Terörsüz Türkiye Komisyonu’nun raporunun bölümlerini incelemeye devam ediyoruz. Bu yazıda da önce “Sürece ilişkin yasal düzenleme önerileri” başlıklı altıncı bölüme bakacağız.

Bölüm, “Komisyon raporu yasa yapım süreçlerine rehberlik edecek temel ilkeleri ortaya koymaktadır” diye başlıyor. Büyük bir ihtimalle yasa tasarıları da hazırdır. Sadece zamanı bekleniyor olsa gerek.

Komisyon süreçteki en kritik eşiği “… PKK terör örgütünün tüm unsurlarıyla silah bıraktığının ve kendisini tasfiye ettiğinin devletin güvenlik birimlerince tespit ve teyit” edilmesi olduğunu belirtiyor. “… yeni durumun gerektirdiği hukuk ve politika çerçevesinin” bu durumda hayata geçeceğini belirtiyor.

Bununla da yetinmiyor. Terör örgütünün tüm unsurlarıyla feshi, silahların teslimi, bu süreçte ihtiyaç duyulacak yasal düzenlemeler hususlarında anlayış birliği var diyor.

“Örgütün tüm unsurlarıyla feshi ile silahların teslimi ve bırakılması sürecinde ihtiyaç duyulacak yasal düzenlemelerin yapılması konusunda genel anlayış birliği vardır.”

Bu konuda kamuoyunda da çok fazla itiraz var. MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız da silah bırakılması hususunu teyit etme ihtiyacı duymuş olmalı ki X hesabında paylaştı (19 Şubat 2026).

Bu yazılanlarla, terör örgütünün Türkiye dışındaki yapılanmalarını düşündürmek istiyorlar. Ama PYD (SDG) – PKK’nın yeni Suriye yönetimiyle anlaştığını da hiç gündeme getirmiyorlar. PYD (SDG), PKK’nın bir unsuruysa silahı bırakmadıkları ve bırakmayacakları da gayet açık.

Eğer, Suriye yönetimine entegre oldukları düşünülüyorsa, bu, şu anki yapılarıyla olacak. Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani de bunu ortaya koyuyor. “SDG’yi düşman olarak değil, ortak olarak görüyoruz. Bu nedenle onların Suriye hükümetinin bir parçası olmalarına yardım etme konusunda oldukça istekliyiz.” (14 Şubat 2026)

ABD Dışişleri Bakanının SDG’lilerle Münih’te verdiği fotoğrafın mesajı da Suriye’deki tartışmaları -şimdilik- sonlandırmış görünüyor.

Bütün bunlar bir araya geldiğinde Hiç kimse, “Terör örgütü tüm unsurlarıyla silah bırakmazsa süreç ilerlemez” gibi sözler etmesin. Eğer bunda kararlılarsa komisyon derhal sonlamalıydı. Tabi, “SDG, PKK’dan ayrı kardeşim” demezlerse… Ya da “plana sadık kalmaya” devam etmiyorlarsa…

Bütünleşme için yasa: hem müstakil hem geçici

“Toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesini temin etmek üzere … amaca özgülenmiş, müstakil ve geçici mahiyette bir yasal düzenlemeye” ihtiyaç varmış. (Koyu vurgu rapordan.) Müstakilliğin de özellikle FETÖ -ve varsa başka terör örgütlerinin- bu süreç dışında tutulması tartışmalarının sonucu olduğu anlaşılıyor.

Bu düzenleme “demokratik siyaset zemini güçlendirecek ölçüde kapsayıcı” olmalıymış. Çünkü demokratik siyaseti güçlendirecek ve “sürecin sonuçlarını tümüyle ortadan kaldıracak(mış)”. Sonucu ortadan kalkacak olan da “Silahların bırakılması süreci”. Anlaşıldığı kadarıyla teröristlerin ceza davasından kurtulması ve siyaset yapabilmesinin önü açılıyor.

