Türkiye, Suriye’deki terör koridorunu ortadan kaldırmak için 9 Ekim 2019’da Barış Pınarı Harekâtı’nı başlatınca Trump, Erdoğan’a hâlâ otelinde sergilediği o hakaret dolu mektubu yazıp, “ateşkes” istedi. Erdoğan, “Kesinlikle ateşkes ilân etmeyeceğiz, PKK/YPG’yle müzakereye oturmayacağız” resti çekti.
Trump mektubun ardından iki Mike’ı, o dönemki yardımcısı Pence ile Dışişleri Bakanı Pompeo’yu Ankara’ya gönderdi. Saatler süren müzakerelerden sonra ABD’nin “ateşkes”, Türkiye’nin “operasyona ara verme” dediği anlaşma kapsamında; TSK’nın harekâtı durdurması, PKK/YPG’nin de 5 gün/120 saat içinde Suriye’nin kuzeydoğusundan 32 kilometre güneye çekilmesinin kararlaştırıldığı açıklandı.
O anlaşmaya uyuldu mu? Hayır. Aksine PKK/YPG/SDG “Rojava-Batı Kürdistan”da devletleşti ve birçok ülkede bu sözde yönetimin temsilcilikleri açıldı. Teröristler, Colani-Şara devrimiyle birlikte ise yeniden Fırat’ın batısına, hatta Halep’e yerleşti.
Evet bugün de Colani-Şara ile Suriye PKK’sı arasındaki anlaşmaları ve ateşkesleri konuşuyoruz. 10 ay önce 10 Mart’ta ilk entegrasyon anlaşması imzalandığında iktidar medyası, “YPG teslim oldu” manşetleri atmıştı.
Ancak söyledikleri olmadı, PKK/YPG/SDG 9 ay top çevirdi. Bunun üzerine Şam yönetimi Halep’ten başlayarak, Fırat’ın batısından malûm adresi kuzeydoğuya göndermek üzere operasyonlar düzenledi. Sonuçta 18 Ocak’ta Colani-Şara, SDG ile bir anlaşma yapıldığını duyurdu.
İktidar medyası bu anlaşma üzerine de şu manşetleri attı:
“SDG diz çöktü, Şara tek lider… Terör örgütü PKK/YPG için yolun sonu… Terör örgütü pes etti… Bir günde pes ettiler… YPG teslim oldu… SDG zorla yola geldi.”
Yazarlar; “SDG/YPG beyaz bayrağı çekti… Sonraki aşama İsrail; Golan’da, Kudüs’te görüşürüz… Şah-mat: Sıra Kandil’e geldi.” gibi yorumlar yaptı.
10 Mart anlaşmasında temkinli bir dil kullanan Erdoğan bile bu defa; harekâtın ateşkes ve tam entegrasyonla sonuçlandığını, bölgemizde terörün devrinin tamamen kapandığını belirterek Colani-Şara’yı kutladı.
Ama dijital imzanın mürekkebi bile kurumadan SDG elebaşısı Mazlum Kobani, anlaşmayı tanımadığını bildirdi, çatışmalar yeniden başladı.
TOM BARRACK BİZE LAZIMMIŞ
Bunun üzerine Trump’ın sömürge valisi Tom Barrack, “İsrail’in Suriye politikasıyla uygun adım yürüyen” Barzanilerle birlikte Mazlum Kobani ile toplantı yaptı. Barzaniler, “yaşananların Rojava’daki Kürtlere zarar vermesinin hiçbir şekilde kabul edilemez olduğunu” belirterek, “ateşkes ve barış” ile birlikte, “Kürtlerin ve tüm bileşenlerin haklarının korunup Suriye anayasasında güvence altına alınmasını” istedi.
Nihayetinde önce gün itibarıyla bu defa Haseki için 4 günlük bir ateşkes anlaşması imzalandı. Anlaşma kapsamında da; Mazlum Kobani’nin Savunma Bakan Yardımcılığı ve Haseke Valiliği için aday önereceği, Suriye Halk Meclis’inde temsil edilecek isimler ile devlet kurumlarında görev alacak kişilerin listesinin sunulacağı, askeri birliklerin Kürt köylerine girmeyeceği, Colani-Şara’nın Kürtlerin dilsel, kültürel ve vatandaşlık haklarını düzenleyen 13 sayılı kararnamenin uygulanacağı, Kamışlı ile Haseke’nin barışçıl bir şekilde Şam yönetimine dahil edilmesine ilişkin takvim ve detayların daha sonra müzakere edileceği açıklandı.
Abdülkadir Selvi’nin, “Bize lâzım” diye takdir ettiği sömürge valisi Tom Barrack da, Colani-Şara yönetiminin IŞİD’le mücadeleyi üstlenmesi sebebiyle artık SDG’nin bu konudaki işlevinin büyük ölçüde sona erdiğini vurgularken, “SDG savaşçılarının” durumunun tartışmalı konulardan biri olmaya devam etse de anlaşmanın “SDG’nin sahip olduğu yarı özerkliğin çok ötesinde yönetimde yer alma imkânı sunduğunu” söyledi.
TRUMP PKK/SDG’Yİ SATTI MI?
Tüm bu süreçte MHP Lideri Bahçeli dahil birçok isim Trump’ın PKK/SDG’yi sattığını öne sürdü.
