“Terörsüz Türkiye” diye yola çıkılıp teröristlere ve TBMM’deki siyasi uzantılarına taviz üstüne taviz verildiği, Suriye’de değişim rüzgarları estirilip Türkiye’mizin, Türk Milleti’nin baş belası olan terör örgütü unsurlarının çaresiz kaldıklarının söylendiği bir sırada tam da sınırımızda şanlı bayrağımıza saldırıldı.

Benzer bir olay 1996 yılında Kıbrıs’ta meydana gelmiş, Hasan Kundakçı Paşa “Vur emri” vererek bayrağımıza uzanan “Namahrem eli” tek kurşunla yere serdirmişti. Gelin görün ki terör örgütünün Türkiye’deki siyasi uzantılarının kasıtlı olarak Suriye ile olan sınır noktamızdaki Nusaybin’de yapmaya kalktıkları Grup Toplantısı sonrasında aşağılık nankörler şanlı Türk Bayrağı’na saldırdılar. İnsanlar haklı olarak orada da bir Hasan Kundakçı Paşa’yı, onun gibi yürekli bir Emniyet Müdürü’nü aradı.

Ben o haberi duyunca hemen şu paylaşımı yaptım:

“Nusaybin’de Türk Bayrağına yapılan saldırı bir defa daha göstermiştir ki bu geceden tezi yok, Türk Askeri Aynel Arab’a girmelidir.”

Çünkü teröre, teröriste ve siyasi uzantılarına anladıkları dilden konuşmadıktan sonra ıslah olmaları mümkün değildir. DEM Parti, 20 Ocak 2026 tarihli Grup Toplantısını TBMM’deki grup salonları yerine Nusaybin’de yaptı. Maksatları çok açıktı: Suriye’de köşeye sıkışmış görünen eli silahlı temsilcilerine ve Türkiye için devamlı bir tehdit olarak ellerinde tutmaya çalıştıkları Aynel Arap, ya da koydukları uydurma adla Kobani’ye destek olmak!

Biz Türk Milleti’nin fertleri olarak elbette gereğinin hemen yapılmasını isteriz, isteyebiliriz. Niyeti kötü olanlar bunca tavize, devletimizin, milletimizin nimetlerinden herkesten çok faydalanıyor olmalarına rağmen her fırsatta kuyumuzu kazmaya çalışıyorlarsa yanaklarını okşayarak, taviz üstüne taviz vererek, suçlarını, hakaretlerini görmezden gelerek yola getirmek mümkün değildir.

Bayrak bir milletin, devletin sembolüdür. Ona uzanan eller derhal ve anında kırılmalıdır.

Bayrağın bir millet, bir devlet için ne ifade ettiğini biz kelimelerle anlatamayız. Ancak büyük şairimiz Arif Nihat Asya Bayrak şiirinde onu çok güzel anlatmıştı. Fazla söze gerek yok, işte o şiir ve sonra diyeceklerimiz var:

“Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,
Işık ışık, dalga dalga bayrağım!
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.

Sana benim gözümle bakmayanın
Mezarını kazacağım.
Seni selâmlamadan uçan kuşun
Yuvasını bozacağım.

Dalgalandığın yerde ne korku ne keder…
Gölgende bana da bana da yer ver.
Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar:
Yurda ay yıldızının ışığı yeter.

Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün
Kızıllığında ısındık;
Dağlardan çöllere düştüğümüz gün
Gölgene sığındık.

Ey şimdi süzgün, rüzgârlarda dalgalı;
Barışın güvercini, savaşın kartalı
Yüksek yerlerde açan çiçeğim
Senin altında doğdum
Senin altında öleceğim.

Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim:
Yer yüzünde yer beğen!
Nereye dikilmek istersen,
Söyle, seni oraya dikeyim!”

1996 yılında Kıbrıs’ta, 2026 yılı başlarında da Nusaybin’de bayrağımıza uzanan ellerin ve hain kafaların yaptıkları “provokasyon” olarak, “Gereği yapılacaktır”, “En ağır şekilde cezalandırılacaktır” gibi laf salataları ile geçiştirilemez.

Her iki olayı, Bayrak şiirini bir daha, bir daha okuyarak yeniden değerlendirmek zorundayız. Türk Bayrağı’nın gölgesinde rahat yaşayıp dururken nankörlükle o bayrağa saldıranlar, saldırtanlar da bu şiiri okuyup bir değil bin defa düşünmelidirler. Bir sözüm de bu güzel ve anlamlı şiirin son dörtlüğünü ders kitaplarından çıkarma gafletine düşenlere olsun:

Şimdi anladınız mı bayrağın, Türk Bayrağı’nın kıymetini? O bizim baş tacımızdır.

Elbette nereye dikilmek, nerede dalgalanmak isterse oraya dikeriz ve saygı duymayanlardan
hesabını sorarız, sormalıyız. Çünkü bir millet, bir devlet bayraksız olmaz, olamaz. Milli birlik
ve beraberlikten kopup macera arayanların sonu tarih boyunca hep hüsran olmuştur, yine öyle
olacaktır. Onun için “Hep birlikte Türk Milleti’yiz” diyerek Türk Bayrağı altında toplanıp geleceğe koşmak zorundayız.

Sözü yine şiire, Arif Nihat Asya’nın “Bayraksız Olamam” isimli bir başka şiirinde geçen

son mısralara bırakalım:

“Konaksız, saraysız;
Evsiz, yuvasız, köysüz
Kalabilirim
Sevdiklerim gidebilir,

Sevenlerim ihanet edebilir
Her şeysiz kalabilirim, her şeysiz olabilirim
Bayraksız olamam,
Bayraksız olamam!”

22 Ocak 2026

Osman OKTAY


Yorum bırakın