Osman Gazi’nin babası Ertuğrul Gazi’nin atası olan Süleyman Şah, 1227 yılında Anadolu’ya
doğru geliş sırasında Fırat nehrinin karşı kıyısına geçmeye çalışırken iki askeri ile birlikte boğulmuştu.

Bugün Suriye topraklarında kalan Ca’ber Kalesi eteklerinde bir kümbete defnedildiler. Daha sonra oraya türbe ve korunması için Saygı Karakolu yapıldı.

Türbe, uluslararası anlaşmalarla da korunan stratejik öneme sahip bir Türk mirası olarak
Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan bir köprü durumunda idi. Ancak ne var ki Suriye
hükümetinin baraj yapımı gibi gerekçelerle birkaç defa yeri değiştirilmek zorunda kaldı.

Şairin deyimi ile “Aslan payını aslan olmayanların aldığı” o yıllarda Fransa ile TBMM Hükümeti arasında 20 Ekim 1921 tarihinde imzalanan Ankara Anlaşması’nın 9. Maddesi gereğince
Süleyman Şah’ın defnedildiği yer Türk toprağı olarak kaldı.

İşte o madde: “Osmanlı Hanedanı kurucusu Osman Gazi’nin dedesi Süleyman Şah’ın Türk mezarı adı ile anılan mezarın bulunduğu Ca’ber Kalesi Türk Bayrağı altında, Türk koruyucuları gözetiminde, Türk mülkü olarak kalacaktır.”

24 Temmuz 1923’te yine TBMM Hükümetinden başka dokuz ayrı devlet tarafından imzalanan
Lozan Barış Anlaşması’nın 3. Maddesinde de 1921 Ankara Anlaşması’nın ilgili maddesine atıfta bulunularak Suriye’de Süleyman Şah Türbesinin bulunduğu yerin (On bin metrekarelik bir alan) Türk toprağı olarak kalması karara bağlandı.

Anlaşmalara göre Türkiye Cumhuriyeti Devleti orada asker bulundurma ve bayrak çekme
hakkına sahiptir. 1956 yılında Suriye hükümeti ile yapılan anlaşma gereği türbede görev yapan askerler her ayın 7’sinde nöbet değiştirir ve 20’sinde ikmal/erzak alırlar (dı!..)

“Alırlardı” diyoruz çünkü 22 Şubat 2015 tarihinde olanlar oldu ve terör tehdidi gerekçesi ile o şanlı ecdadımızın mezarı bir gece yarısı operasyonu ile adeta kaçırılarak Türkiye sınırı yakınına taşındı, türbe kendi ellerimizle havaya uçuruldu.

Yukarıda da bahsettiğim gibi Süleyman Şah Türbesi tarihi bir değerimizdi, Osmanlı dönemi ile
Türkiye Cumhuriyeti arasında köprü görevi gören en önemli bağlardan biri idi. Atatürk bazı art
niyetlilerin aksine geçmişi silip atmamış, üstelik tarihine, geçmişine sahip çıkarak uluslararası
anlaşmalarda kabul ettirip resmiyet kazandırmıştı.

Osmanlı’nın son dönemlerinde yetişen önemli şairlerimizden Muallim Naci, 1800’lü yılların
sonuna doğru (1893) yazdığı şiirde Mezar-ı Türk” diye anılan Süleyman Şah türbesini ve türbenin asıl yeri olan Ca’ber Kalesi’ni mısralara şöyle döküyor:

“Zikre şâyândır Fırat’ın her yeri
Ben ki bir Türküm unutmam Ca’ber’i
Türk olan nimetşinas olmak gerek
Var yeri, gitsem Mezar-ı Türk’e dek”

Şair, “Türk olan nimetşinas olmak gerek” diyor. Ne yazık ki biz millet olarak nimetşinas olmayı çoktan unuttuk. Ama, “Bayrak Şairi” olarak bildiğimiz Arif Nihat Asya unutmamıştı. O da “Ağıt” şiirinde şöyle yakınıyordu:

“Ağlayın, parmakları nur
Sularından kınalı kızlarım
Ağlasın Meraga göklerinden
Meraga’ya bakıp yıldızlarım

Yollara Kürşadlar uzanmış ölü
Ağlasın Akülke, ağlasın Sütgölü
Yiğitlerim uyur gurbet ellerde
Kimi Semerkant’ta bekler beni
Kimi Caber’de

Caber yok, Tiyanşan yok, Aral yok
Ben nasıl varım?..”

Şairdir, sorar; sahi o diyarlar yok da biz nasıl varız? Savaşlarla, uluslararası anlaşmalarla
kaybettiklerimiz tamam da hem 1921 Ankara Anlaşması, hem de 1924 Lozan anlaşması ile tescilli Türk toprağı olan Süleyman Şah Türbesi niye hâlâ garip? O şanlı türbe niye oradan oraya sürükleniyor ve ABD Başkanı Trump “Suriye’de Türkler kazandı” diye yağlama yıkama yaparken, Suriye’ye gelen yeni yönetimle can – ciğer kuzu sarması havasında iken hakkımız olanı niye istemiyoruz? İstemeyi bırakın, nerede ise en az bir yıldır adı bile geçmiyor da sanki unutturulmak isteniyor gibi bir durum var. En iyisi ara sıra yazalım da gündemde kalsın.

“İnsan unutma özürlüdür, unutur” denir ama “Devlet aklı unutmaz” diye biliyoruz. İnşaallah
unutmaz ama unutmayan şairlerimiz, yazarlarımız, halkımız olduğu müddetçe unutulmayacaktır.

Unutmayanların sayısının çoğalmasını diliyoruz. İşte, o bölgeye yakın bir dostumuzun, yazar Muhittin Arar’ın şiirinden mısralar:

“Caber kalesinde çakal tozutur
Uyan Halfet Bey’im uyan bir hele
Erzincan Malatya Halep toprağım
Üç kripto neler söyler azıtır.”

Hele bir bak Halfet Beyim bak hele
Atan Süleyman Şah ağlar kabrinde
Çakallar sarmış da kan var gülünde
Devşirmeler şimdi Türkmen rolünde…”

Bir de Gaziantep türküsü var Ca’ber üstüne:

“Al önlüğün alası/Yıkıl Ca’ber kalası
Ben bu suya çıkmazdım/Hep analık belâsı.”

Geçmişte sütten ağzımız yandığı için “Açılım”, “Kardeşlik”, “Terörsüz Türkiye” gibi değişik
adlarla anılan sürece temkinli yaklaşıyoruz. Bunu fırsat bilenler ise olur olmaz neler neler istiyorlar!

Biz onlar gibi değiliz; Türkiye’de, Ortadoğu’da, dünyanın her yerinde huzur istiyoruz, güven
istiyoruz. Süleyman Şah ve iki askeri de artık yerlerine kavuşturulup Türk bayrağının gölgesinde, Mehmetçiklerimizin koruması altında rahat uyusunlar.

20 Aralık 2025

Osman OKTAY


Yorum bırakın