

Çocukların adeta masa tenisi topuna döndürülmesini sağlayan eğitim modelinin uygulanmasına ön ayak olanların hiç mi suçu yok? Eğitim modellerinde öğrenciyle öğretmenleri karşı karşıya getiren ülke yönetiminin hiç mi kusuru yok?

Çocuk yaşta tecavüze uğrayan Fatma Nur Çelik

Öğretmen Fatma Nur Çelik’in yaşam savaşını kaybettiği anlarda Zeytinburnu’nda sahil kenarında 8 yaşındaki kızı Hifa İkra’yla birlikte cansız bedenleri bulunan Fatma Nur Çelik’in yaşadıkları nasıl kabullenilecek?

Balık tutmak için sahile gelenler, 30 yaşındaki Çelik ile 8 yaşındaki kızının cenazesiyle karşılaştı.

Cansız bedenlerin bulunmasıyla birlikte Çelik’in yürekleri yakan yaşam öyküsü gün ışığına çıktı. Tüm detaylarıyla hem de. Çelik’in, boşanma aşamasında olduğu ve ayrı yaşadığı eşi Ayhan Şengüler’in kızını istismar ettiği iddiasında bulunduğu anlaşıldı.

Anne ile kızının cenazesinin bulunmasının ardından Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, ne tesadüf ki, tam da Çelik’in kızıyla birlikte yaşamına son verdiği 2 Mart 2026 günü “acil koruma kararı” çıkarıldığını ancak Çelik’e ulaşılamadığını duyurdu.

Yani, bakanlık elinden geleni yapmıştı! Anlaşılan kader böyle istemişti!

Tabii burada, bakanlığın neden 2 Mart tarihinde bu işlemi yaptığı konusunda bir bilgi yok.

Yaşananlardan sonra iktidardan bir açıklamada gelmedi. Zira, olayın içinde kendilerine yakın bir sivil toplum örgütü var.

Çelik’in dosyasını takip eden avukat Müjde Tozbey, bu konuda somut bilgi olmadığını T24’te Nursena Kurtoğlu’na açıkladı.
https://t24.com.tr/gundem/avukat-mujde-tozbey-fatma-nur-celik-kizinin-elinden-alinmasiyla-tehdit-ediliyordu-koruma-karari-bakanligin-sorumlulugunu-ortbas-etme-cabasi,1304167

Aynı açıklamada, Çelik’in kızının elinden alınmasından endişe duyduğunu belirtti Avukat Tozbey.

Bu arada yine Birgün’den İsmail Arı, Çelik ve evli olduğu ancak ayrı yaşadığı Kur’an Hizmet Vakfı yöneticisi Ayhan Şengüler hakkında yeni bir mahkeme kararını ortaya çıkardı. Detayları Arı’nın haberinde var.
https://www.birgun.net/haber/kendini-korudu-diye-ceza-vermisler-697415

Ancak mahkeme kararında dikkat çeken bir durum daha var; mahkemelik olunduğu dönemde Şengüler hakkında uzaklaştırma kararı bulunuyor.

Devletin denetim sistemi içinde olması gerekirken ve karar yürürlükteyken Şengüler, kızına yaklaştı. Çelik ile eşi Nisan 2022’de mahkemelik oldular. Ve mahkeme Çelik’e kendisini ve kızını korumak amacıyla eşine taş atıp basit yaralamaya neden olduğu gerekçesiyle hem 2 bin 100 TL adli para cezası, hem de tehdit suçundan 2 ay 24 gün hapis cezası verdi. Ancak, hükmün açıklanması geri bırakıldı.

Mahkeme kaydına göre, Çelik yaşananları şöyle anlattı:

“(…) Ayhan, beni ‘programları kaldıracaksın, şikâyetini geri alacaksın, başladığın iş yerinden seni çıkarttırırım, seni öldürürüm’ diye tehdit etti. Kızım benim kucağımdaydı biz birbirimizle kavga ederken kızıma da vurdu, kızım ağlamaya başladı. Ben bağırmaya başladım Ayhan’ı ‘bir daha karşıma çıkarsan seni öldürürüm, beni takip etmeyi bırak’ diye tehdit ettim.

Ben cinnet getirdim o an Ayhan’a elimle vurdum, kulağını çektim. Ben bağırmaya başlayınca tanımadığım iki kişi gelip yardım etti ve bizi ayırdı. Ben o anki korku ile KADES’e bastım. Polis ekipleri geldi, darp raporu almak için önce hastaneye ardından büronuza getirildim. Ben yaşadığım bu olaydan dolayı Ayhan Şengüler’den davacı ve şikâyetçiyim.(…)”

Açıklamalara ve kayıtlara bakılırsa devlet çalışmış görülüyor. Ama bu coğrafyada yurttaşın yaşam hakkından sorumlu devletin çalışmasına karşın, Fatma Nur Çelik ile kızı Hifa İkra artık yaşamıyorlar maalesef.

Bunu kim/kimler nasıl açıklayacak?

İktidarın, “siyasi yaklaşımı ve faaliyetleri” nedeniyle fazlaca ihtimam gösterdiği oluşumların başında gelen Kuran’a Hizmet Vakfı adlı dini bir sivil toplum örgütü çatısı altında çocuk yaştayken önce vakıf yöneticisinin tecavüze uğrayan, sonrasında tecavüzcüsüyle evlendirilen, aynı kişiden çocuk sahibi olan ve kendisine tecavüzcü eşinin bu kez kendi kızına yönelik cinsel istismarı sonrasında ne yapacağını şaşıran ve adliye önüne adalet nöbeti başlatan anne Fatma Nur Çelik’in hakkı nasıl ödenecek?

Genç kadının, çocuğunun kendisinden alınacağı endişesi taşıdığı ifade ediliyor. Nasıl endişeli olmasın?

Ülkenin dört bir yanından gelen kadına ve çocuğa yönelik şiddet haberlerinde, yetiştirme yurtlarında, kadın sığınma evlerinde yaşanan vahim olayları duyuyoruz, izliyoruz.

Ayrıca, haklarında uzaklaştırma kararı verilenlerin, kadın sığınma evlerine giderek peşinde oldukları kadınları bulup şiddet uyguladıkları da ülkenin bilinen gerçeklerinden.

Gün geçmiyor ki; cezaevinden izinli çıkıp, hedeflerindeki kadınları yaralayan veya öldürenler olmasın.

Bu tabloda bakanlık veya ilgili kamu kurumları devreye girse ne olur? Girmese ne olur?

Düğmeler, baştan yanlış iliklenince, kadınların ve çocukların “kaderi” kaçınılmaz oluyor maalesef!

Her iki Fatma Nur Çelik olayında devletin adli ve idari soruşturmalar başlatması, başlattığı soruşturmaları sonuçlandırması, suçluları bulması sonucu elbette değiştirmeyecek.

Yaşananların gerçek sebebini yaratan sorunların çözümlenmemesi, yeni olayların önlenmesine engel olacak.

Kim ne derse desin, bu coğrafya “Fatma Nur Çelik” adını unutmayacak.

6 Mart 2026

Tolga ŞARDAN

KAYNAK: https://t24.com.tr/


Yorum bırakın