Özellikle “Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi” adı verilen acayip yönetim sistemine geçildikten sonra en çok tartışılan konulardan biri de Milletvekilliği. Bu sistemde “Milletvekilliğinin hiçbir önemi ve özelliği kalmadığını” söyleyenler var ki aynı kanaatteyim. Milletvekili maaşları ve onlara tanınan olağanüstü haklarla ayrıcalıkların “Milletimizin sırtında yük olduğu” söyleniyor ki ona da katılıyorum. Sayıları, maaşları, sosyal hakları, davranışları, millet iradesini hiçe sayıp partiden partiye geçişleri, menfaat karşılığı transfer oluşları, harcırahları, nerede ise sınırsız sağlık harcamaları, ballı maaşlarının üstüne bir de kaymaklı emeklilik diye uzayıp giden adil ve ahlaki olmayan, insan haklarına aykırı uygulamalar zinciri.
Biliyorum; şimdi kızacaklar, bin bir türlü mazeret üretip ne büyük işler yaptıklarını, neler yaşadıklarını anlatmaya çalışacaklar. Zaten her vesile ile bunu fazlasıyla yapıp kendilerini acındırıyorlar. Oysa, “Mademki Milletvekiliyiz; bugün, bu ay, bu yıl, bu dönem millet için ne yaptık” diye kendilerini sorgulamaları, “Milletin sırtından geçinip bunca haktan faydalanıyoruz da bunu hak ediyor muyuz” diye düşünmeleri gerekmez mi?
Parlamenter Sistem’de Milletvekilliğinin bir önemi, etkisi, işe yararlılığı vardı. Önerge vererek, Kanun teklifinde bulunarak sonuç alabiliyorlardı. Şimdi uygulanmakta olan “Partili Cumhurbaşkanlığı” denen sistemde ise Cumhurbaşkanı seçilen kişinin partisi tek başına, ittifak ortağı ya da ortakları ile birlikte Milletvekili çoğunluğunu sağlamışsa ki zaten öyle oluyor; yalnızca muhalefet Milletvekillerinin değil, iktidar milletvekillerinin de bir önemi kalmıyor.
Bütçe başta olmak üzere devleti, milleti ilgilendiren hemen her konu, her karar Cumhurbaşkanlığında oluşturulan ekip tarafından hazırlanıp TBMM’ye gönderiliyor, muhalefettekiler orada laf olsun torba dolsun kabilinden esip gürleyerek kendi kendilerini tatmin ediyor, iş oylamaya gelince de günümüzde artık klasikleştiği üzere “AKP ve MHP oylarıyla kabul” ya da “red” ediliyor. Yarın bir değişim oldu diyelim bu defa da mesela “CHP ve bilmem hangi partinin oylarıyla kabul” ya da “red” edilecek.
Kısacası ve açıkçası bu sistemde Milletvekilliğinin “Al gülüm ver gülüm” muhabbetinden öte bir işi, görevi yok. Yalnızca “Âdet yerini bulsun” diye göstermelik bir oylama yapılıyor, tartışmalar oluyor, tabir yerinde ise böylece milletin “gazı” da alınıyor ve sonunda nasıl olsa gelen geçiyor.
Daha sağlıklı ve istikrarlı bir Türkiye için önerilerim:
Yönetimde tam demokrasi esastır, bunun sağlanabilmesinin yolu da Parlamenter Sistem’dir. Geçmiş tecrübelerin ışığında yeni düzenlemeler yapılarak mutlaka bu yola girmek zorundayız.
Milletvekili sayısının 600 olmasına hiç ama hiç gerek yok. Her ilin mesela en az 2 Milletvekili olmalı, nüfus yoğunluğuna göre sayı arttırılmalı ama bir de tavan sayısı belirlenerek Türkiye’nin toplam Milletvekili sayısı kesinlikle 400’ü geçmemeli. Bu sistemden vazgeçilip yeni düzenlemelerle Parlamenter sisteme geçilse de Milletvekili sayısı yine arttırılmamalıdır.
Milletvekilliği meslek değildir. Emeklilik belli şartları yerine getirerek meslekte belli hizmet süresini dolduranlara verilen bir hak olduğuna göre “Milletvekili Emekliliği” diye bir kavram, bir uygulama olmamalıdır. Milletvekili olan kişi önceden hangi mesleği yapıyor idiyse Milletvekilliği döneminde de onun primlerini ödeyerek sonunda asıl mesleği üzerinden emekli olmalı, buna göre düzenleme yapılmalıdır.
