11 Aralık 1975, Atsız Hoca’ya veda günümüzdü. Birinci Milliyetçi Cephe hükümeti kurulmuştu. Ben 12 Mart evveli ve sonrasında rahmetli Türkeş’in basın müşavirliği görevini yürütmüştüm. Hatta bir ara 1973-74 olsa gerek ( 22-23 yaşlarımda idim) MHP Altındağ ilçe başkanlığı da yapmıştım. Türkeş bey eski ilçe başkanı rahmetli Osman Keskin’e bir sebep kızıp görevden alınca, yerine “git ilçeyi teslim al” ( Osman Keskin ilçeyi terketmemekte ısrar ediyordu) deyip kuruluş ve ilçe başkanlığı yetki belgesini bana vermişti. 75’de hükümet kurulunca da Başbakanlıkta memuriyet günlerimiz başladı. O günlere kadar milliyetçi basından tanıyıp bildiğimiz Yücel Hacaloğlu rahmetli de ” basın müşaviri” kadrosu ile göreve başladı. 1975 yılı Aralık ayına gelmiştik. Ben o günlere kadar yayınlanmakta olan milliyetci dergilerde de görev almış, yazılar yazmakta, röportajlarım çıkmaktaydı. İstanbul’da Atsız Hoca’nin çıkarttığı Ötüken Dergisinin Ankara okullarında, milliyetçi çevrelerde dağıtımını yapmaktaydım. Gazi Lisesinde Hocamız olan Nejdet Sancar’a dergiler gelir, Nejdet Hoca koltuğunun altında getirir, dergileri bizlere teslim eder, bizler de dağıtırdık. “Bizler” diyorum, bu görevi yapan birkaç kişiydik.( Göktürk Mehmet Uytun, Gökçeoğlu Yavuz Yücel, Şekür Turan – Türkistanlı- ) Atsız Hoca vesilesi ile hepsini rahmetle, minnetle analım, istedim. Bu arada benim de Ötüken’de yazı /şiirlerim çıkıyordu. Ankara’dan Refet Körüklü, Ahmet Bican, Dursun Yıldırım, Hikmet Tanyu gibi Ötükenci büyüklerimiz vardı. Sonraları benim sırasıyla, Milli Hareket Dergisi ( Ankara temsilcisi) Devlet, Töre, Bozkurt maceram devam edip gitti. Atsız Hoca’nın vefatı haberini alınca cenazeye katılmak üzere Yücel Hacaloğlu ve Refet Amca ( öyle derdik, Türkeş bey de “amca” derdi, lakabı gibi olmuştu ) ile birlikte İstanbul’a gittik. Hoca o sıralar Maltepe’de oturduğu evden ( bu evde birkaç kere ziyaret etmiştim) bir apartman dairesine -yine Anadolu yakasında, galiba Göztepe- taşınmıştı. Sabah çok erken saatlerde belki de eve ilk gelen ziyaretçiler biz olmuştuk. Yücel bey rahmetli evin muhtelif yerlerinde ( kitaplık, dolap, çekmece vs.,vb. ) çaktırmamaya çalışarak telaşlı bir araştırmaya girişmişti. ” Agabey ne yapıyorsun, bir gören, laf eden olur” dedim. O araştırmaya devam etti. Meğer Atsız Hoca’nin Türk tarihi hakkında bir son inceleme/ araştırma kitabı hazırlığı varmış ve kendisi bu kitaba çok önem veriyor ve iddialı imiş. Yücel bey, ola ki birilerinin eline geçip heder olmasın niyetiyle bu araştırmayı yaparmış. Müsveddeleri bulamadık, daha sonraları da böyle bir kitap yayını söz konusu olmadı sanıyorum. Bu arada cenaze hazırlıkları yapıldı. Geçmiş gün, oğulları Yağmur ( kendisiyle bir ahbaplığım olmadı) ve Buğra ( tanışırız, dostluk da – az- ettik) nasıl, ne zaman geldiler, hatırlamıyorum. Tam 50 yıl geçti. Ankara’dan ve İstanbul dışından gelen Atsız dostu Türkçüler, İstanbullu Türkçü arkadaşlar hep birlikte uğurladık…Eğilip, bükülmeyi bilmeyen, ömrünü daima dik durarak yaşamış büyük bir Türkçü, büyük bir ülkü adamıydı. Sevdasıyla yaşadı, yaşadığı sevdayla göçtü. ” Öksüz Türklüğümü bin cihana değişmem…” inancıyla yaşadı. “Kahramanlar can verir yurdu yaşatmak için…” cümlesini kuracak kadar büyük bir vatan sevdalısıydı.” …İstersen dünyada her şeyden el çek…” demişti. 1975 Aralığının 11’i dünyadan el çektiği gün oldu, ancak mısra devam ediyordu : ” Bayrağı, ırkını, dünü unutma!..” Hoca, dediklerini unutan utansın!..
11 Aralık 2025
Şevket Bülend YAHNİCİ
