Geçmişi değiştirmeye çalışanlar sadece DEM’liler ve PKK’lılar mı? Elbette hayır. Türk kimliğiyle kavga eden siyasi düşünce sahipleri de geçmişi değiştirmeye çalıştılar. Şimdiye kadar güçleri de yetmedi.

Kardeşliğinin tarihî kökleri ve hukuku

Bu başlık Rapor’un üçüncü bölümünün kısalmış hâli. Anlayacağınız üzere Türk ve Kürt kardeşliği diyor. Yakında birçok grup kardeşlik için DNA testi yaptırmaya kalkarsa şaşırmamak lazım. Ya da “elime silahı alırım ha…” da diyebilirler. O zaman al sana ittihad-ı anasır. Unsurların birliği. Osmanlı’da tutmadı ve koca bir imparatorluktan ancak bugünkü vatanımızı kurtarabildik.

Rapor’da, “Ortak tarih, kültür ve medeniyet iddiamızın sonucu, kaçınılmaz şekilde huzura ve müşterek çıkarlara dayalı ortak gelecek irademizdir.” diyor. Öncelikle Türk Milleti’nde tarih birliği, dil birliği, ülkü birliği, devlet birliği, vatan birliği, kader birliği, tasada birlik, kıvançta birlik, afete koşarken birlik… aklınıza gelen her konuda birlik vardır. Hadi gelin bu birlik ifadelerinin yerine ortaklık koyalım: tarih ortaklığı, dil ortaklığı, ülkü ortaklığı, devlet ortaklığı, vatan ortaklığı, kader ortaklığı, tasada ortaklık, kıvançta ortaklık, afete koşarken ortaklık… ne dersiniz?

Olmadı dediğinizi duyar gibiyim. Mesela aile ortaklığı demiyoruz. Onun adı aile birliği. Ve aile milletin prototipi. Bir yastıkta kocayın diye dua ettiğimiz kadın ve erkek ortaklık kurmuyorlar. Aileye ortaklık diye bakanlar çok çabuk boşanıyorlar değil mi? Peki, niçin millet ortaklığına zorlanıyoruz?

Sahi, etrafında ortaklığı bozulmayan kaç arkadaşınız var?

Biraz uzattım biliyorum. Ama bu konu çok ama çok önemli. Ortaklık dilimize pelesenk olmuş. Ama bu durumda farklılık daha da belirginleşip öne çıkıyor. Ve ortaklık her an ayrılığa hazır bir durum.

Üçüncü bölüm ilginç cümlelerle ilerliyor.

“Türkler ve Kürtler aynı coğrafyanın sahipleri, aynı ülkenin yurttaşları, aynı inancın mensupları, aynı medeniyet ve kültürün varisleri, birlikte var olmuş kardeş ve kaderdaş halklardır.” diyor. Kör kör parmağım gözüne dercesine farklılığı öne çıkaran bir anlayış hâkim. Ama ortaklık vurgusunu unutmuş(!) Kardeş yerine ortak anne babanın çocukları, kaderdaş yerine de ortak kaderin sahipleri veya kader ortaklığı demeliydiler, değil mi?

Ancak anahtar paragraflardan birisi. Milletin tarifine yöneliyor ve yöneltiyor. Millet, “Halkların kardeşliğine” ve “halkların bileşkesine” evrilecek gibi görünüyor. Bunu da ilk dört maddeye dokunmadan yapacaklar.

Değiştirilmeye çalışılan tarih ve hukuk

“Tarihî sürekliliğin merkezinde yer alan kavram kardeşlik hukukudur. Bu yaklaşım, farklılıkları çatışma gerekçesine dönüştüren söylemlere kapı aralamayan; aksine farklılıkları ortak hayatın zenginliği olarak kabul eden bir toplumsal dengeyi hedeflemektedir.” paragrafı da bir üstteki düşüncenin devamı. Ama üstü kapalı bir tehdit de var.

Bir sonraki paragraftaki, “Bu coğrafyanın Türk, Kürt, Arap, Alevi, Sünni ve diğer tüm kesimleri, on yıllar boyunca süregelen acıların ve çatışmaların tekrarına rıza göstermemektedir.” cümlesi kendi tezleri için kurulmuş. Tarihi farklılaştırıyorlar. Bizim tarihimizde böyle bir kayıt yok. Bu coğrafyada kimse “on yıllarca” çatışmadı. Ayrılıkçı terör örgütü dışında uzun yıllar devam eden bir durum yok. Bu cümle Türk Milleti’ne bühtandır. Eğer Suriye ve Irak kastediliyorsa, onlar bize örnek olamaz. Siyasi yapımız ve sosyolojimiz farklı.

Bölümden bir paragraf daha. “Sorunların kalıcı çözümü için eşitlik, demokratik katılım, yerel kalkınma, kültürel saygı ve sosyal adalet gibi alanlarda atılacak adımlar, kardeşliği güçlendiren ve ayrıştırıcı senaryoları boşa düşüren zeminleri üretecektir.”

Yazanların hepsi de bizim anayasa ve yasalarımızda olan hususlar. Anayasamızda vatandaşların birey olarak eşitliği gayet açık. O zaman eşitlikten kastedilen ne, kimler arasında sağlanacak? Elbette hep saydıkları “Türk, Kürt, Arap… Sünni, Alevi” arasında. Bireyler zaten eşit olduğuna göre, grupların eşitliğine geçilecek demektir.

