Türk-Amerikan İlişkilerinde Chester ve Fulbright Üzerine Bir Devlet Muhasebesi

Devletlerin dostluğu olur. İttifakı olur. İş birliği olur.

Ama devletlerin egemenliği paylaştırılmaz.

Türk-Amerikan ilişkileri çoğu zaman NATO, üsler ve askerî yardımlar üzerinden okunur. Oysa bu ilişkinin kökleri yalnızca Soğuk Savaş’a dayanmaz. Osmanlı döneminde deniz ticareti ile başlayan ilişkiler, Amerikan misyoner faaliyetleri, Amiral Bristol raporları, Chester Projesi gibi girişimlerle devam etmiş; iki ülke arasındaki ilişki Cumhuriyet döneminde yeni bir mahiyet kazanmıştır.

Erken Cumhuriyet’te İmtiyaz ve Millî İnşa

1923’te gündeme gelen Chester Projesi, Anadolu’da demiryolu inşasıyla birlikte maden ve petrol imtiyazlarını kapsayan geniş bir ekonomik girişimdi. Genç Cumhuriyet için bu teklif yalnızca bir yatırım meselesi değil; ekonomik egemenliğin sınanması anlamına geliyordu.

Eksik fakat şerefli olan Lozan Antlaşması (24 Temmuz 1923) sürecinde özellikle Musul petrolleri etrafında yoğunlaşan uluslararası rekabet, projeyi büyük güçler arası mücadelenin parçası hâline getirdi. Ankara Hükümeti yabancı sermayeye ilkesel olarak kapalı değildi; ancak uzun vadeli imtiyazların ekonomik bağımsızlığı zedeleme ihtimali karşısında temkinliydi. Nitekim proje 18 Aralık 1923’te iptal edildi.

Mehmet Arif Demirer’in ifadesiyle, Lozan’da petrol etrafında yürüyen büyük güç rekabetinde “Amerikalı Chester’ın yapamadığını Atatürk’ün Çetinkaya’sı yapmıştır.” Projenin iptalinden sonra demiryolu politikası millî bir kalkınma hamlesine dönüşmüş; özellikle Ali Çetinkaya’nın Bayındırlık ve ardından Ulaştırma Bakanlığı döneminde (1934–1939) demiryolu inşası hız kazanmıştır. 1924–1939 arasında 3.184 kilometre yeni hat inşa edilmiş, 1.742 kilometrelik hat yabancı şirketlerden alınarak millîleştirilmiştir. Böylece TCDD’ye toplam 4.127 kilometre demiryolu kazandırılmıştır.

Bu tablo şunu göstermektedir: Cumhuriyet, ihtiyaç duyduğu altyapıyı uzun vadeli imtiyaz modeline dayandırmak yerine millî imkânlarla kurmayı tercih etmiştir. Ekonomik egemenlik, ray üzerinde somutlaşmıştır.

Lozan ile siyasi bağımsızlık tescil edilirken, ekonomik ve kültürel bağımsızlık da temel ilke olarak benimsenmiştir. Cumhuriyet’in ilk yıllarında yabancı uzmanlar davet edilmiş, raporlar alınmış; fakat karar yetkisi daima Ankara’da kalmıştır. Türk devlet geleneğinin özü budur: Nihai karar millî iradeye aittir.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında tablo köklü biçimde değişmiştir. Sovyet baskısı, Boğazlar meselesi ve sınır talepleri Türkiye’yi Batı ile daha sıkı bir iş birliğine yöneltmiştir. Truman Doktrini (1947), Marshall Planı (1948) ve NATO üyeliği (1952) güvenlik alanındaki kurumsallaşmayı oluşturmuştur. Fulbright Anlaşması ise bu sürecin eğitim ve kültür boyutudur.

Burada dikkat çekici olan husus şudur: Cumhuriyet Halk Partisi döneminde başlayan Batı yönelimi, Demokrat Parti iktidarıyla (14 Mayıs 1950) kesintiye uğramamış; aksine kurumsallaşarak devam etmiştir. Bu durum meselenin bir parti politikası değil, bir devlet tercihi olduğunu göstermektedir. Jeopolitik şartlar karşısında devlet tepkisi süreklilik arz etmiştir.

