Yeni devlet kurma hazırlığı: Komisyon raporu (son bölüm)

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk millî egemenliği bugün yaşayan Türk halkına emanet. Türk halkı da geçmişten aldıkları emaneti geleceğe devredecek. Türk Milleti’nin ebediliği bu şekilde sağlanacak. Biz Türkler görevimize düşkün milletizdir vesselam…

Demokratikleşme ama nasıl?

Yedinci bölüm “Demokratikleşme ile ilgili öneriler” başlığını taşıyor. “Türkiye’nin demokratik standartlarının yükseltilmesi amacıyla atılması gereken adımlar konusunda önerilerde bulunmak Komisyonumuzun başlıca görevlerindendir.” diye başlıyor.

Hemen ikinci paragrafta da, “…hakaret, tehdit gibi suç unsuru içermeyen her türlü düşüncenin ifade edilebildiği; karşılıklı saygı ve hoşgörü çerçevesinde … bir siyasal ortamın oluşturulması temel bir gereklilik” deniyor.

Bu anlayışın, “… siyasal katılımın şiddetin reddedilerek gerçekleştirildiği bir demokratik …” bir bakış açısı ifade ettiği belirtiliyor.

Komisyon raporunda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) içtihatları ve uluslararası sözleşmeler bağlamında infaz kanununu yeniden ele almayı öneriyor. Bunu da “infaz adaletini esas alan temelde” yapmak gerekiyormuş. İnfaz sürecinin, “daha adil, daha eşitlikçi” olması gerektiği de belirtiliyor.

Peki, Can Atalay Davasında çok önemli bir tartışma yaşanmıştı. AYM ve Yargıtay arasındaydı. Bu tartışmayı -hatta çatışma- nereye koyacağız? AYM’nin, anayasaya uymadığı yazılıp söylenmiş, millî yargı tartışmaları da yaşanmıştı. Aslında bir devlet kriziydi ve derin dondurucuda bekletiliyor. Buna benzer başka örnekler de verilebilir.

Demem o ki Türkiye’yi yönetenlerin bagajında, Rapor’da yazılanlarla taban tabana zıt tasarruflar var. Bu da Rapor’un ciddi manada sorgulanmasını haklı kılıyor.

Daha adil derken…

İnfaz düzenlemesi, bölücübaşı’nın umut hakkından yararlanması tartışmaları üzerine gündemde. Umut hakkı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı. Adı üstünde, “Ömür boyu cezaevinde kalacak şekilde hüküm almış herkese şartla salıverilme umudunu vermek demektir. Doğrudan bir hak tanımlamak değil bir hukuki imkân sağlamaktır.”

AİHM kararında, “kaç kez müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olursa olsun, bir hükümlü hakkında şartlı tahliye kararı verilip verilmeyeceğinin müebbet hapis cezasının uygulanmasından başlayarak 25 yıl geçmeden gözden geçirilmesi gerektiğini vurgulamış”.

Biz de ise mevcut yasaya göre şartlı salıverme için, “Müebbet hapiste 30 yıl, ağırlaştırılmış müebbet hapiste 36 yıl ceza çekilmesi şartı” var. İnfaz düzenlemesi şimdi daha iyi anlaşılıyor değil mi?

Rapor “daha adil, daha eşitlikçi” diyerek, öncelikle ve zımnen, şu an uygulanan infaz uygulamasının adil olmadığını da söylüyor. Yani, iktidarın adalet ve reform diyerek yaptıklarının adil olmadığını belirtiyorlar. Bunu düzeltmek gerek diyorlar. Ama 6’ncı bölüm değerlendirmesinde bahsettik, yasal düzenlemeler müstakil ve geçici mahiyette olacak. Peki, sadece PKK için olacaksa ikili infaz uygulaması nasıl devam edecek? Birisi daha adil (!) diğeri onun kadar adil değil, olur mu dersiniz?

Ancak kamuoyu bölücübaşı için umut hakkını, doğrudan serbest kalacağı gibi algılıyor. Gidiş de buraya doğru görünüyor.

Daha geniş haklar ve özgürlükler

Bölümdeki ara başlığın tam hâli Demokratikleşme ile ilgili öneriler.

