(Uzun bir yazı olacak. Lütfen sabırla sonuna kadar okumanızı rica ediyorum.-AHT-)
Yazıya, dün anons ettiğim gibi Meclis İmralı Komisyonunun MHP’li üyelerinin hazırladığı rapordan çook ilginizi çekecek bir bölüm ile başlayacaktım. Gazetecilik kuralıdır; en sıcak haber diğerlerini döver. Şimdi o sıcak haberin flaşını verelim. Sonra devam ederiz. Haber, Barzanilerin finanse ettiği DARKA MAZI haber sitesinden;
“Bese Hozat Başkanlığında Sabri Ok, Duran Kalkan’dan oluşan bir üçlü koordinasyon kuruldu. Ve Kalkan PKK’nin yeni yapılanmasının eş başkanlığını Bese Hozat’la beraber yürütecek.”
Hani diyorlardı ya; “PKK kendini fesh etti” diye… Hani, mangalda Keleş kebap yapıp “silahları bıraktık “dümeni yapan Bese Hozat var ya… Eğer bu tezgahı yediyseniz, kusura bakmayın, o zaman buyurun buradan yakın!.. Terör örgütü yeniden yapılanıyormuş…
Şimdi, dün kaldığımız yerden devam edelim. TBMM adına yapılan bebek katili Abdullah Öcalan’ı meşrulaştırma ziyaretinden sonra İmralı tutanakları sayfa sayısından içeriğine kadar çok tartışıldı. Asıl olan her zaman olduğu gibi ustaca gözlerden kaçırıldı. TBMM, terör örgütü elebaşı Öcalan’ı resmi siyasi muhatap alarak tanımış, ayağına kadar giderek haine meşruiyet vermişti. MHP raporundan, İmralı’da Öcalan ile neler konuşulduğuna bakalım;
-PKK Kurucusu Abdullah Öcalan, sürecin başından beri verdiği tüm sözlerin arkasında olduğunu, koşullar elverirse teorik ve pratik imkânlarının bunu gerçekleştirmeye müsait olduğunu ifade etmiştir.
Uzun bir şekilde tarihsel arka planı anlatmış ve Ziya Gökalp’e referans vererek Türk-Kürt kardeşliğinin önemine vurgu yapmıştır.
Abdullah Öcalan silahlı yöntemden ayrıldığını, siyasi yöntemi benimsediğini, 27 Şubat 2025 tarihinde yapmış olduğu çağrı çerçevesinde bütün yapıların, PKK’nın tüm bileşenlerinin, örgütsel varlıklarının dağıtılmasının ve silahlarını bırakmasının ilanının toplum tarafından iyi karşılandığını, halkın bu gelişmeyi takip ettiğini, kendisinin Suriye ve Irak’ta da etkili olduğunu ifade etmiştir.
Bu noktada, Feti Yıldız, PKK’nın Kurucusu Abdullah Öcalan’ın mahkûm olduğu davada şehit ailelerinin avukatı olarak kendisinin bulunduğunu hatırlatması üzerine Abdullah Öcalan: ‘Ben Devlet Bey’in el sıkmasıyla başlayan süreç içinde verdiğim tüm sözlerin arkasındayım.’ demiştir.
Hüseyin Yayman’ın, buraya şehit ailelerinin hassasiyetiyle gelindiğini belirtmesi üzerine ise Abdullah Öcalan, her asker kaybının kendisi için trajedi olduğunu, asla sevinmediğini, bu gençlerin böyle ölmemesi gerektiğini söylemiş, ‘Türkiye’de ve bölgede kesinlikle çözüme ulaşmalıyız’ diye cevaplamış ve TUSAŞ eylemine üzüldüğünü belirtmiştir.
Kendisine ‘Lozan ve 1924 Anayasası öncesi döneme ait dilin kullanılması süreci zehirliyor.’ denmiştir. Yine, devamla en son Zap bölgesi boşaltılırken örgüt mensuplarının elinde silah olması kamuoyunda infial yaratmış, bu konuda yapılan çağrıya PKK’nın tam uymadığı görülüyor denilmiş, Suriye’de SDG’nin 10 Mart mutabakatına uymasının elzem olduğu, Suriye konusunda kendisinin yeni bir açıklama yapması gerektiği söylenmiştir.
Bu devletin hepimizin devleti olduğu, silahı bırakın derken PKK’nın tüm bileşenlerini kapsadığı, PKK’nın Irak’tan çektiği güçlerini Suriye’ye gönderdiği yönünde gözlemler olduğu, bu durumun daha önceki açıklamalarla çelişki yarattığının kendisine söylenmesi üzerine Abdullah Öcalan, PKK’nın sadece eldeki Silahların değil, zihinsel olarak da silahları bırakması gerektiğini ifade etmiştir.