Kore Savaşı’nda Amerika’nın öncülüğündeki Birleşmiş Milletler kuvvetlerine destek amacıyla Güney Kore’ye asker gönderme kararı, Türkiye’nin NATO sürecinde kanlı bir imtihandan geçtiğini göstermektedir. Bu karar dış politika alanında ilk ciddi tartışmayı doğurmuştur. Ancak tartışma yönelimden ziyade usul üzerinedir. Cumhuriyet Halk Partisi, Batı ittifakına karşı çıkmamış; fakat asker gönderme kararının Meclis iradesi dışında alınmasını eleştirmiştir. Dolayısıyla mesele ittifakın kendisi değil, karar yetkisinin nasıl kullanıldığıdır.

Buna karşılık kültürel ve eğitim alanındaki iş birlikleri başlangıçta aynı ölçüde siyasal tartışma konusu olmamış; eleştiriler daha sonraki yıllarda gündeme gelmiştir. Bu kronoloji önemlidir. Zira Fulbright meselesinin ilk anda değil, zaman içinde eleştiriye açılması; dönemin güvenlik atmosferinin ve devlet tercihlerinin nasıl algılandığını anlamak bakımından belirleyicidir.

İç Mobilizasyon Kurumlarından Uluslararası Eğitim Mekanizmasına

Cumhuriyet’in erken döneminde devlet, toplumu dönüştürmek için kendi kurumlarını inşa etmiştir. Halkevleri (1932–1951), kültürel ve sosyal seferberliğin aracıdır. Köy Enstitüleri ise kırsal kalkınma ve öğretmen yetiştirme modelidir. Halkevleri çok partili hayata geçişle birlikte tarihsel görevini büyük ölçüde yerine getirmiş; ancak değişen siyasal zemine uyum sağlayamadığı için işlevini yitirmiş, zamanını doldurmuştur denilebilir. Siyasal yapı değişmiş; devletin doğrudan ideolojik mobilizasyon aracı olma zemini zayıflamıştır. Köy Enstitüleri ise yalnızca ideolojik bir kurum değil, pedagojik bir deneydir. Üretim ile eğitimi birleştiren model, kırsal kalkınma hedefi taşımaktadır. 1954’te Öğretmen Okullarına dönüştürülmesi teknik olarak bir kapatma değil, bir yön değişikliğidir; ancak ruh değişmiştir. Üretim temelli model zayıflamış, daha merkezî ve klasik öğretmen yetiştirme anlayışı öne çıkmıştır.

Tam da bu dönemde uluslararası eğitim iş birliği mekanizmalarının güçlenmesi dikkat çekicidir. İç mobilizasyon kurumları zayıflarken, dış iş birliği kurumları güç kazanmıştır. Bu durum tek başına bir nedensellik kanıtı değildir; ancak bir yön değişimini göstermektedir.

Fulbright: Yapı, Yetki ve Sınır

27 Şubat 1946 tarihli kredi düzenlemesine dayanan; 27 Aralık 1949’da imzalanıp 13 Mart 1950’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde onaylanan ve 18 Mart 1950’de yürürlüğe giren Fulbright Anlaşması, sekiz üyeli bir komisyon öngörmektedir: Dört Türk, dört Amerikalı.

En çok tartışılan düzenleme 5. maddedir: Oyların eşitliği halinde son karar Amerikan Büyükelçisine aittir. Bu hüküm teknik bir ayrıntı değildir. Hangi alanlara burs verileceği, hangi uzmanların Türkiye’ye geleceği, program bütçesinin nasıl dağıtılacağı, komisyonun önceliklerinin ne olacağı gibi meselelerde eşitlik halinde belirleyici konum yabancı bir temsilciye bırakılmıştır.

