Milletin herhangi bir baskıya uğramadan düşüncesini ortaya koymasına “Milli İrade” deniyor. Millet iradesi ise fertlerin iradelerinin bir araya gelerek kaynaşmasından oluşur. Millî egemenlik, milletin bölünmez iradesini temsil eder. Bu iradenin tek kaynağı ve tek sahibi milletin kendisidir.

Ancak Türkiye’de öteden beri var olan ve son dönemde giderek arsızlaşıp yüzsüzleşen bir Milli İrade gaspı var. Vatandaş herhangi bir siyasi partiye, o siyasi partiden aday olan kişiye duyduğu sempati, oluşan gönül bağı veya kendi ideolojisine göre hareket ederek Belediye Başkanı ya da Milletvekili seçiyor. Sonra bir bakıyorsunuz seçilen Milletvekili ya da Belediye Başkanı seçmen iradesini hiçe sayarak, oy veren on binlerce, yüz binlerce vatandaşımızın kul hakkını yiyerek bir başka siyasi partiye geçiveriyor.

Hani “Söyleyene değil söyletene bak” denir ya, onun gibi bir siyasi partiden öbürüne geçenle birlikte onu kışkırtıp kabul edene de bakmak gerekiyor. Hele de siyasi rant, maddi imkân sağlayarak geçişi cazip hale getiren, daha açık bir ifade ile siyasi rüşvet verenlerle o rüşveti alanlar tam da “Rüşveti alan da veren de lanetlenmiştir” Hadis-i Şerifinin hükmü altındadırlar.

Kaldı ki kamuoyunda bilinen rüşvet genellikle iki kişi arasında bilemediniz aracılar ya da grupların da katılımı ile sınırlı kişiler arasında yaşanan bir ahlaksızlık, bir hukuksuzluk olup Kanun önünde cezalarını çekerler.

Ancak millet iradesini gasp ederek siyasi parti değiştirenlerle onları çeşitli vaatlerle ayartıp kendi partilerine geçmesini sağlayanlar o kişi ya da seçildiği siyasi partiye oy verenler sayısınca kul hakkı yemiş olurlar. Üstelik bu sayı yalnızca ilgili ilçe ya da ille sınırlı olmayıp Türkiye genelinde o siyasi partiye oy verenlere göre de artış gösterir.

“Efendim kanunda yeri var, Siyasi Partiler Kanunu, Seçim Kanunu bunu engellemiyor” diye maval okunabilirse de doğru değildir, bunun ahlaki yönü yoktur, etik değildir.

Ben Ankara’da oturuyorum. Şimdi, oy kullandığım Seçim Bölgesi’nde Milletvekili seçimlerinde bir vesile ile oy verdiğim siyasi partiden seçilen Milletvekillerinden biri istifa edip bir başka siyasi partiye geçti, Belediye Başkanlığı seçimlerinde tercih edip ailece seçilmesine katkı sağladığımız Belediye Başkanı da bir başka yerde. Biz ve bizim gibi on binlerce insan abandone olmuş boksör durumundayız, eşekten düşmüş gibi yaralıyız.

Bugün, bizim gibi aynı durumda olan bir arkadaşımız öyle bir ifade kullandı ki buraya yazmam mümkün değil.

Kul hakkı en büyük günahlardandır. Öyle ki ancak hakkı yenen kişi ile helalleşmek gerekir ve o affederse günahtan kurtulunur. Çünkü biliriz ki kul affı devlet tarafından da Allah tarafından da affedilmez. Onun için devleti yönetenler, iktidardakiler, siyasi parti yöneticileri, mevki makam sahipleri çok dikkatli olup atacakları her adımda, yapacakları her icraatta kılı kırk yararak bin düşünüp bir yapmak zorundadırlar. “Milletimiz bizi affetsin, haklarını helal etsin” demek çare değildir.

Seçildiği siyasi partiden istifa edip başka yere giden siyasetçi de “Seçmenlerden özür diliyorum, haklarını helal etsinler” diyemez, dese de öyle toplu bir affetme, helalleşme seansı yoktur. Yüzbinlerce seçmenden tek tek af dilemenin imkânı da yoktur. Dolayısıyla kul hakkı büyük günah, siyaseten işlenen kul hakkı ise daha daha büyük günahtır.

