Maduro olayında ABD’nin uluslararası hukuku yok sayan eylemleri son derece tehlikeli bir emsal yaratmakta. O nedenle uluslararası toplumun, uluslararası hukuku ihlal eden eylemleri saptaması ve bunları kınaması büyük bir önem taşıyor. Ancak uluslararası toplumun etkili bir tepkisiyle, uluslararası ilişkilere hukukun yerine gücün egemen olması önlenebilir.
ABD Başkanı Trump, büyük bir pervasızlıkla “uluslararası hukuka ihtiyacı olmadığını” söyledi. Uluslararası hukuk ihtiyacı olanlar için var olan, ihtiyacı olmayanlar için var olmayan, dükkânda satılan bir nesne değil. Uluslararası hukuk bütün devletler için eşit bir biçimde var olan ve devletlerin taraf oldukları anlaşmalar nedeniyle uymak zorunda oldukları yükümlülükler. Uluslararası düzenin temeli uluslararası hukuk. Uluslararası hukuk olmazsa, uluslararası ilişkilere kaos egemen olur. Sadece güce dayanan bir sistem ortaya çıkar.
Hobbes’un, Locke’un, Rousseau’nun sözleşme teorileri, büyük ölçüde uluslararası ilişkiler için de geçerli. Devletler, güçlünün güçsüzün kurdu olduğu kaos ortamına son vermek için, egemenliklerinden ödün vererek sözleşmeler yaparlar. Taraf oldukları sözleşmelere uymak zorundadırlar. Uluslararası ilişkiler anlaşmalardan doğan uluslararası hukukla düzenlenir.
Bu nedenle Trump’un uluslararası hukuku yok sayan sözlerine uluslararası toplumun şiddetli tepki göstermesi önem taşıyor. Bu yazının hareket noktası da uluslararası hukukun var olduğu ve geçerli olduğu.
ABD askerlerinin Venezuela Başkanı Maduro ve eşini evlerinden alarak ABD’ye götürmeleri ve ABD Başkanı Trump’ın, ABD’nin Venezuale’yı yöneteceğini açıklaması uluslararası hukuk açısından büyük sorunlar doğurmakta.
B.M. Şartı’nın 2/4 maddesi, taraf devletler arasındaki ilişkilerde, bir devletin başka bir toprak bütünlüğüne ya da bağımsızlığına karşı kuvvet kullanılmasını ya da kuvvet tehdidinde bulunulmasını yasaklar. Bunun iki istisnası meşru savunma ve Güvenlik Konseyi’nin kuvvet kullanmaya izin vermesi. Bu iki istisna da ABD için geçerli değil. ABD Dışişleri Bakanı Venezuela’ya karşı savaş ilan edilmediğini söylüyor. Ancak 2/4 maddesinde sözü edilen savaş değil, kuvvet kullanılmasıdır. Savaş durumu olmadan da kuvvet kullanılması olanağı var. Venezuela olayında olduğu gibi.
Maduro ve eşinin ABD’ye zorla götürülmeleri, tutuklanmaları ve cezaevine konularak özgürlüklerinden yoksun bırakılmaları hukuka uygun mu?
AİHM Büyük Dairesinde 2005 yılında sonuçlanan Öcalan davasının en önemli sorunlarından biri, Öcalan’ın Kenya’da Türkiye’ye iadesinin hukuka uygun olup olmadığıydı. Hukuka uygun olmadığı sonucuna varsaydı, AİHM Sözleşme’nin 5/1 maddesinin ihlal edildiğine karar verecek ve Öcalan’ın serbest bırakılmasını talep edecekti. Bu konuda karar verirken AİHM, Öcalan’ın Kenya’da Türk makamlarına teslim edilmesinin, Türkiye’nin Kenya’nın egemenliğini ve uluslararası hukuku ihlal eden eylemleri sonucu mu, yoksa iki devlet arasındaki iş birliğinin sonucu mu olduğunu inceledi.
Bu bağlamda Öcalan’ı havaalanına götüren arabanın sürücüsünün Kenyalı olduğunu, Öcalan’ın Türk makamlarına teslim edilmesinin iki devlet arasında bir anlaşmazlığa yol açmadığını, Kenya tarafından protesto edilmediğini göz önünde bulundurdu ve Öcalan’ın Türkiye’ye getirilmesinin ve tutuklanmasının hukuka uygun olduğu sonucuna vardı.
