ABD-İsrail ittifakının İran’a saldırmasının etkileri ne olacak? Bugün ve izleyen günlerde bu konuda yüzlerce yazı karşımıza çıkacak. Elbette geniş kapsamlı ekonomik değerlendirmeler önemli. Tam buna yönelik olasılıkları tartışmaya niyetlendim, aklıma 19 yıl önce yazdığım kitap geldi. Emperyalizmin başımıza öreceği çoraplar ve etrafımızdaki tehditler o günden belliydi ama Türkiye’de siyaseti ve kamuoyunu şekillendirenlere dermanımızı anlatamadık.

Hemen hemen herkes, özellikle Suriye’nin teslim olmasından sonra, “Sırada İran var, sonrasında Türkiye…” demeye başladı.

Büyük Ortadoğu Projesinde sıranın eninde sonunda Türkiye’ye geleceği başından beri belli idi. BOP, nasıl doğdu, bugüne kadar neler oldu? Çok kısa bir özeti, yazının sonunda dip notlarda,,,(1,2,3) İsrail’in Türkiye’yi İran’dan daha büyük tehdit olarak gördüğünü, NATO’dan atılması isteğini de gerek MOSSAD, gerek İsrailli politikacılar sıklıkla dile getiriyorlar. Bunların kısa bir özetini hatırlamak isteyenler yazının sonundaki dip notlara bakabilir. (4,5,6)

Türkiye’nin başına nasıl bir çorap örüleceği 2000’li yılların başında belli olmuştu. Üstelik daha o zamanlar Türkiye’de iyi yetişmiş vatansever kurmay aklına sahip askerler görev başındaydılar.O zamanın komuta üst kademesi uyardı. O zamanın iyi yetişmiş vatansever diplomatları uyardı. Aydın geçinen, demokrat geçinen sözü gürültülü çıkan “azgın bir azınlık”, “Askeri vesayet” “Monşerler” diyerek hakaret yağdırıp bu uyarılara kulak asmadılar. Bir süre sonra da 2007 yılının son çeyreğinde art arda gelen, Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk gibi kumpas davalarla Türk Silahlı Kuvvetlerinin kurmay aklı yok edildi. Dışişlerindeki diplomatlar etkisiz hale getirildi.

Cumartesi sabahı, ABD-İsrail ittifakının İran’a saldırısı sonrasında, bundan 19 yıl önce 2007 Mayıs’ında yayınlanan “Ne Olacak Bu Memleketin Hali” kitabımın Önsöz ve Sonuç bölümlerinden birkaç paragraf paylaşmak istiyorum. “Bakın ben demiştim” edasıyla değil. Bugün hala alınacak dersler olduğu için, sıranın Türkiye’ye gelmesini önlemek için.

NE OLACAK BU MEMLEKETİN HALİ? 2007

Türkiye Cumhuriyeti, hem ürettiğinden fazla tüketip borç batağına girerek, hem de AB’ye tam üye olma hayali ile ekonomik ve siyasi bağımsızlığını ABD ve AB’ye kaptırmış durumda.

Diğer taraftan Türkiye Cumhuriyetine karşı, İstiklal Savaşından bugüne, her fırsatta ayaklanan irtica ile ayrılıkçı Kürt hareketi, tarihimizde görülmemiş boyutlara ulaştı.

İrtica yanlıları seçmenin yüzde 25 oyu ile mecliste üçte iki çoğunluğu ele geçirdi, devlete egemen oldu. Ayrılıkçı Kürt isyanları, ABD, AB gibi müttefik bildiğimiz ülkelerin desteğini sağladı, içeride taban buldu.

Eskiden birkaç Fransız ve İngiliz gazetesinde yayınlanan parçalanmış Türkiye ve hayali Kürdistan haritaları, ABD Silahlı Kuvvetleri dergisi ile NATO’da önümüze çıkmaya başladı.

