Olmuyor işte, olmuyor! Ne kadar uğraşsam ne kadar kaçsam da olmuyor; ben gayret etsem de
Diyanet’i yönetenler ne yapıp edip malzeme vererek yazı yazmamı başarıyorlar. Aslında “Söylesem tesiri yok söylemesem gönül razı değil” misali yazsam onlara bir tesiri olmuyor, yazmasam vicdanım sızlıyor ama vicdanımı rahatlatmak için yazmam gerekiyor.
Çok sabrettim. Adeta siyasi figür gibi davranan bir önceki Diyanet İşleri Başkanı’ndan sonra
bekleyip görmeye çalıştım.
Bakalım yeni Başkan ne yapacak, neleri değiştirecek, siyasetten ne kadar uzak duracaktı! İlk uygulamalar, ilk izlenimler de fena değil gibi idi. Ama o da ne?
Önümüze şöyle bir haber düştü:
“Vergiyle Lüks İbadet: Halkın Parası 5 Yıldızlı Otellere Aktı!..”
Hayret ki ne hayret! “Vergi ile ibadet” nasıl olurmuş ki diye haberi okumaya başlayınca iyice şaşkına döndük:
“2025 yılı Kasım ayında Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) il ve ilçe temsilcilerinden oluşan 1.400 kişilik bir kafile, umre adı altında lüks bir seyahate çıkarıldı. Mekke ve Medine’deki tüm
ulaşım giderleri ile 5 yıldızlı otellerde yapılan konaklamaların bedeli, halkın vergileriyle finanse
edilen Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından ödendi.”
Adı geçen vakfın yönetiminde kimlerin olduğunu sanırım bilmeyen yok. Haberde bu olağanüstü
umre turu için ödenen paranın da 40 milyon, yanlış okumadınız, kırk milyon TL olduğu yazılıyordu.
Fesuphanallah!
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçesi nereden karşılanıyor?
Devletten yani hazinemizden yani beytülmalden. Hadi Türkiye Diyanet Vakfı’ndan karşılanmış olsun. Onun parası nereden geliyor? Milletten; senden, benden, hepimizden. Hani, “Yörük sırtından kurban kesmek” diye bir tabir vardır ya, onun gibi bir şey.
Âdettendir, her haber bir şekilde tevil edilir, “şöyle idi de böyle idi de oradan değil şuradan karşılandı idi de” diye uzayıp giden cümleler kurulur.
Konu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de gündeme getirildi. Yeni Yol Partisi Grup Başkan
Vekili Selçuk Özdağ ve CHP Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel ayrı ayrı önergeler vererek Diyanet’in bağlı olduğu Cumhurbaşkanlığından cevap istediler. Ancak ne ses var ne seda. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz herhalde Diyanetten gelecek “yalanlama” ya da kılıfına uydurulacak bir cevabı bekliyor. Yalnız, olur olmaz konularda hemen devreye girip yalanlama bürosu gibi çalışan Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nden de ses çıkmadığına göre haberin tevil edilecek bir noktası olmadığı anlaşılıyor.
Ancak bir konu tevil edilse bile teyit edilmesi de gerekir. Hele de araştırmacı gazeteci iseniz bunu mutlaka yapmalısınız. Hemen bu haberin doğruluğunu araştırmaya başladım. Başlamaz olaydım, moralim iyice bozuldu. Bir cevap, bir açıklama gelmesi için üç günlük bekleme süresi de geçince artık bu okkalı yazıyı yazıyorum.
Bazı gençlerin ödüllendirilip umreye götürüldüğünü duyuyorduk. Aşırıya kaçmamak, torpil, yandaş, candaş işi araya girmeden yapılmışsa, yapılıyorsa diyelim ki olabilir. Çünkü su götürür tarafı vardır ama o da ancak sembolik olarak yapılmalıdır. Kaldı ki siyasetten, bürokrasiden, gazeteci, sanatçı taifesinden umreye, hacca götürülüp ağırlananları da duyuyoruz, hatta biliyoruz. İşte bu olmaz,
olmamalıdır.