Önceki mesleğinden emekli olup Milletvekili olan ya da Milletvekili iken emekli olmaya hak kazandıktan sonra tekrar Milletvekili olan kişinin emekli maaşı dondurulup hem Milletvekilliği hem de emekli maaşı almasının önüne geçilmelidir. Şöyle ki:
Ocak 2026 itibariyle Milletvekilliği maaşı 273.196 TL, Emekli Milletvekilliği maaşı 177.658 TL oldu. Dolayısıyla bu durumda olan bir Milletvekili toplam 450.854 (Dört yüz elli bin sekiz yüz elli dört) TL maaş alıyor. TBMM’deki Milletvekillerinin çoğu bu durumda. Çünkü onlara tanınan olağanüstü haklarla ballı maaşların dışında üstüne kaymaklı emeklilik hakları da var. Bu uygulama insan haklarına, eşitlik ilkelerine, ahlak kurallarına aykırıdır. Hukuka ya da kitabına uydurulmuş olsa da kabul edilebilir bir yanı yoktur.
Asgari ücretin 28.075, en düşük emekli maaşının 20.000 TL olduğunu düşünerek bir kıyaslama yapınca durumun vahameti, garabeti, insan haklarına taban tabana zıt olduğu zaten ortaya çıkıyor.
Üstelik iktidar milletvekilleri bu konuda oldukça pervasız, oldukça duyarsız, vurdumduymaz ve hatta yüzsüz! En son AKP Tekirdağ Milletvekili ile oradaki yerel gazetecilerin konuşmalarının videoları yayınlandı. Asıl mesleği köftecilik olan ve sahibi olduğu firmada yüz yetmiş gram köfteyi 450 TL’ye satan kişi, TBMM lokantasında toplam maliyeti 200 lirayı bile bulmayan 4 porsiyonluk yemek fiyatını pahalı buluyor ve aldığı 450.854 TL maaşın yetmediğini söyleyebiliyor. Onu dinleyince Nasreddin Hoca fıkrası aklıma geldi.
Hoca eşraftan birinin davetine katılır. Ortaya bir hoşaf konmuştur. Hocanın elinde küçük bir kaşık, davet sahibinin elinde de kepçeye benzer büyükçe bir kaşık vardır. Davet sahibi o koca kaşığı daldırıp daldırıp suyunu akıtarak ağzına götürür ve her seferinde de “Oo oh, öldüm” der. Hoca bir bakar, iki bakar da dayanamayıp lafını yapıştırır: “Ver şu kepçeyi de biraz da biz ölelim be adam!”
“Tok açın halinden anlamaz” dedikleri bu olsa gerek. Millet açlığından ölse bile haberleri olmayacak olanlar o imkanlarından vaz geçip milletin sesine kulak verseler de millet biraz da onlar gibi ölmenin tadına varsa!
AKP’nin, yine 450.854 TL maaş alan etkili ve yetkili bir de kadın Milletvekili var malum. Kendileri eşimin hemşerisi olur ama, tavırlarını sevmediği için “Hemşerisi olduğum için utanıyorum” diyor. O da TBMM çatısı altında, “Akrabalarınızı sınavsız işe almaktan utanmıyor musunuz” diye sorulunca, “Utanmıyoruz, yaptıklarımızla gurur duyuyoruz” diyebilmiş, sonra da “Biz garibanların oyunu alıyoruz” diyerek adeta dalga geçmişti. Bu lafları duyan bir genç kızın, “Onun yüzünden şu başörtümü çıkarıp atasım geliyor” dediğinden söz edenler de oldu. Başımıza daha neler gelecek/getirecekler bakalım!
Fakirliği öven siyasilere, tarikat şeyhlerine, Hoca Efendilere bakıyorsunuz, hemen hepsi de bir eli yağda bir eli balda olan kişiler. Milletin çocuklarını İmam Hatip Liselerine yönlendiren ve adeta buna mecbur bırakanlara bakıyorsunuz, kendi çocukları kolejlerde, yabancıların okullarında ya da yurt dışında okuyorlar.
Nereden bakılırsa bakılsın bir tezatlar ülkesinde yaşıyoruz. Milletten kopuk siyaset, milletten kopuk Milletvekilliği, milletten kopuk dindarlık olmaz, olmamalıdır.
Son söz: Milletvekilliği bir meslek değildir, emekliliği olmamalı hem Milletvekilliği hem de Milletvekili emekliliği maaşı uygulamasına derhal son verilmelidir.
30 Ocak 2026
Osman OKTAY
