Enflasyonla mücadelenin sadece para politikalarıyla yapılamayacağını herkes biliyor bilmesine de sıra maliye politikalarının ödünsüz uygulanmasına gelince, bu mümkün olamıyor. Küresel enerji krizi kapıdayken, Türkiye’de yüzde 16 enflasyon hedefi nasıl muhafaza edilecek? Böyle bir dert var mı?
Şubat ayı enflasyonu yüzde 2,96 olarak açıklandı. TÜFE iki ayda yüzde 7,94 arttı. Böylece ücretlilere 2026 için belirlenmiş yüzde 16 enflasyon hedefinin yaklaşık yarısına, şubat ayı enflasyonuyla ulaşıldı. (!)
Üstelik ABD Başkanı Donald Trump’ın, uluslararası hukuku ve kendi anayasasını hiçe sayarak İsrail ile birlikte İran’a başlattığı savaşın verileri bu hesaba dahil değilken.
Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasıyla yükselen tansiyon, küresel enerji krizinin fiyatlamaları, enflasyona yansımamışken.
Başka bir deyişle; Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek kaptanlığındaki ekonomi yönetiminin, yüzde 16 enflasyon hedefi korunacaksa, kalan 10 ayda, en çok ocak-şubat ayları kadar artış olması gerekiyor.
Eh bu imkansız olduğuna göre, ücretlilerin satın alma gücünün her geçen gün daha da düşeceği ortada. Gerçi Bakan Şimşek, petrol fiyatlarının enflasyon etkisini sınırlandırmak üzere çalıştıklarını açıkladı ama bunu nasıl yapacaklarını henüz bilmiyoruz.
TÜİK’in enflasyon verileri üzerine sosyal medya hesabından açıklama yapan Şimşek, enflasyonda gıda fiyatlarının “geçici yükselişe” neden olduğunu belirtti. Daha önce de gıda fiyatlarındaki yükselişi, zirai don ve hava koşullarına bağlanmıştı, Sanki tarımın plansız üretim, politikasızlık, maliyet gibi temel sorunları yokmuş gibi. Hesap sorulabilirlik kuralı işlemeyince, istediğiniz bahaneyi istediğiniz gibi, istediğiniz zaman söyleyebiliyorsunuz.
Kur Korumalı Mevduat’tan çıkışı steril salonlarda her vesileyle gururla anlatırken, bunun bağlı mensubu olduğunuz iktidar ve partinin bir dönem, işine öyle geldiği için kasten tasarlanan bir politika olan “nas”ın ürünü olduğunu perdeliyorsunuz.
Küresel enerji krizi kapıdayken, Türkiye’de yüzde 16 enflasyon hedefi nasıl muhafaza edilecek? Böyle bir dert var mı?
Varsa topluma bu hedefin tutmayacağı izah edilecek mi?
Petrol fiyatlarının uzun süre yüksek kalmasının enflasyon kaygısını körüklediği ortadayken, bu krizin Türkiye’deki enflasyonist etkisinin nasıl sınırlandırılacağı açıklanmak durumundadır.
Şimşek’in son değerlendirmesindeki diğer önemli ifade, “dezenflasyon sürecinin devam için tüm politika araçlarımızı eşgüdüm içinde kullanıyoruz” oldu. Normal koşullarda maliye politikalarının da bu cümledeki anlamın içinde yer alması gerekiyor. Enflasyonla mücadelenin sadece para politikalarıyla yapılamayacağını herkes biliyor bilmesine de sıra maliye politikalarının ödünsüz uygulanmasına gelince, bu mümkün olamıyor.
Kamu zararını kim üstlenecek?
Bakın sular altında kalan ve vakti zamanında (2017) Kamu İhale Kanunu’nun “istediğine istediğin ihaleyi ver” maddesi olan 21-b usulüyle yaptırılan Antalya-Konya karayolunun ne kadar bir kamu zararına yol açtığını günlerdir konuşuyoruz. Bölgenin eski bir göl ve taşkın sahası olmasına karşın ÇED gerekli değildir raporuyla inşa edilen bu yoldaki kamu zararını kim üstlenecek?
CHP Zonguldak Milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı Deniz Yavuzyılmaz, bir silsile halinde kamu görevlilerinin sorumlu olduğunu vurgulayarak, suç duyurusunda bulundu. İhalenin yapıldığı tarihteki döviz kurunun bugünkü değeri üzerinden, iş artışıyla birlikte MAKYOL şirketine 179 milyon dolar ödeme yapıldığını sosyal medya hesabı üzerinden açıklayan Yavuzyılmaz kamu zararına dikkat çekti.
Antalya-Konya yolu, büyük kamu zararlarının oluştuğu kamu ihalelerinden yalnızca biri. Güncel olduğu için gündemimizde. Bunun gibi onlarca örnek sıralanabilir. Alt alta hesapladığınızda kamu kaynakları açısından milyar dolarlardan bahsediyoruz.
Bu tablo ile açık bir mücadele ne zaman “dezenflasyon sürecine” dahil edilirse, ancak o zaman bir inandırıcılıktan bahsedilir. Yoksa geçmiş olsun. Programı değiştirme vakti geldi de geçiyor bile.
04 Mart 2026
Çiğdem TOKER
KAYNAK: https://t24.com.tr/