Aynı kriterleri Maduro’nun ABD’ye getirilmesine uygularsak, Maduro ve eşinin ABD’ye getirilmesinin ve tutuklanmasının Venezuela’nın egemenliğini ve uluslararası hukuku ihlal ettiği, hukuka uygun olmadığı sonucuna varmamız güç olmaz.
Ancak ABD Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf olmadığı gibi, Ker-Frisbie doktrinini uygulayan ABD mahkemeleri, şüphelinin yakalanması ve mahkeme önüne getirilmesinin hukuka uygun olup olmadığına bakmaksızın kendilerini yetkili kabul ediyorlar.
1974 yılında B.M. Genel Kurulu’nda kabul edilen “saldırının tanımı” kararında, saldırı bir devletin egemenliğine, toprak bütünlüğüne ya da bağımsızlığına karşı silahlı kuvvet kullanmak olarak tanımlanmakta, barışa karşı işlenmiş bir suç olduğu, bu tür eylemlerin hiçbir şekilde hukuka uygun görülemeyeceği belirtilmekte. Saldırı suçu olarak sayılan eylemlerden biri de devletin ülkesine başka bir devletin silahlı kuvvetlerinin girmesi. ABD’nin Maduro’yu yakalamak için giriştiği eylemlerde saldırı suçunun bütün unsurlarını görüyoruz.
Maduro’nun bir diktatör olması, seçimlerde hile yaparak yeniden seçilmesi, halkını yoksulluğa, sefalete mahkûm etmesi ABD’nin gerçekleştirdiği uluslararası hukuk ihlallerinin ağırlığını değiştirmez.
B.M. Güvenlik Konseyi, 5 Ocak günü Kolombiya’nın çağrısı üzerine ABD’nin Venezuela’ya saldırısını görüşmek üzere toplandı.
Brezilya, Çin, Kolombiya, Küba, Eritre, Meksika, Rusya, Güney Afrika, İspanya, ABD’nin saldırısını sert bir dille kınadılar. Kolombiya Büyükelçisi, ABD’nin eylemlerinin Venezuela’nın egemenliğini, bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünün ihlali olduğunu belirttikten sonra “demokrasi, şiddet ve baskı kullanılarak savunulamaz. Ekonomik çıkarlar, demokrasinin önüne geçemez.” dedi. Genel Sekreter Guterres, ABD eylemlerinin devletler arası ilişkilerde emsal yaratmasından duyduğu endişeyi belirtti. Çin ve Rusya, Maduro ve eşinin derhal serbest bırakılmasını istediler. Rusya, ABD’nin müdahalesinin “hukuksuzluk çağına dönüş” olarak niteledi. Ancak ABD’nin Güvenlik Konseyi’nde sahip olduğu veto yetkisi, Güvenlik Konseyi’nin bu konuda bir karar almasını engelliyor.
1989’da Bush yönetimi Panama Devlet Başkanı Noriega’yı yargılamak üzere kaçırmış ve Noriega uyuşturucu madde ticareti suçundan ABD’de yargılanmıştı. O zaman da Güvenlik Konseyi toplanmış ve ABD vetosu nedeniyle bir karar alamamıştı. Ancak B.M. Genel Kurulu 20’e karşı 75 oyla uluslarararası hukukun ve bir üye devletin egemenlik, bağımsızlık ve toprak bütünlüğünün ağır bir şekilde ihlal edildiğine karar vermişti.
ABD yaptıklarının bir savaş eylemi olmadığını, 2020 yılında uyuşturucu madde kaçakçılığıyla ilgili olarak Maduro için hazırlanan bir iddianamenin gereği olduğunu söyleyerek kendini savunmaya çalışıyor. Ancak bu savunma inandırıcı olmadığı gibi, iddianame Maduro’ya atılan suçla ilgili. Venezuela’nın işgali ya da egemenliğinin ihlali için bir hukuki dayanak oluşturmaz.