Uzun yıllar yaşadığımız yüksek enflasyon, bozulan gelir dağılımı ve işsizlik sonucunda toplumsal yapımız erozyona uğradı. Adalet ve asayiş konularında devlete güven kalmadı; toplum lümpen kültürün esiri oldu.

Hal böyle olunca;

Osmanlı Devletinin çöküşündeki ekonomik, sosyal ve siyasal şartları,

Cari açığımız var ama sorun değil, ekonomi gayet güzel diyenlere karşı ekonominin durumunu,

Türkiye’nin toplumsal yapısı ile karşı karşıya kaldığı iç ve dış tehditleri,

Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerinin ruhu ile Batılılaşma hedeflerini yazmayı borç bildim.

Ne Olacak Bu Memleketin Hali sorusuna, ekonomi, iktisat tarihi, toplumsal yapı bağlamında yanıtlar aradım. 30 yılı aşkın yüksek enflasyonun toplumda neden olduğu; adalet, asayiş, eğitim, sosyal barış gibi alanlardaki çürümenin, millet-devlet bütünlüğü üzerindeki tahribatını, sosyolojik yapıdaki etkilerini başlıklar halinde hatırlatmak istedim.

Tarihin özellikle iktisat tarihinin esasında bizlere verdiği çok ciddi ipuçları vardır. Geçmişte olanları iktisat tarihi penceresinden inceleyip gelecekte neler olabileceğini kestirebiliriz.

Borç batağına giren Osmanlı’nın Batı’nın istediği tavizleri verip dikte ettirdiği yasaları çıkarması ile bugünün sıcak para ve dış borç bağımlısı haline gelmiş Türkiye Cumhuriyeti’nin IMF, Dünya Bankası ve AB karşısındaki durumu ibret vericidir.

Dünyanın en önemli küresel gücü (ekonomik, siyasi ve askeri) olan ABD, Orta Doğu için yeni bir tanımlama yaptı. Büyük Ortadoğu Projesi… Bu projede laik bir cumhuriyet olan Türkiye, ciddi bir şekilde aşağılanarak ılımlı İslam olarak tanımlandı. Bu tanıma, Türkiye’yi yöneten AKP iktidarı balıklama daldı ve Amerika’nın dümen suyuna girdi. Tüm bu tanımlamalar yapılırken etrafta haritalar uçuşmaya başladı.

KİTABIN SONUÇ BÖLÜMÜNDEN…

Tehlike şudur: Türkiye Cumhuriyeti’ne kuruluş aşamasından itibaren isyan eden iki kesimin, şeriatçılar ve ayrılıkçı Kürtlerin idealleri ile şu anda tek taraflı olarak dünyaya jandarmalık yapan ABD’nin hedefleri uyum sağlamaktadır. ABD himayesinde Kuzey Irak’ta kurulan Kürt Devleti ve BOP ile ortaya atılan Ilımlı İslam kavramı, bizdeki irticai hareketler ile PKK ayaklanmasının yeni müttefikidir. İç tehditler ile dış tehditlerin ittifakı, karşılaşılabilecek en ciddi tehlikedir.

Sıkıntımız ve açmaz şudur: Türkiye Cumhuriyeti, “Cari açığın finansmanı sorun değil” diye diye, gerek devleti, gerek büyük sermayesi ile gırtlağa kadar borç içine batmıştır. Türkiye’nin askeri açıdan imkân ve kabiliyetleri, lojistik açıdan ABD’ye had safhada bağımlıdır.

Elbette İstiklal Savaşı ve kanla çizilen sınırlarımızın değiştirilmesi, ülkenin parçalanması bu kadar kolay değildir. Ancak iç ve dış tehditler karşısında tedbir alıp pozisyon güçlendirmek yerine “Sınırlarımızı kanla çizdik, sıkıysa gel” yaklaşımı yeterli değildir.

