Tüm kesimlerin isimlerini sayacak bir komisyon üyesi var mıdır dersiniz? Ardından da makul talebin ne olduğunu söylemeliler. Bu taleplerin kimlik, dil, egemenlik ile devlete ve vatana ortaklık olduğu ortada değil mi?
Bir önceki yazıda bugünün, geçmişte yaşananlarla ilişkisini kurmuştuk. Rapor’da, tarihi ve hukuku değiştirmeye çalıştıklarıyla kurucu iradeye, kurucu çerçeveye ve birlikte yaşama iradesinin somutlaşma hedefine dikkat çekmiştik. Değerlendirmeye devam ediyoruz.
Dördüncü bölüm dinlenen kişilerle ilgili. Başlığı da “Dinlenen kişilerin mutabakat alanları”.
Aslında, daha çok, hedeflerine uygun kişileri çağırdıkları bir gerçek. Farklı düşünenlerden çağırdıkları kişileri de sadece dinlemiş olmalılar. Rapor’da o düşünceleri ifade eden tek bir cümle de yok. Eğer daha çok farklı düşünenleri çağırsalardı çoğunluk düşüncesi olarak onları vermeleri gerekirdi değil mi? Yani, bu sonucu elde etmek için kurulmuş bir komisyon. Maçın sonucu daha baştan belli.
Yine de yazılanlara bakmakta fayda var.
Bölümün girişinde “toplumun farklı kesimlerini buluşturan güçlü bir ortak zeminin” varlığı vurgulanıyor.
Peki, bu ortak zemin neye yarayacakmış? “… farklı kesimlerin bir arada yaşama iradesi altında kardeşlik hukuku ve ortak acıyı ortak umuda ve gelecek hayaline dönüştürme yaklaşımı etrafında birleştiğini” gösteriyormuş (kardeşlik hukuku koyu vurgulu yazılmış).
İyi de en azından son yüzyıl boyunca, Türk vatandaşı olarak, kardeş olamadık (!) da şimdi nasıl olacağız? Bunun da cevabı, “Bu çerçevede kardeşlik hukuku, eşitlik temelli vatandaşlık anlayışını besleyen; onuru ve haysiyeti koruyan dilin yerleşmesini, adalet duygusunun tahkim edilmesini, güvenin güçlenerek inşa edilmesini ve birlikte yaşam iradesinin kurumsal bir zemine bağlanmasını” ifade ediyormuş.
Buradan da anlaşılan yeni bir vatandaşlık tanımı geliyor. Bölücübaşı da bunu istiyor zaten. Ve Devlet Bahçeli de “Kimlik siyasetini öne çıkarmak yerine kapsayıcı Türk vatandaşlığı üzerinde mutabakat” vurgusu yapmıştı (2 Nisan 2025 Türkgün Gazetesi).
Sonra da “Birlikte yaşam iradesi kurumsal bir zemine” bağlanacak yani artık anayasa ve yasalara işlenecekmiş.
Son soru: Bu kardeşler kimler ve isimleri ne olacak? Rapor’a göre kardeşler; “Türkler, Kürtler, Araplar, Sünniler ve Aleviler”. Gerçi çok daha öne çıkan Kürt kökenli vatandaşlarımız ama bu kalıp kullanılıyor.
Peki, ikisi millet birisi etnisite. Diğer ikisi de inanç yapılanması. Her birinin içinde diğeri de var. Yani Alevi Türk, Alevi Kürt ve Alevi Arap da var, Sünni Türk, Kürt ve Arap da var. Bu nasıl olacak? Alevi Türkler, Sünni Türkler; Alevi Kürtler, Sünni Kürtler; Alevi Araplar, Sünni Araplar diye mi yapılanacaklar? “Ortak (!)” isimleri ne olacak? Ortak isimde farklılıklar vurgulanmayacaksa, farklılıkları bu kadar öne çıkarmanın ne anlamı olacak?
Eşitler daha mı eşit olacak, yoksa…
“Demokratikleşme, eşit yurttaşlık, hak ve özgürlüklerin güvenceye alınması ile ekonomik kalkınma boyutlarının birlikte düşünülmesi beklenmektedir.”
Anayasamız herhangi bir grubu ya da etnisiteyi de tanımıyor. Hak ve ödevler birey üzerinden tanımlı. Her yurttaş (vatandaş/birey) zaten birbirine eşit. Hiç kimsenin bir diğerine göre hak ve ödevlerinde eksiği ya da fazlalığı yok. Ama hepsinin adı da Türk… Hepsi de birbirine eşit. O zaman bu “eşit yurttaşlık” ne oluyor?
PKK’nın kurulduğu günden bugüne talebi “eşit yurttaşlık”. Bölücübaşı’nın da ısrarla üzerinde durduğu konu. Anayasanın 66. Maddesindeki vatandaşlık yani “Türk” tanımı.
