Bu ülkeye son çeyrek yüzyılda yaşatılan eziyetin, cefanın, zulmet ve zilletin haddi hesabı yok. “Dünyanın lideriyiz”, “ümmetin önderiyiz, hatta halifesiyiz”, “ortadoğunun patronuyuz -eşbaşkan- “gibi tumturaklı ve de kendimizi övmekten ve tatminden öte geçmeyen laflarla oyalanıp durduk. Bu lafları edip, şişinip gezerken içerde ve dışarıda neler kaybetmekte olduğumuzun pek farkına varmadık/ varamadık. “Kerkük, Musul, Erbil” diye nutuklar attık, Kerkük’ü Kürdistan yaptılar, ancak seyrettik. Biz ortadoğunun patronuyuz diye gerinip gezinirken bir de baktık Talabani kadar hükmümüz yok, Talabani Irak’a cumhurbaşkanı oluverdi, Barzani de “kuzey Irak özerk devleti başkanı” …Irak’ı dizayn edenler “eşbaşkan” olarak bize dönüp ” siz ne istiyorsunuz, ne diyorsunuz” diye sormadılar bile… Biz ise tam o yıllarda bir dahi aklın (önce dışişleri müşaviri, sonra bakan, başbakan) ortaya attığı “Stratejik derinlik” ismi verilmiş; ülkeye ve millete verdiği /vereceği zarar inanılmaz boyutta olan/olacak bir saçmalığa mahkum edilmiştik. Bu saçmalığı bu “Ak” döneme önce dışişlerinin dahi danışmanı, sonra da bakanı, daha sonra da başbakanı olarak empoze edip uygulatan bu akıl almaz aklın verdiği zararı Türk milletinin bütün tarihi boyunca kimsenin vermemiş olduğu açıktır. Ortadoğudaki şekillenmede “eşbaşkan” sıfatıyla büyük rol oynayacağımızi ( daha doğrusu bize böyle bir rol oynatacaklarını) zanneden bir boş hayal ürünü olan bu akılsız akla maalesef çok kimse kandı…Hanımefendi bile “halife olarak sadece milletin değil, bütün ümmetin sorumluluğu üzerimizde” yollu sözler etti ama, bizim bu Polyannacılığımız bir faide getirmedi, Talabani cumhurbaşkanı oldu, Barzani Irak Kürdistan’ına Başkan. Kerkük’ü Kürdistan şehri ilan ettiler. Türkmen’in adı yok…”Stratejik derinlik” bir serinliğe dönüştü, üstüne bir bardak soğuk su içtik.
İşte, tam bu sıralarda Ortadoğu coğrafyası bir başka noktadan gelen patlama seslerinin şahidi oldu. Suriye patlamıştı, Suriye kaynıyordu, PKK, IŞİD, El kaide, nusra, ihvan, deaş ortalık kel Ali’nin bağına dönmüştü. Biz hala “Stratejik derinlik” isimli büyük ve dahi politikamızın arkasındaydık. Kendimizi hala ortadoğunun ağabeyi, “BOP’un eşbaşkanı” , “ümmetin hamisi (hatta halifesi -Hanımefendinin tabiriyle-) “görüyor, zannediyorduk. Zulme uğrayan, zulümden kaçan bir müslüman varsa biz “ağabey”, “hami” , “Stratejik derinlik görevlisi” olarak konuya el atmalıydık. Hem gerekirse Suriye’ye girer, Emevi camiinde namaz bile kılardık. “Stratejik derinlik” vizyonumuz, eşbaşkanlık sıfatımız, ağabeylik vasfımız (hele bir de hanımın bizi ümmetin halifesi sandığı bir dünyada) bu zavallı Suriyelilere bağrımızı açıp “gelin, gelebildiğiniz kadar gelin” dememize sebep olacaktı. Biz Halep’e, Şam’a bile gireriz diye nutuklar atarken milyonlarca Suriyeli ve Suriye kadar bir Suriye bizim içimize giriverdi. Irak’tan sonra Suriye’de de “Stratejik derinlik” politikası bir büyük hüsrana dönüştü “derinlik” , “serinlik” oldu, bir bardak soğuk su da oradan içtik…
Ama olsun, biz hâlâ polyannacılığımızı devam ettiriyor, ortadoğunun patronu, ağabeyi, hamisi, birileri başkansa kendimizin onların eşbaşkanı olduğuna inanıyoruz…
“Dünya liderligi” iddiamız da boş bir laf değil. Dünyanın hangi ülkesinde resmi güvenlik makamı hükümlü /mahkum statüsündeki 3248 vatandaşının içerde ( cezaevinde) değil de, dışarıda gezmekte olduğunu açıklayabilir. ( cezaevlerinin doluluk oranı yüzünden derlerse şaşırmayın) … Avrupa suçluluk endeksinde ilk sıradayız. Dünya sıralamasında ise ondördüncülükten, onunculuğa yükselmişiz…🤔
Kim tutar bizi?!..
06 Aralık 2025
Şevket Bülend YAHNİCİ
