Irak’ta ve Suriye’de o kadar çok yanlış yapıldı ki…
Irak’ta epeydir yok hükmündeyiz! Talabani’yi Cumhurbaşkanı, ülkenin kuzeyini “Kürdistan Özerk Bölgesi” yapan iradeye (her kim ve her kimse) yenildik. …
Kerkük’ü /Türkmeneli’ni “Kürdistan” ilan ettiler. Seyrettik… Türkmen’in adı yok…

Aynı akıbet ve senaryo Suriye’de oynanıyor. Biz de kendimizi “başrol oyuncusu” sanıyoruz…

Yahu bu mübarekler hiç akıllanmayacaklar mı?.. “Kerkük’e 82”, “Musul’a 83” il plakası takacağız ( “kızdırmayın takarız”) kafası nasıl bir kafaydı?… Bu kafayı hepimiz gördük, birlikte yaşadık ve bu kafa ve kafalar sayesinde sonu hüsran ile biten bir filmin şahidi olduk. Bir kere biz bu coğrafyada ” eşbaşkan” neyim değildik. Eğer biz ” eşbaşkan ” olsaydık, Irak’a Talabani Cumhurbaşkanı olamazdı. “Kürdistan özerk bölgesi” kurulamazdı. Barzani “Kürdistan yönetimi başkanı” olmazdı. Türkmeneli yurdu Türkmen’in adının var olduğu bir coğrafya olur, “Kürdistan’ın başşehri” diye ilan edemezlerdi. Abdurrahman Kızılay’ın “mum gibi yanan” dediği Kerkük’ü “Kürdistan şehri” diye ilan edemezler, bu kadim Türkmeneli şehri 82. il olmasa da bir “Türk şehri” olarak tanınmaya devam ederdi. Ne yaptık, ne ettik, ya da neler yapmadık, etmedik de netice bu oldu ?…Çok iyi düşünmek zorundayız. Bu halin sebebi olanlar, neticenin bu olmasına politikalarıyla yol açanlar acaba bir nebze vebal duygusu taşımaktadırlar mı, merak içerisindeyim. “Stratejik derinlik” martavalıyla, “eşbaşkanlık” böbürlenmesiyle Irak’ta gelinen nokta maalesef yürekler acısıdır…

Adamlar “kuzeyden keşif harekatı” -çekiç güç – diye bir nesne uydurdular, 12-13 sene parlamentomuzda görüşüp ( 26 kere mi ?) oylayıp uzattık; biz istediğimiz için değil, ihtiyaçları kalmadığı için sonlandırdiıar, bizi de tabir caizse boşa çıkardılar. Daha doğrusu biz boşa çıkmak adına ne lazımsa yaptık… Adamlar Irak’ı nasıl, ne şekilde halledeceklerinin hesabını çoktan yapmışlar (Saddam’ın tasfiyesi, Kürtlerin de ortağı olacağı merkezi yönetim; kuzeyde peşmerge devleti ) yollarını yürürlerken biz hala itibardan bahsediyor, “Irak’ın toprak bütünlüğü” diye nutuklar atıyor, kendimizi içerde millete, dışarıda dünyaya “Irak’ın bölünmemesinin teminatıyız” diye tanıtmaya devam ediyorduk. Bir gün uyandık ki, Saddam yok, Talabani Cumhurbaşkanı, kuzeyde Barzani başkan ve Kürdistan, Türkmenelinde Türkmenin adı yok… Bu dediklerimde ” bir gram” yalan/yanlış var mı?..

Şimdi Suriye senaryosu sahnelenmekte. Önceleri hangi dış güçlerin ve yabancı mihrakların oyunu idiyse Esat’la kanka olduk, akraba gibi olduk, yediğimiz, içtiğimiz ayrı gitmez dostlar olduk, düğünlerde sağdıç olduk. Irak’ta uğradığımız hüsranın acısını sanki Suriye’den çıkarıyorduk, Ortadoğu coğrafyasında (Irak’ta) yaşanan itibar kaybını Suriye ile telafi gayret ve hayali içersindeydik. Sonra burada da işler tersine gitmeye, terse dönmeye başladı. PKK bütün gücünü bu ülkeye taşıdı. Dünyada Kürt hareketine destek olan; Irak, Suriye, İran veuTürkiye devletleri içindeki “Kürdistan kurma davası”nı destekleyen bütün güçler dikkatlerini Suriye’ye çevirdi. Sözüm ona bir İhvan, IŞİD, DEAŞ tehlikesi karşısında silahlı gruplar desteklenmeli diye bir gayret tutturuldu. 2015-2016 yılından itibaren ABD Savunma bakanlığı her yıl bütçesine yaklaşık üçyüz milyon doları bulan rakamlar koyarak bölgeyi kontrole aldı. Lojistik destek ( silah dışı malzeme) personel desteği ( düzenli maaşlar) ve her türlü silah ( hafif, ağır silahlar, patlayıcılar, muharebe araçları vs.,vb. ) bölgedeki gruplara dağıtıldı. Yardımın üçte biri silah olsa yaklaşık (ABD resmi bütçe kayıtları kayıtlı, basılı, açık bilgi) bir milyar dolarlık silah ( bu resmi olan, gayriresmisi ne ola?…) adı SDG olan yapıya indirildi. Bu yapının %90’ının Suriye PKK’sı olduğu bütün dünyanın bildiği bir gerçek.