Ordunun üst komuta kademesinde görev almış emekli generaller (amiraller) bile, bu şartların devam etmesi halinde Türkiye Cumhuriyeti’ne 20 yıl ömür biçmişlerdir. Bölgenin ve Türkiye’nin haritasını değiştirmeye çalışan güçlere karşı tavrımız ne olacak? Geleceğimizi kendimiz mi şekillendireceğiz, yoksa boyun mu eğeceğiz?

Bu soruya Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten gelen cevap şudur: “Çalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden, rahat yaşama yollarını aramayı alışkanlık haline getirmiş toplumlar, önce haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini kaybetmeye mahkûmdur.”

Bu kitabı yazarken, iç dünyamda sık sık tartıştım. “Ne Olacak Bu Memleketin Hali” sorusunun cevabı bu kadar vahim midir?

-Osmanlı iktisat tarihi penceresinden baktığımda da…

  • Günümüz ekonomik göstergelerine ve bu göstergelerin neden olduğu ekonomik ve siyasi kırılganlıklara baktığımda da…
  • Günümüz toplumsal yapısına baktığımda da…
  • Günümüzün iç ve dış siyasi ilişkilerine baktığımda da…
  • Günümüzde uluslararası askeri stratejilere baktığımda da…

Hep aynı sonuca varıyorum:

Elbette, tarihte devletsiz kalmamış, 16 devlet kurmuş Türk milleti için çözüm, “Nasıl olsa 17’inci Türk Devletini kurarız” değil, umursamazlıktan kurtulmaktır. Galiba sondan bir önceki istasyondayız…

19 YIL SONRA DURUM…

Bugünün ekonomik, siyasal, toplumsal sorunlarının daha da büyüyeceği, dünya jeopolitiğinin daha da karmaşık hale geleceği, yıllar önce belliydi. Durum daha da ağırlaştı. Ülkemiz ağırlaşan mevcut sorunlarına ek olarak BOP kapsamında dağıtılan, rejimi değiştirilen ülkelerin sığınmacı-göçmen deposu haline getirildi. PKK ve terörist başı ile yapılan pazarlıklar, Terörsüz Türkiye adı altında yürütülen, üniter devlet- ulus devlet – laik devlet kolonlarını, Lozan’ı hedef alan süreç ve Meclis Komisyon raporu ortada…

Türk siyaseti ve kamuoyunu etkileyen güçler ve bu güçlerin etkisi altında kalan seçmen; maalesef bugünleri gören yetişmiş kahraman subaylarının zindanlara atılmasına, tasfiye edilmesine itiraz etmedi, sessiz kaldı. Bugünleri gören iyi yetişmiş diplomatlarının, aydınların, yazarların uyarılarına kulak tıkadı. Daha da acısı CHP yönetimini ele geçiren kadrolar dahilTürk milleti, kurtarıcısı ve sahip olduğu devletin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve devrimlerine sahip çıkamadı.

Soruyu tekrarlayalım. Sıra Türkiye’ye mi geldi?

Türkiye’nin beka sorunlarını aşmasında çözüm, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve devrimlerinde yatıyor… Türk milleti ve siyaset kurumu, muhalefet bileşenleri, özellikle de CHP yönetimi, Atatürk ilke ve devrimlerine sahip çıkacak mı? Esas soru bu…

KÜÇÜK BİR NOT: 2007 yılında Truva Yayınlarından çıkan Ne Olacak Bu Memleketin Hali kitabı piyasada bulunmuyor. Belki sahaflardan çıkabilir. 2025 yılı başında yayınladığım, sadece tespit değil Türkiye için ekonomik çıkış yolu da önerdiğim Yirmi Birinci Yüzyıl İçin Türkiye’nin Fabrika Ayarları/Ekonomide Karşı Devrim kitabı da sınırlı sayıda mevcut.

