Bu yazıyı kafamda tasarlayıp başlığı atmıştım ki daha bir hafta kadar önce aynı başlık altında bir yazı yazıp yayınladığımı hatırlayınca önüne 2 rakamını koydum sonra da önceki yazımı bulup okudum. Gördüm ve anladım ki o yazıda konu ettiklerimle bu yazıda ele alacaklarım farklı. Kısacası, ülkemizdeki ahlaki çöküntü öylesine derinleşip kökleşmiş ve gündem gündem üstüne geliyor ki bir – iki yazı ile anlatılacak gibi değil.
Uyuşturucu kaynaklı operasyonlar yapılınca ortaya neler döküldü neler…
Bir televizyon kanalının “Muhafazakâr” görünümlü Genel Yayın Yönetmeni ile aynı
grubun haber spikeri olan kişinin merkeze oturtulduğu ama pek çok kişiye uzanan operasyonlar zinciri…
Teknik takip ve incelemeler sonunda ortaya çıkan yazışmalar, mesajlaşmalar mide bulandırıyor, tiksindiriyor.
Bu tiksindirici işlere karışanların genellikle ekranın büyüsüne, sanatın cazibesine, sporun fanatikliğine kapılanlar arasından çıkması oldukça düşündürücü.
İlgili televizyon kanalının Genel Yayın Müdürü iken ve öncesinde gerçekten başarılı bir gazeteci, başarılı bir haberci olarak bilinen şahıs, ortaya saçılan ifadelere göre meğer saman
altından su yürütüyor, daha doğrusu mesleğine ve kendisine ihanet ediyormuş. Şöhret gerçekten
insanı şımartıyor, şaşırtıyor. Allah herkesi korusun.
Görüntüsü ve tutuklandıktan sonra ortaya dökülen mesajlaşmaları ile adeta bu konuda
oluşan gündemin baş köşesine oturup artık görevden alınmış olan Genel Yayın Yönetmenini
bile gölgede bırakan spiker kızın ilişkileri, yazışmaları halen o mesleği yapanlara ve mesleğe girmek için can atanlara ibret olmalı.
Hiç merak etmemiştik, doğrusu bir haber spikerine yakışmayan kıyafetler giydiği, haber
yerine kendisini öne çıkaran tavırları dolayısıyla sunduğu haberlere bakmıyordum. Çünkü,
yıllarını bu konuya veren, TRT’den emekli bir iletişimci olarak çok iyi biliyordum ki, bu işin
okulunda okuyanlara bir Haber Spikerinin nasıl olması, haberleri sunarken nelere dikkat etmesi
gerektiği konusunda şunlar anlatılıyordu:
“Haberi okuyan kişi güven verici görünümü ile, izleyici de olayları sanki kendisi biliyor da onlara anlatıyormuş gibi bir izlenim bırakmakla birlikte; KİŞİLİĞİ, HABERLERİN NİTELİĞİNDEN AĞIR BASMAMALIDIR. SEYİRCİ, SPİKERİN OKUDUĞUNDAN ÇOK GİYDİĞİ İLE İLGİLENİYORSA HABERİN AMACI
YİTİRİLMİŞ, EN AZINDAN GERİYE İTİLMİŞ DEMEKTİR.” (Televizyon Program Yapımı ve Yönetimi, Güngör Sarıoğlu; S.B.F ve B.Y.Y.O. Öğretim Görevlisi)
“Delikli demir çıktı mertlik bozuldu” misali, özel televizyonlar çıktıktan sonra birkaç istisna hariç bu kural büyük ölçüde bozuldu. Öyle ki, TRT bile artık eskisi gibi ince eleyip sık dokumuyor ve yayıncı kadrolarına özen göstermiyor. Bu yazıda konu ettiğimiz kişi ve benzerleri ise tamamen haberciliğin anayasası olan bu kuralın aksi bir davranış içindeler.
Bu işler ortaya çıkınca gündemdeki haber spikerinin İmam Hatip mezunu olduğunu da
öğrenmiş olduk. Meğer, ülkemizin önde gelen birkaç spor kulübünden birinin taze başkanı da
onunla mesajlaşıyor, zaman zaman da görüşüp buluşuyorlarmış.
Tutanaklara geçen ve yayınlanan iğrenç mesajlaşmalardan biri bu ikisi arasında geçiyor.
Hadi o kız genç, toy, erken şöhrete ulaşmanın şımarıklığı içinde ne yaptığını bilmiyor diyelim
de aşağı yukarı onun yaşında kızı olduğunu öğrendiğimiz spor kulübü başkanının öylesine
laubali olması, yapacağı her hareketin temsil ettiği camiaya zarar vereceğini düşünememesi akıl alacak gibi değil.
Spiker kızın geçmişini merak etmediğimiz gibi o spor kulübü başkanının geçmişini de merak etmiş değildim. İş adamı ve zengin biri olarak biliyorduk ama bu işler ortaya çıkınca
hakkında yazılanlara baktım ki kimlerle düşüp kalktığı resimleriyle birlikte gazete köşelerinde,
internet sayfalarında duruyor. Magazin sayfalarından eksik olmamış. Bu arada, spiker kızın İmam Hatip mezunu oluşundan haberdar olduğumuz gibi o spor kulübü başkanının aynı
zamanda ABD vatandaşı oluğunu da öğrenmiş olduk.
İşin bir diğer yönü de sade vatandaşlarımızı ilgilendiriyor. Suç suçtur, günah günahtır;
ben yapsam da sen yapsan da o yapsa da biz yapsak da siz yapsanız da onlar yapsa da değişmez.
Ancak öyle olmuyor işte. Bunu, hakkında ciddi iddialar olan ve hatta kendisi yurt dışında iken
evi ya da çiftliğinde arama yapılıp bazı materyallere el konulduğu söylenen kişi yurt dışından gelirken törenlerle, alkışlarla karşılanıyorsa bu işte bir anormallik var demektir. Normal olan, olması gereken sonucu beklemektir. Aklanır, temize çıkarsa gerekli tören, gerekli açıklama yapılır. Benzer sahneleri tahliye olan mafya liderleri için de görüyor ve üzülüyoruz. Çünkü bu tür sahneler, bu tür davranışlar gelecek nesiller için kötü örnek oluyor.
Geçen yazımızda, “Dert bir olaydı ağlamak kolaydı” demiştik ya, bir başka derdimiz de
okullarda, sokaklarda olan “Akran zorbalığı”, öğrencilerin şımarıklıkları, sınıftaki öğretmenlerine, okul idarecilerine karşı saygısızlıkları. Öyle ki, sınıfta kendilerini hayata
hazırlayan öğretmenlerine işkence eden, okul yöneticilerine bıçak saplayan ve en son kurşun
atan öğrencileri bile duyduk, görüntülerini gördük.
Nedir, ne oluyor, nereye gidiyoruz? Eğitim sistemimiz, aile yapımız, dostluklarımız,
kardeşliklerimiz giderek bir çıkmaza sürüklenip batağa mı saplanıyor? Millet olarak saplandığımız bu ahlaki çöküntüden ne zaman, nasıl kurtulacağız?
Dilerim, bir seriye bağlayıp “Ahlaki Çöküntü 3, 4, 5…” gibi başlıklar altında yazılar yazmak zorunda kalmam.
23 Aralık 2025
Osman OKTAY
