Türk olmanın sevinci, Türk Dünyası gururu, Turan sevdası dört bir yandaki gönülleri tutuşturmuştur.

Gençler Türk olmanın sevincini yaşıyorlar. Coşkusu da diyebiliriz. Türk olmanın coşkusunu duyuyorlar. Çeşitli sosyal mecralara girip Göktürk veya Bozkurt yazarak bunu görebilirsiniz. Göktürk giyimli, zırhlı ve tolgalı erler atlara binmiş dörtnala gidiyorlar. Gözlerinden ışık saçan bozkurtlar uluyorlar ve onlara yol gösteriyorlar.

Göktürkler her ne kadar kendilerine Türk diyorlarsa da Göktürk sözü yayılmış ve sevilmiştir. Çünkü gök sözünde semavi bir kutsallık vardır ve Göktürk deyince bu semavi kutsallığı hissederiz. İstemi, İlteriş ve Bilge kağanlar, Tunyukuklar, Költiginler sanki gökten inmiş semavi kahramanlardır.

Kürşat, Bumın soyundandır ve o da gökten inmiştir. Bilge Kağan öyle söylemiyor muydu? Tengri teg tengride bolmış Türk Bilge Kagan… “Semavi Tanrı’dan olmuş Türk Bilge Kağan…” Öyleyse Kürşat’ın kırk çerisi de semavidir, başbuğlarıyla birlikte kızıl kanlarını Vey suyuna akıtıp Tanrı Dağı’na yükselmişlerdir.

Türk olmanın sevinci, Göktürk, Bozkurt, Kürşat imgelerinde coşuyor. Gençler dört nala at koşturan Göktürk erlerine âdeta hatiften gelen ezgiler bindiriyorlar. Atsız kelimesini yazıp sosyal ortamlara girince benzer görüntüler ve ezgilerle karşılaşıyorsunuz. Atsız’ın nice şiiri bestelenmiş. Borular çalınıyor, davullar güm güm vuruluyor.

Bütün bunlar belki de yapay zekânın eseri. Fakat onunla da uğraşan ve yapay zekâya bu işleri yaptıran yine genç Türkler.

Önümüzde bozkırlara ve taygalara doğru uzanıp duran Türk Dünyası da gençlerimizi heyecanlandırıyor. Bakü’ye, Aşkabat’a, Semerkant’a, Bişkek’e, Almatı’ya, Turfan’a, Kazan’a ulaşıyorlar. Oralardan da karşılık buluyorlar. Bakü’den bir ses geliyor “Darağacı selam!” diye. Almatı’dan Turan ansamblı sesleniyor. “Birigingder, birigingder!” (Birleşiniz) diyorlar bütün Türklere. Kâşgar’dan Abdürrahim Heyit “Uçraşkanda (karşılaşınca)” diye sesleniyor. Ufa’dan bir çıtı pıtı kız çıktı Ay Yula adlı, “Humay / Umay” diyerek hepimizin yüreğini sarsıyor. Bahçesaray’dan Gaspıralı’nın ruhu “Dilde, fikirde, işte birlik!” diyerek hedefimizi içimize sindiriyor. Kosova’da da Sultan Murad’ın ruhu mu uçuşuyor ne?

Güney Azerbaycan sessiz. Tebriz ihtiyat içinde bekliyor. Fakat orada ne gizli güçler var biliyor musunuz? “Heydar Baba, ildırımlar şahanda / Seller sular şaggıldayıp ahanda” diye Savalan Dağı’nın doruklarından seslenen Şehriyar var. Dede Korkut dilinden seslenen Bulut Karaçorlu Sehend var. İri sazlarını boyunlarına asıp Köroğlu söyleyen, Gilenar söyleyen âşıklar var. “Ergenekon’dan doğduk / Takkırı tukkuru çaptırı çupturu / Çapa çapa geldik biz.” diye atları kişnetip haykıran Araz Elses var. Otuz milyonu aşkın, Kaşkaylarla, Türkmenlerle birlikte kırk milyona yakın Türk var. Ozanlar Tebriz’den, Erdebil’den Köroğlu diyerek saza vuruyorlar, Şiraz’ın çevresindeki Kaşkay yurdundan, Türkmen sahra’dan, Günbed’den “misri gılıc” diye ses geliyor.

Atatürk, okuduğu bir Fransızca eserde hangi cümlenin altını çizmiş, biliyor musunuz? “Belki de hiçbir şey, Helenlere, Homer’in şiiri kadar katkıda bulunmuş değildir.”

Türk olmanın sevinci, Türk Dünyası gururu, Turan sevdası dört bir yandaki gönülleri tutuşturmuştur. İzmir’in dağlarında çiçekler açıyor, Mustafa Kemal’in adı mücevher taşa yazılıyor, “Türk’e durmak yaraşmaz, Türk önde, Türk ileri!” diye haykıran nice “üstün başlar” kötülüğü boğmak için haykırıyor. Ya Harbiyeliler: “Yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadıyız / Tufanları gösteren tarihlerin yâdıyız / Kanla, irfanla kurduk biz bu Cumhuriyeti / Cehennemler kudursa ölmez nigâhbanıyız.”

“Ne mutlu Türk’üm diyene!” demekte haksız mıyız?

18 Ocak 2026

Ahmet B. ERCİLASUN

KAYNAK: https://yenicaggazetesi.com.tr/


Yorum bırakın