-Bir bilmecem var çocuklar!
-Hadi sor, sor!..
Bu reklam repliğini hatırladınız değil mi? Hani bir bisküvi ya da çikolata reklamında geçiyordu…
Ben de bir bilmece soracağım; yalnız bu bilmecenin cevabı onun gibi hoş, onun gibi tatlı
değil. Değil de yine de soruyorum işte:
“Karanlık derenin kurdu, vurdu kapıyı kırdı. Biri içeri girdi, ikisi kapıda durdu.”
Nedir, kimdir, kimlerdir?
Cevapları alalım; kaç kişi bildi acaba?
Millet olarak artık kime ve hangi kuruma güveneceğimizi, güvenmeyi bırakın; çaresizlikten
başımızı hangi taşlara vuracağımızı bile şaşırmış durumdayız. Belediyelerde, başka resmî kurumlarda, şirketlerde olan yolsuzluk, rüşvet, israf, lüks, şatafat haberlerini dinlemekten adeta kendimizi kaybettik.
En son “Adli Emanet Deposu” soygunlarını duyunca gerçekten çıldırmamak mümkün değil.
Adli Emanet, yani “Yed-i Emin/Güvenilir El, Güvenilir Yer.”
Adı öyle olsa da güvenilmiyor işte. Resmî kurumlarca “Güvenilir kişi” olarak tayin edilen kişi ya da kişileri geçtik de adliye yani adalet dağıtılan, en güvenilir kurum olması gereken yerlerin Adli Emanet depolarından yapılan soygunlara ne diyecek, kime nasıl anlatacağız?
O depolardan birinde çalışan ve çevredekilerin “Dürüst, efendi biriydi. Selam vermeden, hâl
hatır sormadan geçmezdi” dedikleri kişi, görev yaptığı Adliye binasının emanet deposuna hâkim kararı ve tespiti ile konan; bekçiliğini yaptığı, güvenliğini sağlamakla yükümlü olduğu oldukça yüklü miktardaki altın ve gümüşleri market arabasına yükleyip kaçırabiliyor, bir başkası ya da başkaları da bir başka Adli Emanet Deposu’nda emanete alınan silahları çalıp satabiliyor!
Daha önceleri, güvenlik görevlilerinden korumakla yükümlü olup maaş aldığı bankayı soyan özel güvenlik memurlarını, banka memurlarını, ilaç yolsuzluklarına karışan, hastalarına etik davranmayan hastanelerle doktorları da duymuştuk. Tam bu haberlerin içine düşmüşken “Karabük’te tefecilik yapan İmamla müezzin tutuklandı” diye bir başka haber de gelmesin mi? Hani zina, taciz, tecavüz işlerine karışan hoca ve hoca efendilerden haberimiz olmuştu da tıpkı zina gibi nasla, ayetle yasaklanan ve düpedüz haram olan tefecilik işine bulaşan hocaları da duymuş olduk.
Gerçekten de kime, kimlere ve hangi kuruma güveneceğimizi bilmiyoruz, çaresiziz.
Benimki de iş mi yani? Bir bilmece sordum, cevabını almadan yazdım da yazdım. Bu arada
zaten cevaplarınızı çoktan verdiniz değil mi?
Cevap: Hırsız!
Bilmecemiz “Karanlık derenin kurdu, vurdu kapıyı kırdı. Biri içeri girdi, ikisi kapıda durdu” diyordu. Söz konusu Adli Emanet hırsızlıklarında ya da soygunlarında ise tıpkı ata sözümüzde ifade edildiği gibi kapıyı kırıp girmeye, dışarıda gözcülük yapmaya gerek yokmuş:
“Hırsız evin içinde ise kapı kilit tutmaz!”
Gerçekten de öyle. Öyle de bu işin resmi bir kurumda, devlet güvencesi olan bir yerde, üstelik
Adliye’de olması oldukça düşündürücü. Dolayısıyla başta fertler, aileler, öğretmenler, okullar olarak, topyekûn millet olarak, devlet olarak ayrı ayrı kendimizi, kurumlarımızı sorgulamamız gerekiyor.
Türkiye’de televizyon dizileri çok yaygın. Bu sektörde oldukça başarılı işler çıkartılıyor. Yapılan dizilerin yurt dışında da büyük bir pazarı var, ülkemize döviz kazandırılıyor. Ancak…
Ancak bu konuda ipin ucu kaçmış, ahlaksızlık, kötülük zirve yapmış durumda. Roman, “Olmuş
ya da olması, yaşanmış ya da yaşanması mümkün olan olaylar zinciri” olarak tarif edilir. Bu doğrudur ve diziler için de geçerlidir. Dizilerde gerilim verip seyirci ilgisini sürdürebilmek için abartılara kaçılması da işin gereğidir. Gereğidir de ahlaksızlıkların, kötülüklerin adeta cazip hale getirilmesi doğru değildir. Senaristler ya da yapımcılar, yönetmenler sanki birbirlerini taklit ediyorlar.
Son zamanlarda kulak misafiri olduğum ve seyrettiğim bazı dizilerde DNA ve hamilelik
ultrasonu sahtekarlığı almış başını gidiyor. Mafya ya da hatırlı, zengin kişiler Adli Tıp Kurumu’ndan
gerçek sonuçların aksine rapor çıkartabiliyor, oradan doğru rapor çıksa bile savcılıktan farklı bir cevap göndertebiliyor, kadın doğum uzmanından farklı ultrason çıktısı aldırtabiliyorlar!
İnsanlarda “Demek ki böyle şeyler oluyormuş” şüphesini uyandırmak bir yana o resmî
kurumların yıpratılması son derece sakıncalı değil mi? Çoğu zaman bu sahtekarlığı yapanlar cezasız kalıyor, tabir yerinde ise yaptıkları yanlarına kar kalıyor. Dizinin bilmem kaç bölüm sonrasında yanlış ortaya çıkıp suçlu cezasını çekecek olsa bile artık iş işten geçmiş, kurumlara, doktorlara olan güven sarsılmış oluyor. Ancaaak!..
Ancak kurumlarımız da tıpkı Adli Emanet depolarında olduğu gibi ilaç yolsuzluklarına, hasta istismarlarına bulaşan hastaneler ve doktorlar da bu meşru olmayan, ahlakilikten uzak davranışlardan kaçınmalı, gerekli tedbirler mutlaka alınmalıdır.
İnsan kısım kısım, yer damar damar, hırsızlıkta ne ar var ne damar, vuralım gitsin okkalı bir
şamar. Vuralım, defedelim de yanımıza, yöremize, kurumlarımıza bir daha uğramasın.
05 Aralık 2025
Osman OKTAY