Devamında iki halk arasında tarihsel bir kardeşlik bulunduğunu söylemesi üzerine Feti Yıldız, şehit haberleri geldiği dönemde bile kimsenin gidip bir Kürt komşusunun camını kırmadığını, bu kadar acıya rağmen Türk-Kürt düşmanlığının hiçbir zaman oluşmadığını belirtmiştir.
Bunun üzerine Abdullah Öcalan;
Kendisinin şehit ailelerine saygıyla baktığını, acılarının ne kadar büyük olduğunu bildiğini beyan etmiş, Devlet Bahçeli’nin konuşmasında hatırlattığı ‘Ben devlete hizmet etmeye hazırım.’ sözünü hatırlatıp ‘Buyur.’ demesine karşılık olarak sözlerinin arkasında olduğunu, koşullar elverirse ve iletişim imkânı artırılırsa teorik ve pratik imkânlarının bunu gerçekleştirmeye müsait olduğunu yenilemiştir.
27 Şubat açıklamasına yönelik olarak süreçte geçen bir yılı başarılı gördüğünü, bu dönemde hiç şehit verilmediğini, çatışma çıkmadığını ifade etmiş, böylelikle büyük bir politik açılımın sağlandığını, bu kapsamda kamuoyunda olan desteğin artığını, ilerleyen süreçte kamuoyunun aklında olan bazı soru işaretlerinin giderileceğini de düşündüğünü söylemiştir.
Tarihsel gerçekliği bilen bir heyet olarak terörsüz Türkiye gerçekleşecekse Türkiye’nin pratik ve somut adımları bekliyor olduğunun söylenmesi üzerine Abdullah Öcalan, pozitif hamleler ve adımlar peşinde olduğunu ifade etmiştir.
Somut adımlar konusunda bir direnç bulunduğunu çünkü örgütün merkezinin Kandil’den Suriye sahasına taşımasının sorunu çözmediği ifade edilmesi üzerine kendisinin örgütün lideri olarak her saha için kesin talimat vermesi gerektiğini, bu adımlar gerçekleştiğinde yeni bir iklimin oluşacağını ifade etmiştir.
Abdullah Öcalan, ayrıca, ‘Bu soruyu defaatle sordunuz.’ diyerek sözlerinin arkasında olduğunu, sürecin başarıya ulaşması için tüm gayretini ortaya koyduğunu, imkânlar ölçüsünde de gayret göstermeye devam edeceğini ifade etmiştir.
27 Şubat çağrısında ayrı devlet olmadığını, federasyon olmadığını, idari özerklik olmadığını, kültüralist çözümler olmadığının hatırlatılması üzerine Abdullah Öcalan ‘Evet, öyle.’ diyerek onaylamıştır.
Hüseyin Yayman tarafından Suriye konusunda sorulan sorulara SDG’nin 10 Martta anlaşma yaptığı, anlaşmanın 8 madde olduğu, bunları esas aldıklarını, Suriye başta olmak üzere bölgedeki Israil’in hamlelerine karşı çok dikkatli olunması gerektiğini, Suriye için üniter yapı ve yerel demokrasi benimsediğini söylemiş. Yerel savunma gücünün olup olmayacağı sorusuna cevap olarak ‘Savunma gücü yok, asayiş kapsamında güçler yani polis gibi.’ cevabını vermiştir.
Bu coğrafyada Türksüz Kürt, Kürtsüz Türk yaşayamayacağını belirterek uzun bir tarihsel anlatımda bulunmuş ve Sultan Sencer’e referansla bu birlikteliğin tarihsel önemine vurgu yapmıştır. Reel sosyalizm düşüncesini 1995’ten beri terk ettiğini, zihinsel dönüşümün sancılı bir süreç olduğunu, normalde PKK’yı 1993’te feshetmesi gerektiğini söylemiş ancak her seferinde bir elin bu girişimini sabote ettiğini ifade etmiştir.
Bu sabotaj sürecini darbe mekaniği olarak tanımlamış, 1993’ten günümüze Turgut Özal, Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan’la dolaylı görüşmelerin nihayete erememesinde de bu darbe mekaniğinin etkisinin olduğunu belirtmiştir. ‘Ferhat Abdi Şahin’i tanıyor musunuz, talimatınızı dinler mi?’ sorusuna cevap olarak Abdullah Öcalan kendisine yakın kişilerden biri olduğunu, kendisine bağlı olduğunu söylemiştir. Kendisine Türkiye için hiçbir zaman gerçekleşmeyecek iddialarda bulunmanın süreci sabote etmek olacağını, buna dikkat etmek gerektiğini belirtilen ifadelerde bulunulmuştur.
