Önceleri şirin mi şirin olan Bağlum isimli bir belde vardı. 12 Kasım 2012 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanan ve 30 Mart 2014’te yapılan Mahalli Seçimlerle birlikte uygulamaya konan 6330 Sayılı Kanun’la büyükşehir belediyelerinin sınırları il mülki sınırı olarak belirlenip bu sınırlar içinde yer alan köylerin tüzel kişiliği kaldırılarak mahalleye dönüştürülünce ne şirinliği kaldı ne güzelliği! Burada yaşayanlar yurt çapındaki diğer örnekleri gibi artık “Köylü” değil “Şehirli olmuşlardı. Daha doğrusu bir akşam “Köylü” olarak yatıp sabah “Şehirli” olarak uyanıvermişlerdi.
Şehirli olmuşlardı da mahallesi oldukları şehirlerin belediyeleri buna hazırlıklı mıydı? Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki il sınırlarına bile yeterli hizmet götürmekten uzak olan belediyeler altyapısı olmayan, yol, su, elektrik, kanalizasyon şebekesi bulunmayan, olsa da şehirlerdekine uymayan bu yeni mahallelerine nasıl hizmet götürecek, her yere nasıl yetişecekti? Belediyelere birdenbire büyük bir yük yüklenmişti. Peki köy halkı bu duruma alışabilecek mi idi?
Her şeyden önce köy halkının demokratik temsil gücü azaldı. Devletle ilişkilerinde müstakil bir köy statüsünde belediyelik ya da muhtarlık olmanın avantajları vardı. Mahalle muhtarlığı ise sembolik hale gelmişti ve bir etkisi, yetkisi yoktu. Mahalle muhtarlıkları keşke kaldırılsa da devlete, millete yük olmasa!
Bizde köyler üretim merkezi, Atatürk’ün, “Milletin efendisi” olarak nitelendirdiği köylü de en büyük üretici idi. Köylü kendi gıda ihtiyacını büyük ölçüde karşılar, fazlasını da satarak çocuklarını okutur, oğlunu kızını evlendirirdi. İktidarın “Ben yaptım oldu” anlayışı ile yaptığı düzenleme işe çomak soktu.
Köylünün geçimini sağlayıp rızkını çıkardığı tarlaları şimdi beton bloklara, alışveriş merkezlerine dönüştü, dönüşüyor. Rantiyecilik işlerini çok iyi beceren para babaları ve bazı siyasiler köylülerin elindeki arazileri ucuza kapattılar. Ürettiği ürünlerle kıt kanaat geçinse de alıştığı, bildiği bir işi yaparak sade bir hayat yaşayan köylü, sattığı araziden eline geçen para ile şehir merkezinde ev almaya, becerebiliyorsa iş kurmaya çalıştı ama hazır paranın tez tükeneceğini düşünemediği için zor durumda kaldı. Meyveye, sebzeye, süte, yumurtaya para vermezken şimdi hazırdan yemeye başladı. Haliyle ev halkının ihtiyaçları da farklılaştığı için masraf üstüne masraf biniyor. Köyde akrabaları, komşuları ile sanki bir aile gibi idiler. Şehir merkezinde apartman hayatındaki resmiyete alışmaları mümkün değil, huzursuzluklar başladı.
Fazla detaya gerek yok. Keşke Üniversitelerimiz bu konuda etraflı araştırmalar yapıp ilgililere rapor etseler, lisans ve doktora öğrencilerine tezler hazırlatsalar!
“Delikli demir çıktı mertlik bozuldu” misali, 6330 Sayılı Yasa ile köyler mahalle yapılıp şehirlere bağlanmadan, Özelleştirmelerle insanlar şirketlerin insafına terk edilmeden derdimizi kolayca anlatıp çare bulabiliyorduk.
Artık biz de eskidik ama bizden öncekiler, dertlerini anlatacak kimse bulamayanlara “Git derdini Marko Paşa’ya anlat” derlerdi. Marko Paşa Rum asıllı bir hekim olup Sultan Abdülhamid’in de doktorluğunu yapan birisi imiş. Çok bilgili biri olmalı ki öyle bir deyimin çıkmasına da sebep olmuş. Ancak biz derdimizi anlatacak Marko Paşa bulamadığımız gibi ilgili birimlerden bir yetkili ile de muhatap olamıyoruz.
