“İsrail, sınırlarını belirledi, AKP’nin sınırları neresi?” diye sormuştum ya aslında “Cumhur İttifakı’nın sınırları neresi?”, “CHP’nin sınırları neresi?” ve “Öcalan Komisyonu raporunu imzalayan partilerin sınırları neresi?” diye de sormak gerekir.

“Sınırlar” konusunda eski bir dosttan mesaj var:

“Sorulacak en kritik soruyu sormuşsunuz.

Çin bile ABD-İsrail yapımı bu projeyi gördü ve dünyanın dikkatini çekti.

Dünya, uzun yüzyıllardır bir simülasyon içinde bulunuyor.

İsrail fanatik din devleti, dinsel amaçlarını gerçekleştirecek kadar olan bitenleri ve yaptıklarını geçerli görüyor.

Onlara göre ebedi barış, Nil- Fırat arası coğrafyada amaçlarını gerçekleştirdikleri zaman gelecekmiş.

Onlar coğrafyaya M.Ö. 700 gözü ile bakıyorlar.

‘O zaman kim nerede ise bugün de orada olmalı’ diyorlar.

Bu yüzden Türk halklarını dikkate almıyorlar.

İsrail krallığını Asur yıkmıştı, Yahuda krallığını Babil yıkmıştı.

Onun intikamı peşindeler.

Tüm bölge haklarından…

Tabii, Kudüs yıkılınca Perslerin şehrin yeniden kurulmasına izin verdiğini bilerek, İran halkına değil, yönetimine düşmanlık ediyorlar…

Detay çok…”


Yalnız M.Ö. 700’e de dönsek, Türkler yine buradaydı.

Bugünkü bilgilerimiz, Anadolu’nun ezelden Türk vatanı olduğunu göstermektedir. Fred Hamory gibi Macar, Kazım Mirşan, Selahi Diker ve Haluk Tarcan gibi Türk araştırmacılar, özellikle Sümerce ile bugünkü Türkçe arasında tıpatıp benzerlikler bulunduğunu ortaya koymuş, Anadolu’da bulunan eski yazıtların öntürkçe olduğunu ispatlamıştır. Yine Frikler, Likyalılar ve Hattiler’den kalan yazıtların öntürkçe olduğu tespit edilmiştir.

Oğuzname ya da Oğuz Kağan Destanı’nın ise beş ayrı yazması vardır. Yahudi asıllı tarihçi Reşideddin’e göre Oğuz Kağan, başkent Karakurum’dan ordusuyla yola çıkarak, Batı’ya yürüdü, İtil ırmağını geçtikten sonra Kafkasları denetim altına alarak bugün Ağrı denilen Alatağ’da ve ayrıca Karabağ’da yayladı. Daha sonra Anadolu’ya ve Irak’a hâkim oldu, Şam üzerine yürüdü, Suriye teslim olduktan sonra dönerek Antakya’yı kuşattı, bir yıllık kuşatmadan sonra 90 bin askerini yerleştirerek tahtını burada kurdu. Oğuz Kağan, yıllarca Antakya’da kaldıktan sonra Bağdat, Isfahan, Herat, Semerkant ve Buhara üzerinden Karakurum’a döndü.

M.Ö. 5’inci yüzyılda yaşayan Heredot da İskitlerin, M.Ö. 7’nci yüzyılda Kafkasya üzerinden Kimmerleri kovalayarak Anadolu’ya hâkim olduğunu, Mısır üzerine de yürüdüğünü, Filistin’deyken Mısır Kralı Psammetikos’un armağanlar sunup yalvarması üzerine daha ileri gitmediğini, Anadolu’nun 28 yıl İskit hâkimiyetinde kaldığını, fakat yöneticilerin büyük çoğunluğunun Medlere ve Perslere konuk olduğu bir gece sarhoş edilerek boğazlandığını anlatır.

Bu bilgiler, birbirini teyit etmektedir.

Reşideddin, Oğuz’un Diyarbakır, Erbil, Musul, Bağdat ve Şam’ı nasıl kendisine bağladığını, Antakya’nın nasıl direndiğini ve şehir teslim alındıktan sonra Tekür ordusunu nasıl mağlup ettiğini de anlatır.

Dolayısıyla, Alparslan’ın, 1071’deki Malazgirt Savaşı ile tapusu Türklere ait olan Anadolu’yu asli sahibine iade sürecini başlattığı söylenebilir.


Osmanlı’nın son döneminde, İngiltere, Fransa ve Rusya, Kızılırmak’ın batısını Rumlara, doğusunu Ermenilere teslim ederek bu topraklardaki Türk varlığını tamamen yok etmeyi planladı. Bu plan, Ermenilere ve Kürtlere ayrı devlet kurmayı öngören Wilson Prensipleri ile desteklendi. Ermeni istilası, İttihat ve Terakki tarafından tehcir ile önlendi. Kürtler, Türk varlığının bir parçası olduklarını ilan etti ve bu savaşta düşman oyununa gelmedi.

Karadeniz’deki Rum çeteleri, Mustafa Kemal Paşa’nın da desteklediği Osman Ağa tarafından mağlup edildi. Ege’de efelerin bir kısmı Rum çetelerine karşı milli mücadeleye katıldı. İç isyanlar bastırıldı. Antep Gaziantep oldu, Urfa Şanlıurfa oldu…

Mustafa Kemal Paşa’nın başkomutanlığında sürdürülen milli mücadelede, Kazım Karabekir Paşa, Şark cephesini düşmandan temizledi. Garp cephesinde İsmet Paşa, Türk’ün makûs talihini yendi. Sakarya’da düşman tuzağa düşürüldü ve son olarak Dumlupınar’da Fevzi Çakmak Paşa ve bütün komutanların katılımıyla Büyük Taarruz gerçekleşti. Halka, “Ne mutlu Türk’üm diyene” politikası ile ulus bilinci vermeye çalışan başkomutan Atatürk, İngilizlerin önerisini kabul ederek Yunanistan’da kalan Türk varlığı ile Anadolu’daki Ortodoksların mübadelesini sağladı. Sonuç olarak, Anadolu’nun yeniden Türkleşmesi, mübadele ile tamamlandı.

Bugün ise Oğuz Kağan’dan, Atatürk’ten ve Türk Milleti’nden 2700 yıl öncesinin, Malazgirt’in, Dumlupınar’ın intikamını almayı hedefleyenler, Kürtleri Türk şemsiyesinden ayrı bir kimlik ve devlet haline getirmeye çalışıyor ki Türkiye güç kaybetsin…

Türk Milleti, bu tuzağı da elbirliği ile çökertecektir. Yeter ki düşmanın tatlı sözüne aldanmasın…

26 Şubat 2026

Arslan BULUT

KAYNAK: https://yenicaggazetesi.com.tr/


Yorum bırakın