Konuyu araştırırken öğrendim ki Diyanet Roman vatandaşlardan bilmem kaç kişilik grubu da
umreye götürmüşmüş. Roman vatandaşlar bu işe niyetli mi? Dini vecibelerle araları nasıl, Mekke ve Medine’de ne yaptılar, kalpleri ısındı mı, döndükten sonra durum nedir? Onlar hangi siyasete göre hangi siyasinin emri ya da ricası üzerine götürüldüler?
Hepsi muamma ama gerçek olan bir şey var. Tam da Kabe’nin yanında Suud polisine kafa atan Roman vatandaş az daha hapsi boylayacakmış da Diyanet yetkilileri araya girip nasıl dil döküp nasıl anlattılarsa kurtarmayı başarmışlar. Değilse orada hapse girenin kolay kolay paçayı kurtaramadığını herkes biliyor.
Hani, Peygamber Efendimizin önde gelen sahabelerinden olup O’nun sadeliğini, mütevazılığını yakından bilen Ebu Zer hazretleri Muaviye’nin ihtişamlı sarayını görünce, “Ey Muaviye! Bu sarayı kendi paranla yaptırdıysan israftır, halkın parası ile yaptırdıysan haramdır” demiş ya, biz de ondan cesaret alarak soruyoruz:
Ey Diyanet’i yönetenler! Bu grubu kendi paranızdan harcayarak götürüp ağırlamanız
mümkün değil de bütçeden alınan paylardan ya da Diyanet vakfının gelirlerinden karşıladıysanız
haramdır, günahtır, yazıktır, vebali taşıyamayacağınız kadar büyüktür, ağırdır.
Ey Diyanet’i yönetenler! Bazı dernek, vakıf ve benzerlerine, bazı torpilli şahıs ve gruplara böyle uygulamalar yapmanız israftır, beytülmale zarar vermektir. Malum, israf da zaten haramdır; beytülmale zarar vermek ise katmerli ya da anlayacağınız dilden söyleyecek olursak şeddeli haramdır.
Diyanet Türkiye’de Fetva Makamıdır ama anlaşılan o ki Diyanet’i yönetenlerin de fetvaya
ihtiyaçları var. Acizane o fetvayı verelim.
Şöyle ki:
Dinimize göre Hac ve Umre malla, bedenle yapılacak/yapılabilecek bir ibadettir. Yani
kişiler sağlıklı iseler ve çoluk çocuğun rızkını sağlayacak parayı ayırabiliyorlarsa bu ibadet ancak o zaman farz olur.
Bir hayırsever hiçbir karşılık beklemeden yalnızca Allah rızasını gözeterek başkalarını
Hac ya da Umreye gönderebilir. Gönderen ve giden bunda samimi iseler bir sakınca yoktur. Ancak devlet bütçesinden ya da Diyanet Vakfı gibi bir vakfın paraları ile bir gurubu, bir cemaati
götürmek yöneticilere de gidenlere de sevap değil günah kazandırır. Diyanettekilerle
ilahiyatçıların çok iyi bilecekleri bir tabirle izah edecek olursak yapılan bu iş tamamen “Heba’en
Mensurâ” olarak izah edilebilir. Yani boşa savrulan toz zerreciklerinden farkı yoktur. (O gün Biz yaptıkları bütün amellerin üzerine yönelir ve onları savrulmuş küle/toza/dumana çeviririz. -Furkan, 23)
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir siyasetçi iktidar sıralarına dönerek, “Kendi yakınlarınızı
sınavsız işe alıp memur yapıyorsunuz, yaptıklarınızdan utanmıyor musunuz” diye sormuştu da anında öfke dolu bir kararlılıkla cevap verilmişti:
- Evet, yaptıklarımızdan utanmıyoruz, gurur duyuyoruz!..
Ben de kime ne anlatmaya çalışıyorum değil mi?
Ha siyaset ve bütün bu olup bitenden sonra ha Diyanet; hakkımızdan gelir Kıyamet!
15 Ocak 2026
Osman OKTAY