Peki gelelim asıl meseleye ve en kritik soruya… Biz tam da şu anda bu meselenin neresinde durmaktayız ?.. Bugüne kadar yapılan yanlışlar, meşhur ” Stratejik derinlik” macerasının Irak’tan sonra Suriye açısından da başımıza açtığı felaket seviyesindeki problem, sonra (içimize giren, demografik ve demokratik yapımızı tehdit eden, milyarlarca dolar kayba sebep olan ve kalıcı hale getirilen dünyanın hiçbir ülkesinin yaşaması mümkün olmayan hadise…) bir yana; yine Esad’ı yıkıp (sonradan Esed) rejimi devirmedeki ısrarımız ve Trump ve Netanyahu ikilisinin övücü basın toplantısı (” Erdoğan Suriye’yi kurtardı” dediler…şahidiz hep birlikte) vb.hususlar bir yana, son durum nedir?…Ne istiyoruz ? Ya da ne istedik, yapmadılar da, niye kızdık, fena sinirliyiz?..

Bütün bunları Suriye’nin kuzeyinde Irakvari bir “Özerk Kürdistan yönetimi” olmasın diye yapıyorsak, bu da boş iştir. Kaldı ki, Suriye’de kurulacak bir özerk yönetim Irak’taki gibi bir peşmerge yönetimi olmayacak, doğrudan PKK Kürdistanı kurulmuş olacaktır. Bizim imkân, irade ve gücümüzün bundan sonrasında Suriye’de olabilecek gelişmeleri yönlendirmede veya Türkiye lehine bir gelişme sağlamaya yetmeyeceği artık anlaşılmıştır. Zira, Irak’ta nasıl yapılan yanlışlar bugün gelinen durumun sebebi olduysa, Suriye’deki yanlışlarımızın da hayrımıza gelişmedigi açıktır. Suriye’de de Türkmen varlığı hesap dışı kalmıştır. Türkmeneli Yurdunda en az Kerkük kadar bir kadim Türk şehri olan Halep’in hali karmakarısıktır. Trump ve Netanyahu hem Şara ile hem SDG/PKK ile danslarını devam ettirmektedirler. Biz bu dans pistinde yokuz… SDG’ya nasıl süre verdik ?…

Bu Suriye ile niye bu kadar ilgiliyiz, adamlar ne yapacaklarını bize sormuyorlar ki ?..

Velhasıl, “Stratejik derinlik” diye bir gayya kuyusuna düşürüldük, dibe gidiş devam ediyor. “SDG’ye verilen süre dolmuştur …” Kim verdi, niye verdi, kime verdi ?.. Verdi de, almasa ne olacak ?.. Süre dolsa ne yapacağız?..PKK (SDG) açısından en kötü ihtimal Suriye’nin kuzeyinde Özerk PKK Kürdistan’ıdır…İyisi Suriye Devleti”ne ortak olmaktır. En iyisi Suriye’yi ele geçirip Suriye’yi PKK(SDG) devleti haline getirmektir. Bu işlerde bizim dahlimiz ne olabilir, ya da hangisini önleyebiliriz ?.. Süre doldu lafımızı dinlemediniz deyip Suriye’ye girip ABD ile mi savaşacağız?.. SDG+ABD+NETANYAHU bir ortaklık…Diğer ortaklık ise ŞARA + ABD+NETANYAHU ..

İki hesapta da biz yokuz, niye ortada dolaşıyoruz?..

Peki ” SDG” ye niye kızdık, “süreniz doldu” filan gibi laflar ettik, niye kızıyoruz?.. İstedik ki, Suriye merkez yönetimi ile SDG bir mutabakat dahilinde anlaşsın. Böyle bir anlaşmanın bizi ilgilendiren tarafı nedir, lehimize midir, aleyhimize mi ?..

Bunlardan vazgeçtik.Suriye Devletini temsil eden Şara ile SDG’nin anlaşması bize ne kazandırır?

SDG ‘nin %90 nispetinde PKK’nin Suriye kolu olduğu biliniyor. SDG ‘nin Suriye Ordusuna katılımı demek Suriye’de PKK’nin resmi devletin resmi silahlı gücü haline gelmesinin Türkiye’ye faydası nedir ?.. SDG eliyle PKK’nın Suriye’de yönetime ortak olmasının bize kazancı olabilir mi ?… Bu nasıl bir kafadır?..Ayrıca istiyoruz/ istemekteyiz de ki , Apo da bu işe ” evet” ” he” desin…Apo “he” demedi diye, SDG silahları bırakmadı (niye bıraksın ki,10 senede ABD’nin bölgeye indirdiği en az bir milyar dolarlık silahı kapmış bir kere…ABD’nin de geri isteyecek hali yok.); yok efendim Suriye ordusuna katılmadı ( adamların silah ve personel gücü Suriye ordusundan fazla) ve Suriye devletine ortak olsun… Olsun da bundan bize ne ?.

2026’nın ilk günleri için uzun bir yazı oldu. Oldu da bir konu bundan daha açık nasıl anlatılır?.

Lütfen sonuna kadar sabırla okuyunuz…

02 Ocak 2026

Şevket Bülend YAHNİCİ


Yorum bırakın