Rapor bunu, “Kanun; silahı ve şiddeti reddedenlerin topluma kazandırılmasını … meselenin bütünüyle hukuki ve siyasi zemine çekilmesini amaçlamalıdır.” diye ifade ediyor. Aynı zamanda da “…ilgili kişilerin adil, güvenli ve sağlıklı bir şekilde toplumla bütünleşmesi sağlanmalı” diyor. Haklarını da teslim etmek lazım “kamu vicdanını ve toplumsal hassasiyetleri gözetmeli” ifadesi de var. Türk Milleti’nin itirazının hafifletilmesi uyarısı hissediliyor.

Habur’daki çadır mahkemesi tiyatrosunun milletin vicdanında açtığı derin yara hiç akıldan çıkarılmamalı. Yeni ve yeniden, “dağdan memleketlerine dönen kahramanlar(!)” fotoğrafları şimdiden zihinlerde canlanmaya başlamış durumdadır.

Komisyon, toplumsal bütünleşme için “her bireyin ortak geleceğe eşit fırsatlarla dâhil” olması gerektiğini “kapsayıcı bir anlayışı ve buna yönelik politikaların” belirlenmesinin zorunlu olduğunu belirtiyor. Bunu da, “toplumsal hayat içerisinde yaşamını idame ettirebilmesine … kamu düzenine uyumuna” yardımcı olacağı gerekçesine dayandırıyor.

Silah bırakma süreci için izleme ve raporlama mekanizması oluşturulması öngörülüyor. “Bu mekanizmanın tespit ve teyidi çerçevesinde” denetim yapılacağı ve “sürecin sağlıklı bir şekilde yürüyüp yürümediği gözlemlenecek ve gerekli tedbirler zaman kaybetmeksizin” alınabileceği belirtiliyor.

Tabi, mekanizma çalışırken, istenmeyen davranışların önlenmesi de akla gelmiyor değil doğrusu. Hani Habur’da, çadır mahkemesinde, teröristin “pişman mısın?” sorusuna “hayır” cevabını, “yaz, pişmanım dedi” yaşanmışlıkları arşivlerde duruyor.

Süreçte Görev Alanlara Yasal Güvence Sağlanması

Altıncı bölümün hatta Rapor’un en dikkat çekici ara başlığı. Onun için olduğu gibi aldım. Tek paragraflık bir kısım.

“Yürütülen süreçte görev alanlar, Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun toplantılarına iştirak edip görüş, öneri ve değerlendirmelerde bulunanlar ile Komisyon çalışmalarında yer alanlar ve görevlilerin faaliyetlerinin yasal güvenceye kavuşturulması önerilmektedir.”

Rapor çok dikkatli bir dille yazılmış. Yukarıdaki paragraf da bu dikkatin eseri. “Yürütülen süreçte görev alanlar” diyor, yürütülecek süreçten de bahsetmiyor.

Yasal güvence verilmesi istenenler ayrı ayrı belirtilmiş. “Güvence” istenenler arasındaki “Komisyon çalışmalarında yer alanlar”, TBMM Başkanı ve komisyon üyesi milletvekillerini, “ve görevliler” de onlara yardımcı olan Meclis ve devlet görevlilerini işaret ediyor.

İyi de bu komisyon üyeleri zaten dokunulmazlık sahibi. Komisyonun kurulması ve çalışması Meclis faaliyetleri kapsamında değil mi ki? Neden çekiniyorlar da ek bir yasal güvence talepleri var? Yaptıklarından emin değiller de ondan mı? Bu sorumluluğun, Komisyon’un TBMM İçtüzüğüne aykırı bir şekilde kurulduğuna dair tartışmalarla birlikte başladığını mı düşünüyorlar acaba?

Peki, velev ki süreç Meclis Genel Kurulu’na gelmeden kesilirse ne olacak?

Yine yerimiz yetmedi. Yedinci bölüm için devam edeceğiz…

Daha sonra da bölücübaşı, bebek katili, ağırlaştırılmış müebbet mahkûmu iken Cumhur İttifakı’nın üstün gayretleriyle (!) ”Kürt Halk Önderi” hâline getirilen öcalan’ın açıklamalarını inceleyeceğiz. (Bu yazı yayına gönderilirken yapılan açıklamayı Pervin Buldan okudu. Okumaya da “Kürt Halk Önderi” diye başladı. 27 02 2026)

27 Şubat 2026

Hakan PAKSOY

Millî Düşünce Merkezi
Genel Başkanı


Yorum bırakın