ABD’nin eylemlerinin savaş eylemleri olarak nitelendirilmesi şu nedenle önemli. Maduro kendisinin “savaş tutsağı” olduğunu ileri sürüyor. Maduro’ya “savaş tutsağı” statüsünün verilmesi ancak ortada bir savaş olduğunun kabul edilmesi ve “savaş tutsağı” statüsünü düzenleyen Cenevre Sözleşmeleri’nin devreye girmesiyle olanaklı. Ancak bir “savaş” olmasına ABD’nin kendi yasaları izin vermiyor. “Savaş” için Kongre’den yetki alınması gerekiyor. Venezuela’ya yapılan eylemler için Kongre’den yetki alınmış değil.
Başka bir hukuk sorunu da devlet başkanlarının sahip oldukları dokunulmazlık ve bu nedenle sahip oldukları yargı muafiyeti. Maduro’nun avukatları Amerikan mahkemesi önünde büyük bir olasılıkla Maduro’nun seçilmiş devlet başkanı olması nedeniyle dokunulmazlığa sahip olduğunun ve yargılanamayacağını ileri sürecekler. Ancak bu savunma iki nedenle kabul edilmeyebilir: Birincisi, seçimler dürüst yapılmadığından Maduro’nun “seçilmiş bir devlet başkanı” olup olmadığı çok tartışmalı. İkincisi, dokunulmazlık görevle sınırlı. Örneğin, Şili devlet başkanı Pinochet İngiltere’deyken İspanya’ya iadesi istendiği zaman İngiliz Lordlar Kamarası şöyle karar vermişti: “Dokunulmazlık bir görevin ifası için verilmiştir. İşkence yapmak, insan öldürmek Cumhurbaşkanı Pinochet’nin görevleri arasında değildir. Onun için dokunulmazlık tanınamaz.” Ancak sonuç olarak sağlık sorunları gerekçe gösterilerek sonuçta Pinochet iade edilmedi.
Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni kuran Roma Statüsü’nün 27. Maddesi, Mahkeme’nin yetkisine giren suçlar bakımından devlet başkanlarına dokunulmazlık tanınmayacağını belirtmekte.
Maduro, uyuşturucu ticareti suçundan yargılanacak. Uyuşturucu ticaretinin devlet başkanının görevleri arasında olduğu söylenemez. Ancak hem ABD’nin Roma Statüsü’ne taraf olmaması, hem de uyuşturucu kaçakçılığının tek başına mahkemenin konu bakımından yetkisine girmemesi de dikkate alınmalı.
Trump, birkaç vesileyle ABD’nin bundan böyle Venezuela’yı yöneteceğini ifade etti. Bundan ne anlaşılması gerektiği pek açık değil. Örneğin, ABD askeri gönderip Venezuela’yı işgal mi edecek? Bu soruya Trump “hayır” dedi. Sonra ekledi. Şimdi başkanlığa seçilen eski başkan yardımcısı “Delcy Rodrigues istediklerimizi yaparsa, asker göndermemize gerek kalmaz.”
Peki ya Rodriguez, Trump’ın istediklerini yapmazsa? O zaman asker mi gönderecek? Bu sorunun yanıtı pek belli değil. Ancak belli olan bir konu var. Operasyonun amacı Venezuela’nın petrol kaynaklarına el koymak.
ABD’nin Venezuela’yı “yöneteceği” sözünün anlamı ne olursa olsun, hukuksal temelden yoksun. Trump’ın kendisini Venezuela’nın “geçici başkanı” ilan etmesi ise hukuksal ciddiyetten uzak.
ABD Venezuela’ya petrol tankerlerinin gelmesini yasaklayan ablukayı tek yanlı olarak ilan etti. Bir devlete karşı abluka ilanı B.M. Şartı’nın 2/4 maddesindeki kuvvet kullanmaya girer. Bu nedenle abluka 2/4 maddesindeki kuvvet kullanma yasağının ihlalidir.
B.M. Genel Sekreteri’nin de vurguladığı gibi, Maduro olayında ABD’nin uluslararası hukuku yok sayan eylemleri son derece tehlikeli bir emsal yaratmakta. O nedenle uluslararası toplumun, uluslararası hukuku ihlal eden eylemleri saptaması ve bunları kınaması büyük bir önem taşıyor. Ancak uluslararası toplumun etkili bir tepkisiyle, uluslararası ilişkilere hukukun yerine gücün egemen olması önlenebilir.
13 Ocak 2026
Rıza TÜRMEN
KAYNAK: https://t24.com.tr/