Gülüstan Kılıç Koçyiğit’in ‘Sizi çok sağlıklı ve zinde gördüm. Kadın hareketiyle ilgili söyleyeceğiniz hususlar var mıdır?’ diye sorması üzerine Abdullah Öcalan selamlarını iletmiş ve görüşme tamamlanmıştır.”
Hareketin liderinin partisinin raporuna bakarsak, Abdullah Öcalan, hidayete ermiş sanki iyilik meleği olmuş. Yerse pazarı!..
Yazının başında verdiğim son dakika haberinin ayrıntılarına dönelim. “Cemil Bayık nerede” başlıklı analiz haber, terör örgütü PKK kaynaklarına dayandırılıyor. PKK/KCK eşbaşkanı Cemil Bayık’ın, Abdullah Öcalan ile arasının açık olduğu ve rahatsızlığı da hatırlatılarak şöyle deniyor;
“PKK kaynaklarına göre Cemil Bayık Öcalan’ın başlattığı süreçten rahatsız. Fakat en büyük rahatsızlığı ise Öcalan’ın ‘İmralı’ya yanıma gelsin’ sözleri oldu.
…
Fakat Bayık, Öcalan’ın egosunu ve tek adam olma histerisini iyi bilen bir isim. Öcalan’ın başlattığı süreç karşısında duramayacağını da iyi bilen biri. Bunun için de politik bir yöntem izledi. PKK kongresinde ‘Öcalan’a sonuna kadar bağlılık’ yemini etti. Fakat Kongre sonrası ‘sağlığının iyi olmadığını’ söyleyerek aktif çalışmalardan uzak durdu.
…
Öyle görülüyor ki Öcalan, Bayık’ın çekimser tutumunu fark etti. Ve yine PKK kaynaklarına göre Öcalan Ağustos ayında yaptığı bir görüşmede ‘Hastaysa buraya gelsin, İmralı’da yanımda kalsın’ dedi. Cemil Bayık Öcalan’ın bu sözlerine büyük tepki gösterdiği belirtiliyor.
PKK kaynaklarına göre Bayık, Öcalan’ın İmralı çağrısını kendisine hakaret olarak gördü ve ruhsal olarak çöküş yaşadı. Çevresine ‘Başkan yine çıldırmış’ dedi.
…
Kaynaklara göre Bayık, Öcalan’ın bu çağrısından sonra çalışmalara artık hiçbir şekilde katılmadı ve sağlığını gerekçe göstererek çalışmalardan tümden çekildi. Onun yerine çalışmaları koordine etmek için Bese Hozat Başkanlığında Sabri Ok, Duran Kalkan’dan oluşan bir üçlü koordinasyon kuruldu. Ve Kalkan PKK’nın yeni yapılanmasının eşbaşkanlığını Bese Hozat’la beraber yürütecek.
Cemil Bayık şimdilerde çok az kişinin bildiği Süleymaniye yakınlarındaki bir alanda yanında bir grup güvenlik, bir doktor ve bir fizyoterapistle beraber kalıyor. Çok nadir bazı özel misafirler yanına gidebiliyor. PKK kaynakları, zaman zaman İran’dan bir doktor gurubunun geldiğini fakat bunun da sadece doktor mu yoksa içinde İran istihbaratı İtlaat’ın elemanları mı olduğu belli değil. Fakat PKK’de alttan alta gelenlerin İran istihbarat üyeleri olduğu dedikodusu da dönüyor.
Yani Bayık yeni sürece katılmayacak ve kendini inzivaya çekti. Geçtiğimiz ay Kalkan’ın Bayık ile görüştüğü ve ‘çalışmalara hiç katılmamasının kabul edilmeyeceğini’ söylediği de gelen bilgiler arasında.”
Haber analizin şu son cümlelerine ayrıca çok dikkat edin;
“Yani Bayık’ın yaşa bağlı sağlık sorunları olsa da hastalığı Öcalan ile gerginlik yaşandığında kendini inzivaya çekmek için kullandığı bir kalkan.
Cemil Bayık’ın geleceği ise Öcalan ve sürecin gidişatına bağlı…”
Soralım o zaman; Türk vatanının geleceği kimlere bağlı?..
16 Aralık 2025
Ahmet TAKAN
KAYNAK: https://yenicaggazetesi.com.tr/
