Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş ayarlarına dönmesi tek çaredir

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin her grup toplantısında skandal söylemlerde bulunması artık kimseyi şaşırtmıyor.

En son grup toplantısında, geçen salı günü İmralı’da cezasını çekmekte olan bölücü narko-terör örgütü PKK’nın başı Öcalan için “statü” talep etti.

Bahçeli, belki bu söylemleri ile bu ülkede iyi birşeyler yaptığına inananarak aklına gelenleri söylüyor olabilir. Ama bütün bu söyledikleriyle aslında suç işliyor, her söylediğiyle bu milletin iradesiyle kurulan devlete, milletin egemenliğine, devletin ve milletin bolünmezliği ilkesine karşı çıkıyor; bunları koruma iradesiyle tesis edilen Anayasal düzene karşı çıkıyor; açıkça sadece Anayasa’yı değil, Ceza Kanununu, SPK’nunu,Terörle mücadele kanununu, Ceza İnfaz Kanununu, Basın Kanununu defalarca ve fütursuzca çiğniyor. Apo’nun ve PKK’nın yıllarca dağda yaptığını, teşbihte hata olmasın ama Bahçeli sanki ovada yapıyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, iki gün önce Beştepe Millet Sergi Salonu’nda polis, jandarma, sahil güvenlik personeli ve güvenlik korucuları için düzenlenen iftar programında yaptığı konuşmada polisi, bekçisi, jandarması, sahil güvenliği ve güvenlik korucularıyla İçişleri Bakanlığının tüm mensuplarını can-ı gönülden tebrik etmiş, “Türkiye Cumhurbaşkanı olarak her birinizle gurur duyduğumu, her zaman gurur duyacağımı bilmenizi isterim. İnsanımızın huzurunu kim bozarsa, devletimizin güvenliğine kim el uzatırsa, özgürlüklerimize ve demokrasimize kim saldırırsa tepelerine binmeye devam edeceğiz.” demiş.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu anlatmaya çalıştığı işin TCK’nundaki suç tarifi ve karşılığı “Anayasal düzeni yıkmak için silahlı terör örgütü kurmaktır” Bu işi yarım asırdır yapan bölücü narko-terör örgütü PKK ve örgütün başı Abdullah Öcalan, “huzurumuzu” bozmamış mıdır? “Devletimizin güvenliğine” el uzatmamış mıdır?… “Demokrasimize ve özgürlüklerimize” saldırmamış mıdır?…
Tam da tepelerine binilecek bunlardan başkası değildir.

Devlet Bahçeli, sanki “PKK Merkez Komitesi” üyesiymiş veyahut Apo tarafından “sözcülük görevi” verilmiş gibi açıklamalar yapıyor. Büyük Türk Milleti’nin sinir uçlarıyla oynanmaktadır. Bu kadar da olmaz ki, huzura ve birliğe her zamankinden daha fazla ihtiyacımızın olduğu bir dönemdeyiz.

“Birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır”

Kutuplaştırma siyasetinden ve nefret dilinden herkes uzak durmalıdır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş ayarlarına dönülmeli ve Atatürk’ün fikir ve düşünceleri referans alınmalıdır.

Başka da çıkış yolu yoktur…

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş ayarlarına dönmesi tek çaredir. Bu Devleti var eden KURTULUŞ VE KURULUŞ İRADESİ ve bu iradenin sonucu millet egemenliğine dayalı Üniter Milli Devlet; bu devletin değişmez ilkesi parlamenter, kuvvetler ayrılığına uyan hukuk devleti fikir ve düşünce referansımız ve hareket noktamız olmalıdır. Aklımızdan çıkartmamamız gereken bir konu demokrasi, cumhuriyet, bağımsızlık, ezan, bayrak gibi bütün mukaddeslerimizi bize kazandıran Mustafa Kemal ve kuvva kadrosundaki arkadaşlarına olan (bize kazandırdıkları değerler için) sadakat borcumuzdur.

26 Şubat 2026

Şevket Bülend YAHNİCİ


Yorum bırakın