Yerel kalkınmadan adem-i merkeziyeti, kültürel saygıdan kimliğe verilecek statü ve ana dilinde eğitimi, sosyal adaletten “zaten bunlar adaletin gereğidir”i işaret ettikleri çok da anlaşılmaz değil.

Devletimize de haksızlık ediyorlar. Saydıklarının hepsi de yasalarımızda var. Şikâyet edenler de bunları uygulamayanlar. Eğer 24 yıldır Türkiye’yi yönetenler bunlara doğru diyorlarsa, Anayasa ve kanunların hükümlerine uymuyorlar demektir. Yeni bir “Fiili durumu hukukileştirme” ile karşı karşıyayız.

Bu düşüncelerini desteklemek için kurdukları bir cümle daha. “Nitekim gönül coğrafyamızdaki komşularımızın ve kardeş halkların yüzünü Türkiye’ye dönmesi; demokratik kapasitesi güçlü, kalkınma imkânları geniş, tarihî ve kültürel bağları derin ülkemizin artan çekim gücünü göstermektedir.”

Yeni PKK açılım sürecini kamufle edebilmek için şuur altına, “büyüyeceğiz, eski coğrafyalarda etkili olacağız. Bu şekilde kalkınacağız.” diye üflüyorlar.

Tarihi değiştirmeye devam

Rapor, 3. Bölümde, geçmişle oynamaya devam ediyor. “Yakın tarihimizde de kardeşliğimizin kurumsal ifadesi Millî Mücadele yıllarında ve TBMM’nin kuruluş iradesinde belirginleşmiştir. İşgal şartlarında kurulan Meclis, farklı toplumsal kesimleri aynı siyasal hedefte buluşturan bir temsil zeminine dönüşmüş; ortak kader fikrini somutlaştıran bir millî irade tecrübesi üretmiştir.”

Bu ifadeler 100 yıl öncesini, bugünün düşünce yapısıyla ve siyasi şartları içinde değerlendiren ifadeler. Ama gerçek bu da değil.

Devlet-i Aliye yani Osmanlı, ben Türküm diyordu (1876 Kanun-i Esasi). Birinci Meclis de bunu devam ettirdi (1921 Teşkilat- Esasiye, 307 ve 308 sayılı TBMM kararları). Cumhuriyetin anayasasını yapan TBMM de aynı yoldan devam etti. Sonraki anayasalarda da bu hiç değişmedi.

Meclis’in tutanaklarında bu gerçeğin dışında bir şey de yok. Bütün atalarımız “kader ortaklığı” yapmamış, kader birliği etmişler. Ama etnikçi ve ayrılıkçı düşünceye sahip DEM partililer olmayan toplantıya atıfta bulunarak, TBMM’de tutanakların arşivden yok edildiğini söyleyecek kadar da pervasızlar.

Geçmişi değiştirmeye çalışanlar sadece DEM’liler ve PKK’lılar mı? Elbette hayır. Türk kimliğiyle kavga eden siyasi düşünce sahipleri de geçmişi değiştirmeye çalıştılar. Şimdiye kadar güçleri de yetmedi.

Özellikle şu paragraf bizi teyit etmektedir. “Bugün de bizler, halkın tam içinden çıkan o akla yaslanarak, o millî irfanı kuşanarak, tarihi bugünün anlayışıyla yeniden yorumlamak ve geleceği bu iradeyle kurmak mecburiyetindeyiz.”

Cumhuriyeti kuranların kurduğu CHP ve Cumhuriyetin kurucu fikri milliyetçiliği adında taşıyan MHP, “tarihi bugünün anlayışıyla yeniden yorumlamak ve geleceği bu iradeyle kurmak” ifadesinin ne anlama geldiğini açıklamalıdır. Çünkü…

Bölümdeki son ara başlık, “Ortak Geçmişimiz Ortak Geleceğimizin Pusulasıdır.” Bununla geleceği nasıl kuracaklarını açıklıyorlar. İlk soru: bu şekilde bir millet ebediliği nasıl sağlar? Bugün tarihi kesintiye uğratıyorsun. O hâlde yarın da tarih yeniden değişebilir demek değil midir?

“Ortak gelecek hedefimiz, vatandaşlık bağını güçlendiren, toplumsal bütünleşmeyi kalıcılaştıran ve terörün açtığı yaraların kapanmasına imkân tanıyan uzun vadeli bir istikamet” üretecekmiş.

Ardından gelen cümle, yapılmak isteneni çok açık ortaya koyuyor. Ve Rapor’un en önemli cümlelerinden birisi, “Bu hedef, kardeşliği soyut bir temenni olmaktan çıkarıp birlikte yaşama iradesini somut bir istikamet hâline getiren kurucu çerçevedir.”

Aziz Türk Milleti ne yaptıkları yeterince açık değil mi? Yeni bir devlet kuracaklarını daha nasıl söyleyecekler?

CHP ve MHP de böyle mi düşünüyorlar dersiniz?

Devam edecek…

23 Şubat 2026

Hakan PAKSOY

Millî Düşünce Merkezi
Genel Başkanı


Yorum bırakın