Burada açık olmak gerekir: Fulbright Türk müfredatını devretmemiştir. Millî Eğitim Bakanlığı’nı ortadan kaldırmamıştır. Üniversiteleri yabancı yönetime bırakmamıştır. Ancak karar eşitliğinde son sözün yabancı bir diplomata bırakılması, devlet egemenliği anlayışı bakımından göz ardı edilemeyecek bir husustur. İttifak yapılabilir. Burs verilebilir. Uluslararası iş birliği kurulabilir. Ama karar yetkisi meselesi ayrı bir başlıktır.

Mali Yapı: Borç Üzerinden İşleyen Program

Fulbright’ın finansmanı doğrudan bir hibe değildir. Türkiye’nin ABD’ye olan borçları üzerinden mahsuplaşma şeklinde düzenlenmiştir. Bu durum, kültürel iş birliğinin aynı zamanda mali ve diplomatik bir zemine oturduğunu göstermektedir.

Türkiye o dönemde ağır güvenlik baskısı altındadır. Batı ile kurulan ittifak stratejik görülmektedir. Bu çerçevede yapılan tercihler konjonktüre bağlıdır. Ancak borç üzerinden işleyen bir programda, karar eşitliğinde son sözün yabancı temsilciye bırakılması, egemenlik hassasiyetini doğal olarak gündeme getirir.

İsmet Paşa’nın Sözü: Devlet Refleksi

İsmet İnönü’nün şu serzenişi dikkat çekicidir: “Bir görev veriyorum, sonucu bana gelmeden Washington’un haberi oluyor. Neticeyi memurlardan önce sefirden öğreniyorum.”

Bu ifade bir itham değil; bir devlet teşhisidir. İnönü burada Amerika karşıtlığı yapmamaktadır. Devlet içindeki bilgi ve karar akışının merkezî yapısını koruma hassasiyetini dile getirmektedir. Milli Mücadele’den çıkmış bir komutan olarak egemenliğin ve karar zincirinin Ankara’da kalmasını istemektedir.

Fulbright Anlaşması’ndaki karar düzenlemesi ile bu söz birlikte okunduğunda şunu görürüz: Soğuk Savaş şartlarında kurulan ittifak güvenlik açısından gerekli görülmüş; ancak devlet bilinci, karar ve bilgi mekanizmasının nihai merkezinin Ankara olması gerektiğini hatırlatmaya devam etmiştir. Bu bir zayıflık değil, devlet aklının sürekliliğidir.

Müfredat ve Model Meselesi

Anlaşma metni doğrudan müfredat belirleme yetkisi vermemektedir. 14 maddelik metin incelendiğinde açık bir devir olmadığı görülür. Ancak komisyonun bütçe, uzman tercihi ve program öncelikleri üzerindeki belirleyici konumu, eğitim alanında yön tayin gücü oluşturabilecek bir zemine işaret etmektedir.

Bu etkinin somut boyutu arşiv belgeleri, uzman raporları ve dönem müfredat değişiklikleri incelenerek ortaya konmalıdır. Belge olmadan kesin hüküm vermek doğru değildir. Ancak şu soru meşrudur: Karar eşitliğinde son sözün yabancı temsilciye bırakıldığı bir yapıda, eğitim yönelimlerinin tamamen etkisiz kalması düşünülebilir mi?

Sonuç: Devlet Aklının Sınırı

Fulbright Anlaşması’nı ne yüceltmek gerekir ne de toptan mahkûm etmek. Program bilgi transferi sağlamıştır. Akademik temaslar üretmiştir. Türkiye’ye dönen birçok isim ülkesine hizmet etmiştir. Ancak karar eşitliğinde son sözün yabancı bir diplomata bırakılması, devlet geleneğimiz açısından dikkatle kayda geçirilmesi gereken bir gerçektir.

İttifak güvenlik sağlar. Ancak egemenlik ilkesi vazgeçilmezdir. Devletlerin dostluğu olabilir. Ama devletlerin karar yetkisi bölüşülmez. Egemenlik, konjonktürel bir tercih değil; devletin varlık şartıdır.