Bağlum’un imarı belediyelerin keyfine göre birkaç defa yapılıp bozulsa da sonunda tamamlandı gibi. “Gibi” diyorum her iş karmakarışık durumda. Belediyeler imar planına göre hizmet götürmekten çok uzak kaldılar. İmarlı olmasına rağmen açılmayan yollar var.
Elektrik, Doğalgaz özelleştirildi, işimiz keyfiliklere, adam kayırmacılığa, siyasi tercihlere ve şirketlerin, belediyelerin insafına bırakıldı. Elektrik, Doğalgaz, Kanalizasyon, Yol – Asfalt işleri, hatta elektrik bağlantıları için kazılan yolların tamiratını yaptırabilmek bile mesele haline gelince sokağımızın tamiratı için Turgut Altınok’un Belediye Başkanlığı döneminde tam 9 ay uğraşıp sonuç alamayınca Belediye’ye şunları yazmak zorunda kalmıştım: “Kış geçti, bahar geçti, yaz geçti, seçim geçti, Turgut gitti Mesut geldi. Geçen geçti, giden gitti, gelen geldi de sokağımız mesut olamadı!”
Bu sitem ikametimizin olduğu Ulugüney Sokak içindi. Gerçi Keçiören Belediyesi diyor ki “Orası Sokak değil cadde!” Bir zamanlar “Ulugüney Caddesi” olarak geçiyordu, doğru. Ancak üç – beş yıl önce Büyükşehir Belediyesi tarafından “Ulugüney Sokağı” diye tabelalar asıldı. Yani belediyeler daha bu sokak/cadde meselesini bile çözüme kavuşturamadılar.
Gelelim bu yazının doğrudan Büyükşehir Belediyesi’ni ve güven duyduğumuz Mansur Başkan’la ilgili asıl konusuna… Şimdiye kadar sabrettim. “Sabrettim” derken de 4 – 5 yıllık bir sabırdan söz ediyorum. Yani “Sabır taşı çatlamış” diyebilirsiniz.
Öncekileri galiba silmişim. Telefonumda Büyükşehir Belediyesi MAVİ MASA Whatsapp hattına 3 Ekim 2022’den itibaren yaptığım başvurularla eklerinde sunduğum görseller telefonumda duruyor. Defalarca Alo 153 Mavi Masa ve birkaç defa da Özel Kalem yolu ile başvuruda bulundum, tanıdığım Belediye Meclis üyelerine de ilettim. Her defasında anında cevaplar geldi: “Talebiniz ilgili birime/birimlere iletilmiştir!”
Bu “İlgili birimler” galiba Mars, Uranus, Jüpiter, Venüs gibi gezegenlerde faaliyet gösteriyor olmalı ki taleplerin ulaşması ve gereğinin yapılması mümkün olmuyor! Artık o kanaate vardım ki Ya Mansur Bey duruma hâkim değil ya da onu engelleyen bir ekip var.
Sözünü ettiğim belgeli müracaatlar daha çok Kavakderesi Caddesi ile ilgili. Bağlum Bağlar Mevkiine girişte imar planına göre genişçe bir cadde. Bu genişliğe rağmen ancak iki otomobilin geçebileceği kötü bir asfaltı var, Asfalt kenarında kalan en az bir o kadar genişlikteki alan mezbelelik halde duruyor. Caddenin kenarında kış aylarında ve bazen Haziran – Temmuz aylarına kadar akan bir kanal/derecik vardı ve yola taşmadan akar gider, bağlantı yollarına rastlayan bölümlerde de büzler içinden geçer giderdi. Yıllardan beri defalarca müracaat etmemize rağmen kanal temizlenmediği, büzlerin bakımı yapılmadığı için kış aylarında ve baharlardaki yağmurlu havalarda adı “Cadde” kendisi mezbelelik olan bu yer tamamen sularla kaplanıyor, yaya olarak geçemiyoruz. Arabalarımız da baştan aşağı çamurlu sularla pisleniyor.
Bu yazıyı yazmadan Büyükşehir Belediyesi Fen işlerini aradım. Orada bir yetkili ile görüşmek mümkün değil. Telefona çıkan sekreter “Ben not alayım “diyor ve ilgiliyi bağlamıyor, bağlasa da cevap veren olmuyor. Uzatmaya gerek yok. Durum budur Sayın Mansur Başkan.
Bu yazı yayınlandıktan sonra da İnşaallah “İlgili birimlere aktarıldı” diye bir cevap almayız ve yarın Kavakderesi Caddesi’ne indiğimiz zaman hummalı bir çalışma görürüz.
06 Şubat 2026
Osman OKTAY