DİP NOTLAR

(1) ABD’nin Büyük Orta Doğu Projesinin dillendirilmesi 2001 yılında ortaya çıktı. Ama esasında ipuçları daha önce CIA görevlisi yazarlar tarafından yazılan kitaplarda verildi. Saldırı sonrasında televizyonda dinlediğim emekli amiral Cihat Yaycı, 2001’den de geriye gidiyor. Yaycı, şunu söylüyor. “Graham Fuller (1) ve Henri J. Barkey (2) 1998 yılında kaleme aldıkları Türkiye’nin Kürt Meselesi kitabında ne yazdılarsa o oluyor. İran’dan sonra sıranın Türkiye’ye geleceği biliniyor.”

(2) Graham Fuller:Amerikan RAND Corporation düşünce kuruluşunun daimi politik danışmanı, CIA Milli Haberalma Konseyi eski başkan yardımcısı, yazar, Amerikalı devlet görevlisi.

(3) HenriBarkey: İzmirli Musevi bir ailenin çocuğu olarak İstanbul’da doğdu. Hem ABD hem de Türk vatandaşı. ABD Dışişleri Bakanlığında politika planlama personeli olarak görev aldı. 15 Temmuz FETÖ Darbe Girişimi sonrası Siyasal Askeri Casusluk iddiasıyla hakkında yakalama kararı çıkartıldı. Ancak bir şekilde ABD’ye gitti. Halen ABD’de Ortadoğu Uzmanı olarak üniversitede çalışıyor.

(4) BOP, büyük ihtimalle çok daha önceden gündemdeydi ama 11 Eylül 2001 saldırıları sonrasında fikri temelleri açık açık tartışılmaya başlandı. ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Condoleezza Rice, 7 Ağustos 2003’te The Washington Post gazetesinde Orta Doğuyu Dönüştürmek içerikli makalesinde Fas’tan Basra Körfezine kadar olan bölgede 22 ülkenin sınırlarının değiştirileceğini yazdı. Bu yazıdaki görüşler, 6 Kasım 2003’te zamanın ABD Başkanı George W. Bush tarafından Ulusal Güvenlik Doktrini olarak açıklandı.ABD’nin Orta Doğu politikasını İsrail şekillendiriyor. İsrail kendi güvenliği için bölgede Türkiye topraklarına da göz diken bir Kürt Devleti kurulmasını hedefliyor. İsrail’in Türkiye’yi İran’dan daha büyük tehdit olarak gördüğü ve NATO’dan atılmasını istediğini de hatırlatalım. Detayları sonraki dip notlarda aktarıyorum. Nihai hedef, Türkiye’nin Fırat Dicle Havzası… Bu hedefi de Tevrat’ta Tanrı’nın İsrail’e armağanı diye kendilerince kutsal bir gerekçeye dayandırıyorlar. ABD’nin çizdiği ve yıllardır sağda solda dolaşan BOP haritası da bu iddiaları gösteriyor. BOP kapsamında 2001’den bugüne kadar işgal, halk ayaklanması, darbeler sonucu rejimi değişen ülkeler: Afganistan, Irak, Libya, Mısır, Tunus, Yemen, Sudan, Suriye, Somali…

(5) Ağustos 2020’de İngiltere’de yayınlanan The Times Gazetesi, zamanın Mossad Başkanı Yossi Cohen’in, Mısır, Suudi Arabistan ve BAE mevkidaşlarıyla yaptığı bir toplantıda, İran’ın gücü kırılgan. Ancak asıl tehdit Türkiye’den geliyor” dediğini yazmıştı.

(6) Temmuz 2024’te İsrail Dışişleri Bakanı, Israel Katz, Türkiye’nin NATO’dan çıkartılması çağırısında bulundu.

(7) Aralık 2025’te İsrail Meclisi Dış İlişkiler ve Savunma Komitesinde yapılan görüşmelerde, Türkiye’nin savunma sanayi atılımları ve bölgesel ittifaklarının İsrail’in güvenliği için İran modelinden daha karmaşık bir risk olduğu tezi işlenmeye başlandı.

01 Mart 2026

Meriç KÖYATASI

KAYNAK: https://12punto.com.tr/


Yorum bırakın