Tarihçinin görevi slogan üretmek değil; görmek, kayda geçirmek ve doğru yerde durmaktır. Bizim durduğumuz yer nettir:

“Türkiye iş birliğine açıktır; ancak nihai kararın Ankara’da olması gerektiği ilkesi, dün olduğu gibi bugün de geçerlidir”.

11 Şubat 2026

Dr. Volkan YAŞAR

Kısa Kaynakça:

“Angora Approves Chester Railway Plan”, The New York Times, 11 April 1923.
“France Alarmed by Chester Concession Ratified by Angora”, The New York Times, 11 April 1923.
“The Mosul Oil Questions at Lausanne”, The Times (London), April 1923.
“The Welcomes Foreign Capital Under New Laws”, The New York Times, 3 March 1923.
“Turkey Builds Her Own Railways”, The Manchester Guardian, 17 August 1938.
“Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti arasında imza edilen Anlaşma gereğince temin edilen paraların kurulmasına dair Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti arasında imza edilen Anlaşmanın onanması hakkında Kanun”, T.C. Resmî Gazete, sayı: 7460, Kanun No: 5596, 18.03,1950, s. 18116-18117.
Berrin, Akalin, Ottoman-American Relations, Francis Hopkins Smith and Armenian Issue, Journal of International Education and Leadership, Volume: 5, Issue: 1, Spring 2015.
Canberk Çetin, Vedide Baha Pars’ın Yaşamı Üzerine Bir Değerlendirme, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Ankara, 2026.
Erdinç Tokgöz, 80. Yıldönümünde Türkiye İktisat Kongresi ve Gazi Mustafa Kemal’in Açış Konuşması, Türkiye Ekonomi Kurumu Vakfı, Ankara, 2003.
İhsan Şerif Kaymaz, “Emperyalizmin Can Damarı Petrol-I”, Yüce Erek Türk Dünyası Aylık Fikir Kültür Araştırma Dergisi, Yıl: 8, Sayı: 41, Nisan 2007.
İsmail Köse, “Amiral Bristol’ün Rapor ve Savaş Günlükleri”, Atatürk Ansiklopedisi, 17 Aralık 2020.
Mehmet Akif Tural, Ali Sevim, İzzet Öztoprak, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara, 2006.
Mehmet Arif Demirer, Lozan’da Petrol Kavgası “Amerikalı Chester’ın Yapamadığını Atatürk’ün Çetinkaya’sı Yaptı”, 1. Basım, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, İstanbul, Mart 2010.
Necdet Aysal, Lütfi Arslan, Siyasal ve Kültürel Diplomasi Sarmalında Türk-Amerikan İlişkilerinin Gelişimi: Fulbright Programı Anlaşması”, Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi, Cilt: 18, Sayı: 42, Yıl: 11, Ekim 2021.
Pınar, Özbek, Missionaries and Near East Relief Society in the U.S. Foreign Policy Towards the Armenian Question (1915-1923), Master of Scince Thesis, Program of Middle East Studies, Ankara, 2009.
T.B.M.M. Zabıt Ceridesi, Birinci İçtima, Devre: 1, Yıl: 4, Cilt: 28, 1.3.1339 (1923).
Volkan Yaşar, Çok Yönlü Bir Şahsiyet: Asker, Siyasetçi ve Fikir Adamı Mehmet Şevki Yazman’ın Faaliyetleri (1914–1974), Net Kitaplık Yayınları, Ankara, 2024.
Volkan Yaşar, Türkiye’nin Modernleşme Sürecinde Ankara Halkevi ve Faaliyetleri (1932–1951), Net Kitaplık Yayınları, Ankara, 2024.
Yasemin Memioğlu, An Era of Non-Strategic Alliance: Turco-American Realations, 1927-1939, Unpublished M. Sc. Thesis, Department of Latin and North American Studies, Graduate School of Sciences, Middle East Tecnical University, Ankara, April 2021.
Yavuz Güler, “Osmanlı Devleti Dönemi Türk-Amerikan İlişkileri (1795-1914)”, Gazi Üniversitesi Kırşehir Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt: 6, Sayı: 1, Yıl: 2005.


Yorum bırakın