Anayasa’nın 66’ncı maddesi, “Türk Devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türktür.” diyor.
Bölücübaşı da, cezaevinde, Sırrı Süreyya Önder’e yazdırdığı metinde: “Ulus aidiyeti ile devlet aidiyetini karıştırmayın … Devlete aitiz ama Türk ulusçuluğuna ait değiliz … Tekilden uzağız. Ortak bir milletin üyesiyiz.’” demişti.
Peki, 66’ncı madde değişmeden de bu mümkün mü? Türk Milleti’nin tarifini “Halkların bileşkesi” hâline getirirlerse mümkün görünüyor. Atatürk’ün, “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran ahaliye Türk Milleti denir.” sözünden hareketle Türkiye ahalisi çeşitli halklardan müteşekkildir diyerek buna teşebbüs edilebilir.
O zaman Türk halkı ve Kürt halkı ile diğer etnik unsurların halkları (!) birleşecek. Bir de Alevi ile Sünni halkları (!) da eklenecek. Bütün bunlar bir araya gelince Türk Milleti (!) olacak. Dolayısıyla eşit yurttaşlık olacak. Bu şekilde de egemenliği bu ortaklar arasında paylaştıracaklar. Özellikle bugün CHP’yi yönetenlerin içinde büyüdüğü “Yaşasın Türkiye halklarının kardeşliği” sloganını da birlikte düşünmekte fayda da var*.
Bu yaklaşım doğru değildir. Birlik duygusunun sonu demektir. Türkiye’nin nüfusunun tamamı anlatılırken tek bir halk olarak tanımlanır o da Türk halkıdır. Aksi takdirde bunun ucu -şimdi olmasa bile çok uzak olmayan bir gelecekte- ortaklık bozulduğunda, toprak yani vatan paylaşımına kadar gider.
Dördüncü bölümü, “Ortak zemin, ayrıca toplumsal rıza ve sürecin toplumca sahiplenilmesi konusunda geniş bir mutabakat bulunduğunu; katılımcılık, şeffaflık ve kapsayıcılık ilkelerinin siyaset kurumu, sivil toplum ve akademi çevrelerince güçlü biçimde desteklendiğini ortaya koymaktadır.” ifadesiyle bitirelim. Bunun gerçek olup olmadığı Türk Milleti’ne sorduklarında ortaya çıkacaktır.
Terörle yaşamak isteyen el kaldırsın
Beşinci bölüm, PKK’nın kendisini feshetmesi ve silah bırakması başlıklı.
Türkiye’de bir kişi bile terörün bitmesine itiraz etmez. Elbette, “Bitsin kardeşim” der. Der de, terör örgütünün siyasi emellerine teslim olmayı, egemenliğini, devletini ve vatanını paylaşmaya razı olmaz. Kimliğini değiştirmek hatta kaybetmek olamaz. Tarihi bilen buna itiraz eder. Hoş onun için “tarihi bugünün anlayışıyla yeniden yorumlamak” gerektiğini söylüyorlar ya.
Neyse biz devam edelim.
“En başından itibaren ‘Kürt’ün onurunu, Türk’ün gururunu’ korumayı esas alan bir yaklaşım benimsenmiştir.” cümlesi onuru da gururu da darmadağın ediyor. Bu aynı zamanda Türk Milleti’ne bühtandır. Hem de bu ifade ayrımcılığı ve ayrılığı en güçlü şekilde vurguluyor. Aslında var olan kardeşlikten öte olan birliği ve bu birliğin yerine yeniden kurmak istedikleri kardeşliği de yok ediyor.
Bu bölüm, “Maşerî vicdanı derinden etkileyen terör gerçeği göz ardı edilmeden, toplumun tüm kesimlerinin makul taleplerine karşılık verilmesi esas alınmaktadır.” paragrafıyla bitiyor. Terör karşısında, onun her istediğini karşılayacağını belirten raporun, “Maşerî vicdanı derinden etkileyen” bir cümlesi daha…
Tüm kesimlerin isimlerini sayacak bir komisyon üyesi var mıdır dersiniz? Ardından da makul talebin ne olduğunu söylememeliler. Bu taleplerin kimlik, dil, egemenlik ile devlete ve vatana ortaklık olduğu ortada değil mi? Bunların neresi makul talep?
Bu yazılanlardan, yapılanlardan ve yapılacak olanlardan sonra artık “vatan sağ olsun” anlayışını da kaybettirmek üzere olduklarını da biliyor olmalılar.
Devam edecek…
25 Şubat 2026
Hakan PAKSOY
Millî Düşünce Merkezi
Genel Başkanı
- İspanya’nın yaşadıklarına dikkatli bakılmalıdırlar. Bu hususta Nilgün Cerrahoğlu’nun Cumhuriyet Gazetesindeki Ocak-Şubat 2013 tarihli seri yazıları önemlidir.