Mesela, son günlerde gündemi çokça işgal ettiği için Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan’ın durumu…

Durumu çok vahim. Çünkü öncelikle kendisinin aday olup seçilmesini sağlayan ve bir bakıma velinimeti olan Mansur Yavaş’ın hakkını ödeyemez. Özarslan bir AKP bürokratı iken İYİ Parti’den siyasete atılıyor sonra Mansur Yavaş’ın kanatları altına girerek CHP’den Keçiören Büyükşehir Belediye Başkan adayı olup onun sayesinde seçiliyor. Mansur Yavaş yalnızca Ankara’da değil Türkiye çapında sevilen bir siyasetçi. Yıllardır siyasetteki gerginliklerden bıkan Türk Milleti, adı geçen Cumhurbaşkanları adayları arasında bu yüzden onu öne çıkarıyor. Mesela ben Keçiören’de oturuyorum ve bu bölgenin seçmeniyim. Mesut Özarslan seçimlere kadar buralarda bilinen, tanınan biri değildi. Seçilmesi tamamen Mansur Yavaş sayesinde oldu.

Gelinen noktada Mansur Yavaş’tan helallik alması mümkün değil. Belediye seçimlerinde Keçiören Belediyesi Başkanlığı için iki yüz elli bine yakın kişiden oy alınmış olmalı. O kadar kişiye haklarını helal ettirmesi ise hiç mümkün değil.

Her ne sebeple olduğu zamanla anlaşılacaktır da Mesut Özarslan’ın özellikle AKP’ye geçmek için çoktan beri nabız yokladığı, başta Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum olmak üzere bazı AKP’li Bakan ve bürokratlarla görüntü verip övücü sözler söylediğine şahit olmuştuk. Hatta bir defasında Cumhurbaşkanı’nı karşılamak için havaalanına gittiği, kendisini tanıtınca Cumhurbaşkanı tarafından ilgi gösterilmediği de konuşulmuştu.

Öyle anlaşılıyor ki son günlerde haber kanallarında sık sık gösterilen takım elbise ve kravatıyla yeşil çimler üzerinde yaptığı peşrevin provalarını çok önceden siyaset arenasında yapmış. Buna rağmen CHP’den istifa ediş sebebini Özgür Özel’le olan mesajlaşmalara bağlamaya çalışması hoş değil. Doğrusu Özgür Özel’in o ifadeleri de yanlış. Ah bu siyasetçiler ah!

“Öfkeyle kalkan zararla oturur” diye meşhur bir atasözümüz vardır. Bu söz her konuda geçerlidir de siyasette daha çok geçerliliği vardır.

Bağlı olduğu siyasi parti ile anlaşmazlığa düşen Belediye Başkanı ya da Milletvekilinin partisinden istifa edip başka bir siyasi partiye geçmesi doğru değildir. Seçildiği ilçe ya da ilde oy veren on binlerin, yüz binlerin, ülke çapında da milyonların hakkını gasp etmiş olur. Telafi edilemez bir anlaşmazlık varsa en doğrusu görevinden istifa etmesidir. Çünkü parti oylarıyla seçildiği makamda oturup kazandığı imkanlardan yararlanmaya devam etmesinin mevcut kanunlarda yeri varsa da etik olarak doğru değildir.

Dolayısıyla Siyasi Partiler Kanunu, Seçim Kanunu, Türk Ceza Kanunu ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında bu duruma cevaz veren maddeler yeniden düzenlenmeli, her ne sebeple olursa olsun parti değiştirme hakkı ortadan kaldırılmalıdır. Çünkü bu tamamen milli iradenin gasp edilmesi demektir, kul hakkına girer ve kul hakkı kanun maddeleriyle ortadan kaldırılamaz, kaldırılıp affedilmesi teklif dahi edilemez, edilmemelidir.

10 Şubat 2026

Osman OKTAY


Yorum bırakın