Yıllardan beri yazılarımı takip edip kitaplarımı okuyanlar “Türkiye’nin en büyük sıkıntılarından
biri hatta birincisi dini alandaki cehalettir” gibi cümleler kurduğumu hatırlayacaklardır. Aslında bütün İslam ülkelerinde durum aynı da konumuz Türkiye.

Bu cehalete laik, seküler anlayışta olanlar da dahil. Çünkü onlar İslamiyet ve Müslümanlar
hakkında bilgi sahibi olmadan fikir yürütebiliyorlar. Asıl cehalet ise kendilerini “Dindar”, “Dini bütün”, “Müslüman” olarak tanımlayanlar arasında kol geziyor.

İslamiyet’i anlamadan, okuyup araştırmadan kendilerini doğrudan içinde bulan kulaktan dolma Müslümanlar cehaleti de yanlarında taşıyor, hatta baş tacı ediyorlar. Bu duruma gelinmesinde siyasilerimizin, asıl görevi “Dini alanda insanları aydınlatmak” olan devasa bütçeli, zengin kadrolu Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, sayıları bilmem kaça ulaşan İlahiyat Fakültelerinin ve tabii ki İmam Hatip
Liselerinin payı büyük.

Yine sık sık yazıyorum, ben İlahiyatçı değilim. İmam Hatip Lisesi’nde ve İlahiyat Fakültesi’nde
okumadım. Ama okuyup yazan, araştıran, sorgulayan biriyim. Az çok Arapça da biliyorum, bu konulara meraklıyım. Haliyle bir Müslüman olarak dinimden haberdarım.

Hani, siyasilerimizin de sık sık kullandığı kalıplaşmış bir söz vardır; “Allah’ımız bir, kitabımız bir, Peygamberimiz bir de bu ayrılık niye” diye. Yazımızın başlığı abdest, Farsça ifadesiyle “El suyu”, genel anlamı ile “Namaz kılabilmek için farz olan temizlik.” Ancak hakkında ayet olmasına rağmen (Maide Suresi, ayet 6) alınış şekli üzerinde Sahabeler dönemi de dahil ayrılığa düşülmüş, konu ile ilgili yoruma açık Hadis rivayetleri ortaya çıkmış.

Aradan 14 asır geçmiş olmasına rağmen bu konuda hâlâ ayrı uygulamalar, ayrı görüşler var.
Meallerde ilgili ayetin namaz abdesti ile ilgili bölümü şöyle ifade ediliyor: “Ey iman edenler! Namaza kalktığınız zaman yüzünüzü ve dirseklere kadar ellerinizi, kollarınızı yıkayın. Başınızı mesh edin, ayaklarınızı da aşık kemiklerine (ayak bileklerine) kadar yıkayın/mesh edin…”

Burada geçen yıkayın (fağsilu) ve mesh edin (vemsehu) ifadelerinin, “erculekum” ya da
“erculikum” (ayaklarınızı) kelimesinin telaffuzunda tereddüde düşülüp “ellerinizi kollarınızı yıkayın” ya da “başınızı mesh edin” ibarelerinden hangisine bağlanılacağı/atıfta bulunulacağı konusunda görüş ayrılıkları olup meallere de öyle yansımış. Dolayısıyla ilahiyatçılar arasında ayaklarını yıkayanlar
olduğu gibi çıplak ayak ya da çorap üzerine mesh edenler var. Bizzat kendileri ile de konuştuğum için biliyorum. Bazıları da derinlemesine bir araştırma yapmadıkları için “Böyle gelmiş böyle gider” anlayışı içinde ilmihal bilgisi dışına çıkmıyorlar. Oysa ilim araştırıp doğruya ulaşmayı gerektirir değil mi?

Bir kısmına sahip olarak, bir kısmını kütüphane ve internette araştırarak inceleme fırsatı
bulduğum elliye yakın Kur’an-ı Kerim mealinin hemen çoğunda “Ayaklar yıkanır”, beş altı tanesinde “Yıkansa da olur meshedilse de olur” anlamına “Yıkanır/Meshedilir”, birkaç tanesinde de “Meshedilir” deniyor. Tam bir kafa karışıklığı.

Bu durumun neden kaynaklandığını bir önceki paragrafın başında açıklamıştım. Şimdi biraz
daha açalım. “Kıraat İmamı” olarak öne çıkan on bir İmam var: Nafi, İbn Amir, Hafs, Kisai, Yakub, İbn Kesir, Ebu Amr, İbn Şu’be, Hamza, Ebu Cafer, Halefü’l Aşir.

Bu Kıraat İmamlarından ilk beşi, “Ayaklarınızı” demek olan kelimeyi “ercülEkum” diye
üstün/nasb olarak hareketlendirerek, diğer altısı ise “ercülİkum” diye kesre olarak okumuşlardır.

“Ercul/ayak” kelimesi bizdeki Kur’an-ı Kerim kitaplarında ilk beş Kıraat İmamının telaffuzuna göre “ErculEküm” olarak üstün/nasb olarak hareketlendirildiği için, Arapçadaki Fiil – fail ilişkisinden doğan ve “Mef’ulun bih/Failin yaptığı işten doğrudan etkilenen” olarak ifade edilebilecek bir kuraldan yola çıkılarak ayetin başında geçen ve üstün/nasb olarak harekelenmiş olan “EydiyEkum/Ellerinizi”
kelimesine atıfta bulunup ona verilen “Yıkayınız” anlamı yükleniyor.