“Sattı” denilen adamın, 2026 bütçesinden PKK/SDG’ye pay ayırdığını, 15 Ocak’ta Rojava’ya “2026’nın en büyük konvoyu” olarak nitelendirilen 76 araçlık askeri ve lojistik yardım gönderdiğini unutalım; Trump bu, “aslan gelecek yerden tavuk esirgemez” satar mı, satar!..
Türkiye’den isteyecekleri, Barzanilerin yeniden başrole çıkarılması bir yana; şayet Colani-Şara Hamas’la mücadele, İbrahim anlaşmasını imzalama, Golan Tepelerinin işgâlini kabul etme gibi İsrail-ABD’nin taleplerini harfiyen yerine getirecekse, PKK/SDG’ye ne hacet?!
Zaten Colani’nin ABD tarafından ve İngiltere merkezli bir sivil toplum kuruluşunun yürüttüğü inisiyatifle “siyasete kazandırıldığı”, keza “Colani’nin yükselişinin 2018’de Trump tarafından atılan bir adımla güvence altına alındığı” açıklanmadı mı? Colani’yi her fırsatta öven Trump, son olarak önceki gün de, “Öylesi bir yerde temiz bir çocuğu göreve getirip bir şeyler başarmasını bekleyemezdiniz.” demedi mi?
HANGİSİ MODEL OLACAK: SURİYE Mİ TÜRKİYE Mİ?
Malûm, Colani-Şara 16 Ocak’ta yayımladığı bir kararname ile Kürt kimliğini tanıyıp, Kürtçe’yi ulusal dil olarak kabul etti.
Yeni PKK açılımının mimarı Devlet Bahçeli de bundan iki gün sonra yaptığı açıklamayla; “Suriye vatandaşlığı kavramını güçlendireceği” gerekçesiyle Colani-Şara’nın bu kararnamesini desteklerken, yeni anayasanın Suriye’de yaşayan etnik ve dini her kesimi esas alan bir nitelik taşımasını, ayrıca “Başkanlık sistemi temelinde bir hükümet yapısı inşa edilmesini” istedi.
Aynı açıklamasında Bahçeli, bir yandan “SDG terör örgütüdür, Suriye Kürtlerinin temsilcisi değildir” derken, öte yandan “SDG ve türevlerinin tamamen feshedilip Suriye devlet kurumlarına geri dönüşü olmayacak biçimde entegre edilmesi” talebinde de bulundu.
Bahçeli’nin “Suriye vatandaşlığı, Kürtçe eğitim, tüm etnik ve dini kesimlerin anayasal güvenceye alınmasına” ilişkin sözleri özellikle Türkiye bağlamında tartışıldı, tartışılıyor. Biz de “başkanlık sistemi” önerisi üzerinden bir hatırlatma yapalım.
Geçtiğimiz Temmuz’da Türkiye için “Alevi ve Kürt Cumhurbaşkanı yardımcılığı” projesini dillendirmişti.
Bunu evvela Suriye’ye uyarlayalım:
Sözde Rojava özerk yönetiminin dış ilişkiler eşbaşkanı İlham Ahmed, Eylül’deki pazarlıklarda, teröristbaşı Mazlum Kobani’nin veya SDG’den başka bir subayın Savunma Bakanı veya Genelkurmay Başkanı olmasının teklif edildiğini öne sürmüştü.
İster misiniz; Bahçeli’nin hem “terörist” deyip hem Suriye yönetimine entegre edilmesini önerdiği, Türkiye’de bir çok eyleme imza atan Mazlum Kobani veya bir başka SDG’li önce Savunma Bakanı ya da Genelkurmay Başkanı, başkanlık sistemine geçildikten sonra ise “Kürtlerin temsilcisi” olarak başkan yardımcılığına getirilsin?!
Türkiye’ye dönersek;
Yeni süreçte adeta Kürt kökenli vatandaşlarımızın temsilcisi konumuna getirildikten sonra artık Bahçeli’nin bile PKK/YPG/SDG ve DEM üzerinde hiçbir etkisinin olmadığını kabullendiği, ama “kurucu önderlik” demekten vazgeçmediği İmralı’daki teröristbaşı, 2013’teki açılımda şunları söylemişti:
“Kim Kürtlerin güvenliğini sağlayacak? Genel güvenlikte Kürtlerin temsilcisi olacak mı? Mesela bir MİT Müsteşar Yardımcısı Kürt hareketinden olabilir mi? Seçimle işbaşına gelen bir köy güvenlik birimi mesela. Belediyelere bağlı trafik polisi, zabıta, bekçi gibi… Yasalar çıkarsa ikinci aşama bitmiş olur… Proje yasalaşırsa normalleşme aşamasına geçilir. İçeride, dışarıda kimse kalmaz. Öyle genel af olmayabilir. Meclis bir yolunu bulmak zorundadır. Yönetici-militan ayrımı yapmadan bir yolunu bulmak zorunda.”
Türkiye’deki ve Suriye’deki süreçlerin birbirine paralel yürüdüğü/yürüyeceği vurgulandığına göre; biz de şunu soralım:
Terör örgütünün “entegrasyonu” projesi ilk Suriye’de uygulanacak, sonra Türkiye’ye “model” mi yapılacak yoksa her iki ülkede eşzamanlı mı uygulanacak?!
22 Ocak 2026
Müyesser YILDIZ
KAYNAK: https://12punto.com.tr/