İlk cümleler, “Doğuştan gelen, dokunulamaz ve devredilemez nitelikteki, insan onurunun vazgeçilmez bir parçası olan temel hak ve özgürlüklerin tam ve eksiksiz kullanılmasının önündeki engellerin kaldırılması hedefiyle mevzuat gözden geçirilmelidir.” diye başlıyor. Üzerinde tartışmaların hep olduğu doğuştan gelen haklar içinde ana dilinde eğitim de var. Gelin, bunu bir de, Rapor’un 5’inci bölümündeki “Kürt’ün onuru” ile düşünelim.

Devamında, “Şiddet çağrısı, nefret söylemi ve terör propagandasıyla etkin mücadele sürdürülürken, hukuki sınırlar içinde kalan her türlü eleştiri …” demokratik yaşamın bir parçası olarak korunması gerektiği”de ifade ediliyor. Bunu için de “basın ve yayınla ilgili kanunlar”ın gözden geçirilmesi gerekir” diyor.

Elbette halkın bilgi alması için bu çok önemli. Ancak Kürt kökenli vatandaşlarımızın tek temsilcisi -hatta önderi- ve sürecin bir parçası hâline getirilen bölücübaşı’nın “basını susturun” diye de algılanan açıklamaları arşivlerde duruyor.

Komisyon, “Siyasi Etik Kanunu’nun” hazırlanmasını öneriyor. Bu konuda da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “İlçe Başkanı bile bulamazsınız” açıklaması arşivlerde. Hâlâ aynı düşüncedeyse nasıl olacak?

Yedinci bölümün son ara başlığı “Yerel yönetimler”. İki paragrafı içeriyor. Ancak yine üzerinde fırtınalar kopabilecek konular.

İlk paragraf. “Demokratik siyaset zeminini güçlendirmek amacıyla idari sistemin ‘daha demokratik ve hukuki standartdı daha yüksek’ bir şekilde organize edilmesi mümkündür.” (Koyuluk rapordan). İkinci parafta da “Anayasa’dan kaynaklanan idari vesayet yetkisinin demokratik toplum gereklerine uygun olarak kullanılması…” diyor. (Koyulaştırma bana ait).

Anayasa M. 127’ de. “Merkezî idare, mahallî idareler üzerinde … kanunda belirtilen esas ve usuller dairesinde idarî vesayet yetkisine sahiptir.” diye hükmediyor.

“İdari vesayet … Devletin 3 kuruluş ilkesinden biridir. Bu ilkeyle 1) idarenin bütünlüğü, 2) kamu görevlerinde birlik, 3) toplum yararı, 4) yerel ihtiyaçların gereğince karşılanması sağlanır … Devletin kuruluşuna fantezilerle müdahale etmek olmaz. Zamanda sınanmış doğrulara göre davranmak gerekir. Yoksa bedeli pek fazla” Bu ifadeler Prof. Dr. Birgül Ayman Güler’den. Yoruma gerek duyurmayan ve gayet açık uyarılar. Ve özerklik fırtınasının habercileri değil mi?

Sonuç ve değerlendirme

Rapor, Sonuç bölümünde “eşitlik temelli kardeşliği”, “kardeşlik, birlik ve bütünleşme temelli bir vatandaşlık anlayışını”, “duyguların ihmâl edilmediği … herkesin kendini ait hissettiği bir Türkiye’yi inşa etmeyi” vurguluyor. Bunun da “Oluşan müşterek kanaat” olduğu belirtiliyor.

Bakalım, TBMM’ye nasıl bir taslak gelecek?

Bu yazı, serinin son yazısı. Biraz da uzadı. Okuyucunun sabrına sığınıyorum. Malum, Terörsüz Türkiye ya da daha doğru ifadeyle Üçüncü Nesil PKK Açılımı, Türk tarihini bir kırılmaya doğru götürüyor.

Biliyorsunuz, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk millî egemenliği bugün yaşayan Türk halkına emanet. Türk halkı da geçmişten aldıkları emaneti geleceğe devredecek. Türk Milleti’nin ebediliği bu şekilde sağlanacak. Onun içindir ki bu devir hasarsız ve daha gelişmiş olmalı. Hani, “Benim (bizim) vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet yaşayacaktır” diyordu ya Büyük Atatürk.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk her yaştan Türk gencine Hitabesi’nde , “ Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklâlini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.” de diyordu.

Biz Türkler görevimize düşkün milletizdir vesselam…

01 Mart 2026

Hakan PAKSOY

Millî Düşünce Merkezi
Genel Başkanı


Yorum bırakın