Ayakların meshedilmesi görüşünde olanlar ise “Ercul/Ayaklar) kelimesinin “Erculİkum” olarak
telaffuz edilen esre kıraatini tercih ederek yine aynı kural gereği “Vemsehu biruusİkum/Başlarınızı meshedin” ifadesinde esre olarak hareketlendirilmiş olan “Ruusİkum/Başlarınızı” kelimesine atıfta bulunarak ayakların meshedilmesi anlamını çıkarıyorlar.

Araştırmalarımda, her iki görüşü de destekleyen Hadis-i Şerifler olduğunu gördüm. Prof. Dr.
Abdülkadir Şener, Prof. Dr. M. Cemal Sofuoğlu ve Prof. Dr. Mustafa Yıldırım tarafından hazırlanan
“Yüce Kur’an ve Açıklamalı – Yorumlu Meali” isimli kitapla Prof. Dr. İsmail Yakıt arafından
hazırlanan “Kur’an-ı Hakim Meali/Semantik Analizli Açıklamalı ve Yorumlu” kitabında abdestle ilgili olan Maide Suresi altıncı ayetin dipnotlarında bu konuda bilgi veriliyor. O bilgilerin ışığında ve meşhur Kıraat İmamlarının “erculEkum/ercülİkum teleffuzlarına dayanarak en azından abdestte ayakların yıkanması ya da meshedilmesi konusunda bir muhayyerlik/tercih hakkı olduğu kanaati oluşuyor. Bu konuda Kütüb-i Sitte’de yer alan hemen bütün Hadis-i Şerifleri de okuyup inceledim. Başta da işaret ettiğim gibi muhtelif rivayetler var ve işin içinden çıkmak çok zor.

Konu ile ilgili olarak Ayşe Ulya Özek tarafından “Maide Suresi 6. Ayet Bağlamında Ayağa Mesh Meselesi” başlığı atında hazırlanıp kabul görmüş bir de Yüksek Lisans Tezi var. Bu tez kitap olarak da yayınlandı. Baştan sona kadar okudum. Konu ile ilgili ne kadar Hadis-i Serif, ne kadar rivayet
ne kadar görüş varsa derlenip toparlandıktan sonra varılan sonuç şu:

“Sonuç olarak, abdest alırken çıplak veya giyinik bir halde ayaklarını mesh eden kişi hem ayete hem de hadislere uygun olarak abdestini tam almış olur. Ayaklarını yıkayan kişinin abdesti
de geçerlidir.”

Bu konuda bizzat görüşlerini aldığım, yayınlarını okuduğum ve internet sayfalarında duran
açıklamalarına, videolarına rastladığım ilahiyatçılar var. Ne yazık ki bizde insanların ilmine, görüşlerine değer vererek araştırıp karar vermek yerine “Hı, o mu? O zaten…” diye başlayan cümleler kurulduğu/kurulacağını bildiğim için isim vermekten kaçınıyorum. Örnek çok da yalnızca ikisinden bahsedeceğim:

Konuyu araştırırken yıllar önce Din İşleri Yüksek Kurulu üyesi bir hocamızın bu konuda verdiği
cevabın yer aldığı videoya rastlamıştım. Şöyle diyordu: “Abdestte ayakların meshedileceğini
söyleyen hocalarımız da var ama biz yıkanmasını söylüyoruz.”

Ankara Üniversitesi’nden bir profesör de konu ile ilgili videosunda şunları söylüyordu:

“Üç Profesör arkadaş fakülte mescidinde Cuma namazı için abdest alıyorduk.
Arkadaşlarımızdan biri ayaklarını yıkadı, öbürü çıplak ayak üzerine meshederken ben de
çoraplarım üzerine meshettim. Üçümüz de birbirimize bir şey demedik. Çünkü biliyoruz ki
üçümüzün yaptığı da olur.”

Daha başka nasıl anlatılabilir, ne söylenebilir bilmiyorum. Dinimizde İlahiyatçılara verilen
böyle bir ayrıcalık, bir hak, bir imtiyaz olmadığına göre onların bildiğini sade vatandaştan saklamamak

lazım. Kur’an-ı Kerim’i ezberleyen, Arapça köklerine inip araştırdıktan sonra meal ve 10 – 12 ciltlik tefsir hazırlayan ilahiyatçılar herhalde Kur’an-ı Kerim’e ters düşecek bir ifade kullanarak kendilerini ateşe atmak istemezler. Dolayısıyla bu ve benzeri konularda tereddütleri giderici açıklamalar mutlaka yapılmalıdır, üstelik oldukça zaruridir. Özellikle hanımlar şehirlerarası yolculuklarda, hac ve umre ziyaretlerinde abdest konusunda sıkıntı çekmekte, sırf ayak yıkama zorluğu yüzünden vakit namazlarını bile kılamamakta, ihtiyarlar ayaklarını yıkamada güçlük çekmekte, düşüp sakatlananlar olmaktadır.

İşte böyle… Abdest alarak çıktığım yol beni buraya getirdi. Dolayısıyla abdestimizden
şüphemiz yok ki yazdıklarımızdan olsun. İnşaallah sonu hayra çıkar.

30 Aralık 2025

Osman OKTAY


Yorum bırakın